E-Nasıl.Com

İnternet Gündemi

Ekim 5th, 2008 iin arsiv

Ankara Tiyatro Festivali Yaklaşıyor!

Yazan: admin Tarih: Eki 5th, 2008 | Kategori:: Kategorilenmemiş
Resim

13. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali, yurt içi ve yurt dışından 69 tiyatro topluluğunun katılımı ile 14-30 Kasım arasında Ankaralı sanatseverlerle buluşacak.

Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakıf (TAKSAV) tarafından düzenlenen 13. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali, 14 Kasım Cuma günü, Büyük Tiyatro’da yapılacak gala ile başlayacak. Festival süresince, 69 tiyatro grubu, 99 etkinlikle başkentlilerin karşısına çıkacak.

“Hayat Sanatla Güzel” temasıyla gerçekleştirilecek festivale, İspanya, Hollanda, İran ve Azerbaycan gibi ülkelerden tiyatro grupları konuk olacak.

Festival Başkanı Yener Aksu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, festival sırasında, yürüttükleri “Sosyal Sorumluluk Projesi” kapsamında hayatında hiç tiyatroya gitmemiş 2 bin kişiyi bu yıl tiyatroyla ücretsiz buluşturacaklarını bildirdi.

Projeye özel önem verdiklerini ve gelecek yıllarda da sürdürüleceğini ifade eden Aksu, 5 yılda tiyatroya hiç gitmemiş 10 bini aşkın kişiyi salonlara çekmeyi hedeflediklerini söyledi. Aksu, bu çerçevede festivalde halkın beğenisini kazanacağını ve izlemekten keyif alacaklarını düşündükleri “Murtaza”, “Yılanların Öcü”, “Kuzguncuklu Fazilet” gibi oyunlara da yer verildiğini kaydetti.

Yener Aksu, ayrıca bu yılki festivalde çocuk tiyatrolarına özel olarak yer verdiklerini ifade ederek, 8 çocuk tiyatrosunun, birbirinden güzel oyunlarla çocukların karşısına çıkacağını belirtti.

Devlet Tiyatrolarının, salonlarını tahsis ederek festivale destek vermesinden duyduğu memnuniyeti dile getiren Aksu, festivaldeki oyunların Küçük Tiyatro, Şinasi, Çayyolu ve Akün sahnelerinde izleyiciyle buluşacağını bildirdi.

Aksu, başkentteki yerel yönetimlerin tiyatroya ilgisiz kaldığını öne sürerek, “Yerel yönetimlerden festivale herhangi bir sponsorluk desteği yok. Belediyeler, çok öne çıkmadıkları için festivale destek olmadılar” dedi.

Kaynak (metin): Milliyet

284


Enteresan bilimsel gerçekler !

Yazan: admin Tarih: Eki 5th, 2008 | Kategori:: Bilim
Resim
Okyanusların derinliklerindeki bitki örtüsü, tüm dünyadaki yeşilliğin yaklaşık % 85′ini oluşturmaktadır.

Resim
Meşe ağaçları elli yaşına gelene kadar palamut vermezler.

Resim
Şimşekler bitkilerin canlı kalmasını sağlar. Şimşekteki yoğun enerji sayesinde havada bulunan nitrojen, oksijenle birleşerek, suda çözünebilir nitrojen oksitleri oluşturur ve oluşan nitrojen oksitler yağmurla birlikte toprağa düşer. Bitkilerin hayatta kalmak için nitratlara ihtiyacı olduğundan dolayı, şimşekler olmadan bitkiler hayatta kalamaz.

Resim
Algler mineral, vitaminler ve iz elementler bakımından zengindir. Bundan dolayı Pasifik ülkeleri, Çin ve Japonya başta olmak üzere, dünyanın bir çok yerinde insan ve hayvan gıdalarında yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Japonların kişi başına 6.7 kg ile günümüzde öncekinden olduğundan daha fazla deniz yosunu tükettiği görülmektedir.Japon yemeği Asakusa-nori ve Galler ülkesine özgü bir ekmek türü, morumsu bir alg olan Porifera’dan yapılmaktadır.

168


Buda nedir ?

Yazan: admin Tarih: Eki 5th, 2008 | Kategori:: Ne Nasil / Neden

Buda, Sanskrit dilinde “uyanmak,idrak etmek, bilinçlenmek” anlamına gelen “budh” fiilinin geçmiş zaman kipi olup, “uyanmış, idrak etmiş, bilinçlenmiş” anlamına gelir. Terim Asya dinleri terminolojisinde şu dört anlamda kullanılır:

- Nirvana’ya ermiş ve dünyada tekrar doğmasına gerek kalmamış, aydınlanmış insan. Bu unvan, Budizm’de tam ve aşılamaz aydınlanmaya ulaşmış, öfke, açgözlülük ve cahilliği kesin bir şekilde alt etmiş, dünyevi acılardan tamamıyla kurtulmuş insanı ifade eder.

- Siddharta ve Shakyamuni olarak da adlandırılan, Budizm’in kurucusu sayılan Gotama (Gautama) Buda (Buddha).

- Değişik bedenlerde doğan Buda’nın ruhu.

- Aşkın (Müteal) Realite.

515


Gıda hileleri nelerdir ?

Yazan: admin Tarih: Eki 5th, 2008 | Kategori:: Ne Nasil / Neden

İşte nasıl kandırıldığımızı öğrenin :

- Dönere, tavuk derisi, kıyması, bağırsağı ve taşlık karıştırılıyor.

- Soframızda her öğün bulunan ekmeğe karbonat katılarak rengi beyazlaştırılıyor.

- Et terbiye edilirken %20-25 oranında su verilip ağırlaştırılıyor. Siz bir kilo diye alıyorsunuz ama onun sadece 750 gramı et.

- Kırmızı bibere kiremit tozu, karabibere renk alması için kanserojen boya katılıyor.

- Kırmızı etten yapılan kıymaya tavuk kıyması karıştırılıyor.E-nasil.com

- Küf tutmuş ve bayatlamış peynirler, eritilerek eritme peynir olarak piyasaya sürülüyor.

- Salam sosis ve sucuk gibi et ürünlerine tavuk derisi bağırsağı taşlık karıştırılıyor.

- İhraç ürünü olan ancak hormonlu bulunarak geri gönderilen birçok sebze ve meyve, iç piyasada ithal ürün olarak satılıyor.

- Sütün öz yağı alınarak, katı yağ ile karıştırılıyor. Bu şekilde süte yağlı süt imajı veriliyor.

- Tereyağ patates ve margarin katılarak piyasaya sürülüyor.

- Zeytinin rengi koyulaştırılmak ve parlak hale getirilmek tekstil boyası kullanılıyor.

176


Afrikalılar Nasıl Sömürgeleştirilmiştir ?

Yazan: admin Tarih: Eki 5th, 2008 | Kategori:: Ne Nasil / Neden
Resim

Afrika’nın sömürgeleşmesi gayet kısa bir sürede olmuştur. O kadar ki, 1870′de Afrika’nın ancak onda biri sömürge iken, 1890 da sömürge olmamış kısım ancak onda bir miktarında idi. Afrika’nın insanlığın bilgisine açılması devre devre olmuştur ve burada da üç devreyi tesbit etmek mümkündür. Bunlardan ilk devreyi teşkil eden ilk çağlarda, Kuzey Afrika’da Mısır ve Kartaca medeniyetlerine rastlamaktayız. Daha sonra bunların yerini Roma İmparatarluğu’nun dağılmasından sonra ve Osmanlı İmparatorluğu’nun ortaya çıkışı ile, Kuzey Afrika Osmanlı İmparatorluğu’nun kontroluna girmiştir. 8′inci, 9′uncu ve 10′uncu yüzyıllarda ise Arap Yarımadası’nın Doğu Afrika ile temasa geçtiğini görüyoruz.

Somali, Kenya ve Kızıldeniz kıyıları 10. yüzyıldan itibaren Arapların sömürgesi olmuştur. Doğu Afrika’nın Arapların sömürgesi olması, bu bölgelerde Arap dil ve kültürünün ve aynı zamanda Müslümanlığın yayılması neticesini vermiştir. Arap dil ve kültürünün bu bölgelerdeki tesiri günümüze kadar devam etmiş ve bugün dahi buralarda mahalli dillerle Arapça’nın karışmasından meydana gelen ve “Sahil Dili” manasına gelen Swahili dili konuşulmaktadır.

Orta Doğu’nun Arap kuşağının Osmanlı İmparatorluğu’nun kontroluna girmesinden sonra, Doğu Afrika’daki Arap kontrolü de zayıflamıştır. Fakat tam bu sıralarda, Avrupalılar Afrika ile alakadar olmaya başlamışlardır. 15′inci yüzyıldan itibaren Portakizliler Angola ve Mozambik kıyılarını ele geçirirken, Hollandalılar da Güney Afrika kıyılarına yerleşmeye başlamışlardır. Fransızlar ise Afrika’ya, 16′ıncı yüzyıldan itibaren ve Batı Afrika kıyılarında Senegal’den itibaren Afrika’ya girmeye çalışmışlardır. İngilizler ise, genellikle Gine Körfezi kıyılarına yerleşmişlerdir.

Denizcilikte ilerlemiş olan Avrupa ülkeleri Afrika’nın kıyılarına yerleşmekle beraber, iklim ve tabiat şartlarının güçlüğü dolayııyla, kıtanın içerlerine girmeye cesaret edememişlerdir. Bu sebeple, 19′uncu yüzyılın ortalarına galinceye kadar, Afrika’nın iç kısımları ve buralardaki hayat, insanların bilgisine kapalı kalmıştır.

Afrika’nın insanlığın bilgisine açılmasında Nil nehri büyük rol oynamıştır. Çok eski çağlardan beri Nil Nehri ve bilhassa Nil’in kaynağı insanların merakını çekmekte idi. 19′uncu yüzyılda Nil’in kaynağını araştırma teşebbüsünde bulunan, İngiliz John Speak’tır. 1850′de Samuel Baker’de bu nehrin kaynağını bulma teşebbüsüne girişmiş, lakin başarılı olamamıştır. Nil’in kaynağını bularak insanlığın bilgisine ilk defa açan David Livingstone’dur.

Livingstone, 1842 yılından 1873 yılına kadar Afrika’nın içerlerinde yaptığı gezilerde Nil’in kaynağını bulmuş ve Afrika’nın bilinmeyen kısımlarını insanlığın bilgisine açmıştır. Bu gezileri sırasında Kongo ve Zambezi nehirlerini de bulmuştur.

Levingstone öldükten sonra, Henry Morton Stanley onun gezilerini devam ettirerek, 1870-1894 yılları arasında Uganda, Kenya ve Kongo’nun iç kısımlarını gezmiştir. Afrika’nın, bir bakıma “keşfedilmesi”, Avrupa devletlerinin kıyılardan içerlere hücumuna sebep olmuştur. Bu, sömürgeleşmenin hızlanmasıdır.

Kıyıda bir yeri ele geçiren, içerlere kadar olan geniş toprakların kendisinin olduğunu ilan ediyordu. Bu ise, anlaşmazlıkları arttırdı. Bu sebeple Avrupa devletleri, 1885 yılında Berlin’de toplanıp “Berlin Senedi” adı ile bir belge imzaladılar. Bu senet, sümürgecilikte “fiili işgal” prensibini kabul ediyordu. Yani, Afrika’da bir toprağı fiilen işgal etmedikçe, orasına sahip olunamıyacaktı. “Fiili İşgal” prensibi Afrika’ya hücumu daha da hızlandırdı. Her devlet, diğerlerinden önce harekete geçip, daha geniş toprakları işgale çalıştı. Avrupa politikasına ağırlık veren Bismarck bile bu sömürgeciliğe koşuştan geri kalmadı.

Doğu Afrika’da Tanganyika (bugünkü Tanzania) 1884′de Almanya tarafından işgal edilmişti. Bunun arkasından Almanya Güney-Batı Alman Afrikası’nı (bugünkü Namibia) ve Gine Körfezi’nde Togo ve Kamerunu ele geçirdi.

Resim

İngiltere’nin Sömürgecilik Faaliyetleri

Afrika’nın sömürgeleşmesinde aslan payını İngiltere almıştır. İngiltere, Avrupa’da Napolyon Savaşlarını sona erdiren ve Avrupa haritasına yeni bir şekil veren 1815 Viyana Kongresi kararları ile Hollanda’nın elinden Güney Afrika’daki Cape sömürgesini almıştır. Bundan sonra, 1840′larda, Güney Afrika’dan daha yukarılara çıkıp, bugün Güney Afrika Cumhuriyeti’nin sınırları içinde bulunan Oranj ve Transvaal topraklarını da Cape sömürgesine (Cape Colony) kattı. Daha yukarda da belirttiğimiz gibi, İngiltere 1882 de Mısır’ı işgal etmekle Afrika’nın kuzey ucuna da yerleşmiş olmaktaydı.

1885 Berlin Konferansı’ndan sonra ise; Nil Nehri’nin bütünlüğünü korumak için, Mısır’dan güneye inip Sudan’ı da ele geçirmek istedi. Fakat buradaki Müslüman halkın silahlı mukavemeti ile karşılaşıp iki kere de yenilgiye uğradı. Bunun üzerine Sudan meselesine bir süre ara verip, tekrar güneye döndü.

1885-1895 arasında, Transvaal’dan kuzeye çıkıp Rodezya (bugünkü Zimbabwe) ile Nyasaland’ı (bugünkü Malawi) aldı ve buradan da daha yukarılara çıkarak Kenya ve Uganda’ya girdi. Şimdi arada tek boşluk olarak Sudan kalmıştı. Onun için 1895-96 da yaptığı silahlı mücadele ile 1896 da Sudan’ı da işgal etti. Sudan’ın işgali ile İngiltere, Afrika’nın kuzeyinde İskenderiye’den güneyinde Cape Town’a kadar geniş bir şerit halinde uzayan büyük bir sömürge imparatorluğu kurmuş olmaktaydı.

Resim

Fransa’nın Sömürgecilik Faaliyetleri

Fransa’nın Afrika’daki sömürgecilik faaliyeti, İngiltere’ninkinin aksi istikamette olmuştur. Yani İngiltere, Afrika’da kuzey-güney istikametinde hareket ederken, Fransa Afrika’ya batı-doğu istikametinde girmek istemiş ve bunun için de Senegal’den hareket etmiştir.

Fransa’nın 1880′lerde Senegal’den hareketle batıya doğru ilerlemesi İngiltere’yi endişelendirmiştir. Zira bu sırada Gine Körfezi’ne de İngiltere hakimdir ve Fransa’nın Niger Nehri istikametinde ilerlemesi dolayısıyla İngiltere, Fransa’nın Niger Nehri’ni takiben güneye Gine Körfezi’ne sarkmasından korkmuştur. Fakat Fransa’nın İngiltere ile yapmış olduğu bir anlaşma ile, Niger Nehri’nden güneye inmemeyi vaad etmesi, bir çatışmayı önlemiş ve İngiltere’yi rahatlatmıştır.

Fransa’nın güneye inmesinin İngiltere tarafından engellenmesi, bu devleti doğu istikametinde ilerlemeye adeta mecbur bırakmış olmaktaydı. Bu sebepten ilerlemesine devam ederek bugünkü Mali, Niger, Chad ve Merkezi Afrika Cumhuriyeti topraklarını ele geçirip Sudan’a girdi ve Nil’in iki büyük kolundan olan Beyaz Nil kıyılarına dayandı. Tam bu sıradadır ki İngiltere de kuzeyden ve güneyden Sudan’ı işgale başlamıştır.

Her iki devletin kuvvetleri Beyaz Nil üzerinde Kodok’da (Fachoda) karşı karşıya geldiler. Nerdeyse aralarında bir savaş çıkacaktı. Çünkü İngiltere Fransa’nın Sudan’dan çıkmasında ısrar etti. Fransa, İngiltere ile bir savaşı göze alamadığı için, 1898 yılında Sudan’dan çekildi ve İngiltere de Nil’in bütünlüğünü kendi eline geçirmeye muvaffak oldu. İngiltere ile Fransa Madagaskar üzerinde de çatıştılar. Fakat Sudan, İngiltere için daha mühim olduğundan, Madagaskar’ı Fransa’ya bıraktı ve oradan çekildi.

138


Çay demlemenin altın kuralları nelerdir ?

Yazan: admin Tarih: Eki 5th, 2008 | Kategori:: Ne Nasil / Neden

Taze ve soğuk su kullanın. Daha iyi bir demleme ısısına ulaşmak için demliği ısıtın. Çayın ölçüsüne dikkat edin; fazla çay koymak hem ekonomik değildir hem de çay acı olur. Su kaynadığı anda, suyu demliğe ekleyin. Tüm lezzetin açığa çıkabilmesi için 3-5 dakika demleyin. Eğer çayınızı süt ile içmek istiyorsanız daha iyi karışması için fincana önce sütü koyun. Çayı kuru, hava almaz bir kapta muhafaza edin.

Su on saniyeden fazla kaynayıp fokurdamamalıdır yoksa gereğinden fazal oksijen kaybeder. Soğumuş suyu asla yeniden kaynatmamak gerekir. Demlenmiş çayı porselen çaydanlığa boşaltmadan önce bir kez karıştırın. Yeşil çay, altlığı olmayan fincanla, siyah çay ise altlıklı fincanla sunulur.

Demliğin, çaydanlığın ve çay bardaklarının metal olmamaları ve deterjanla yıkanmamaları gerekir. Metal çaydanlıkta yapılan çayda metal tadı olur.

Çay bitkisinin uçlarında ve dallarında küçük çiçekler açar. Meyve üç gözlü kapsüldür. Çay bitkisinden yalnızca çay elde etmek için değil, ilaç üretmek için de yararlanılır.

Thea Sinensis ve Thea Assamica (Theaceae) çaygillerin ekonomik açıdan en ilginç olanlarıdır. Literatüre bakılırsa, özellikle de tropik ve astropik ormanlarda, 28 cins ve 520 türde karşımıza çıkar.

Çayın işlenmesi; soldurma, kıvırma, mayalama ve kurutulmayla yapılır. Dört kilo yeşil yapraktan yaklaşık bir kilo çay elde edilir. Avrupa’ya ilk çay 1610 yılında, o sırada henüz sekiz yıllık bir geçmişe sahip olan Hollanda Doğu Hindistan Kumpanyası’nın bir gemisiyle geldi. Buzlu çay, 1904’te Saint Louis Dünya Fuarı’nda icat edildi.

163