E-Nasıl.Com

İnternet Gündemi

Ekim 5th, 2008 iin arsiv

Aksoloti

Yazan: admin Tarih: Eki 5th, 2008 | Kategori:: Bilim Ve Teknoloji Terimleri

Ambystoma mexiacanum adlı salamanderin neotenik larvası.

Bunların bulunduğu Mexico City dolaylarındaki göllerde iyot eksikliği nedeni ile hiç bir zaman erişkin hale gelemezler; ancak kontrollu bir çevrede bunu başarabilirler. Boyları 10-17,5 cm kadardırç Başka salamanderlerin neotik larvaları için de aksolotl deyimi kullanılır.

Akson : Sinir hücresi gövdesinden aldığı emirleri organlara taşıyan sinir teli.

397


Türklerin Yunanistandaki İzleri

Yazan: admin Tarih: Eki 5th, 2008 | Kategori:: Makaleler

Davut Bey Camiisi

Yunanistan’ın Ağrıboz adasındadır. 1507-1508 yılları arasında yapılmıştır. Kubbeli ve kurşun örtülü bir camiidir. Camii ye ismini veren Davud Bey’in kim olduğu tespit edilememiştir.

Fatih Sultan Mehmet Camiisi

Yunanistan’ın başşehri Atina’dadır. ‘Fethiye Camiisi’ adı ile de bilinen bu camiinin Fatih vakfından olduğu, 1791-1792 yılına ait bir tamir kitabesinden anlaşılmaktadır. İşlek bir alanda olduğundan ‘Çarşı Camiisi’ de denilmektedir. Duvarları hiç hatıl kullanılmadan küçük maloz taşları ile yapılmıştır. Bugün, camiinin içi kat kat ahşap döşeme raflara bölünmüş bir müze deposu halindedir.

Kale Camiisi

Atina’da, Yukarı Kale’deki bir mabedin direklerinin ortasına yapılmıştır. 60 adet mermer sütunlu ve çatılı bir camiidir. Venedikliler Atina’yı kuşattıkları bir sırada, 1687 yılında, kalede buılunan cephane, attıkları bir gülle isabeti ile uçmuş, camii de tamamen yıkılmıştır.E-nasil.Com. Sonra kale tamir edilmiş, bu camii kubbeli olarak yeniden yapılmıştır. Kubbe kiremit örtülü olup revakı tonozludur.

Oruç Bey - Fısıltı Hamamı

Dimetoka’dadır. Dış görünüşü çok süslü bir binadır. Bu hamamda bir kemerin altındaki delikten söylenenlerin, bir diğer uçtaki deliğe kulağını koyan tarafından hatasız, eksiksiz işitildiği söylenmektedir. Hamam bugün oldukça harap durumdadır.

İbrahim Baba Türbesi

Ferecik’tedir. Bu türbede yatan kişi kesin olarak bilinmemektedir. Bina kaba yontma taştan olup kare bir plana sahiptir. Bu yapıyı Yunanlılar domuz ahırı olarak kullandıklarından, adı ‘Domuz Türbesi’ olarak da söylenmektedir.

Yeni Cami

Bugün Gümülcine’nin en güzel camilerinden olan bu camiinin banisi Ahmet Efendi adlı birisidir. Kubbeleri ve etrafı kurşun örtülüdür. Mihrap, minber, müezzin mahfili ve girişi çok süslüdür. Pencere aynasındaki yazı Bakara suresinin 127. ayetidir. Kubbe 11 dilimdir ve üçgen şeklinde oturmaktadır. Bu camiide Mehmet Emin Efendi nin vakıfları bulunmaktadır.

Devamı daha sonra … (Altan Araslı)

150


Siena’da Cem Sultan İle İlk Tanışma

Yazan: admin Tarih: Eki 5th, 2008 | Kategori:: Makaleler

Floransa’dan sonra çizmeye doğru yönelip, yavaş yavaş güneye iniyoruz. İlk durak yerimiz Siena olacak

Arada bir manastırlarla göz göze geliyoruz.İyice köhneleşmişler, iyice yalnızlığa terk edilmişler. Orta çağın göz bebeği bu ibadet yuvaları nelere sahne olmamıştı. İster istemez aklımıza biri takılıyor:

Chronik adlı eserin yazarı Baron Zimmem bakın neler yazmış :

Manastırda ahlak dışı olduğu zaman, zaman zaman kulaklara yansıyordu. Nitekim bir gün her şey göz önüne serildi.

Strassbourg’da bir manastıra yıldırım düşmüş, akabinde yangın çıkmıştır. Halk, içeride kalanları kurtarmak amacı ile kapıları kırıp manastıra girdi. Huşu içinde ibadet yapıldığını zannettikleri bölmelerde rezaletlerin sergisini seyrettiler. Yaşlı başlı rahipler genç delikanlılarla gayet samimi aile panoramasını sergiliyorlarmış. O çağlarda, evlilik dışı çocuklar manastırların özel pencerelerine konur, rahibeler tarafından büyütülmüş bu delikanlılar da o çocuklarmış. Ayrıca, manastırlarda adet üzerinde hiç suyu boşaltılmayan havuzlar bulunmuş. Günah ürünleri bu havuzlarda boğulur, Allah ın bağışlayacağı lütüflarına sığınılırmış.

Dudaklarımızda tebessümler, böylece nice olaylar zihnimizden gerçerken Siena ya girdik. Hemen belirtelim, İtalyan lar ‘eski eserleri koruma’ yönünden çok başarılılar.

Siena’da ilk gözümüze takılanlar Del Campo sarayı ile Gala çeşmesi. Ne var ki, biz Cem Sultan’ın hatırasını kaydetmeye bir duvar resmi içindeki portresini görmeye geldik. Araştırmacılar portrenin Cem Sultan’a ait olabileceğini belirtmektedirler.

Doğruca duvar resminin bulunduğu, Dom kilisesindeli Piccolomini kütüphanesine gidiyoruz.

Ressem Pinturicchio’nun eserlerini kaplayan bölümde, resimlerden birinin önünde duruyoruz. Altında Papa II Pius’un Türklere karşı kutsal ittifak için Montova’da yaptığı bir toplantının tasviri yazılı. Ön cephede bir Türk figürü var. Kime ait olabileceğine bilahare değineceğiz. E-nasil.com.

Ancak bizi asıl ilgilendirecek onuncu resim. Vatikan gezimizde ayrıntıları ile eğileceğimiz gibi, çok süpriz bir resmi bulunmadığı taktirde, bu resimdeki figür bahtsız Cem Sultan’ın ta kendisi. İnsan bayağı etkileniyor. Şüphesiz Cem’in şiirlerini ve hayatını incelemiş birisi olarak içimiz buruklaşmadı değil. Karşımızda 1464 yılında yaşanmış bir olay duruyor.

Devamı daha sonra… ( Altan Araslı )

114


Hz. Abdulkadir Geylani’den Öğütler

Yazan: admin Tarih: Eki 5th, 2008 | Kategori:: Makaleler

Sakın yaptığın işlerde ve bulduğun manevi halde kendi gücünü görmeyesin. Bu hal kişiyi azdırır ve YARATAN’ın rahmet nazarından uzak kılar. Sakın sözünü dinletme ve kabul ettirme hevesine de kapılmayasın. Önce temeli at sonra üzerine binayı çık. Kalbini derin kaz ki oradan hikmet pınarları fışkırsın, sonra ihlas ve iyi işlerle o binayı yükselt. Bu işlerden sonra halkı o köşke davet et.

***

Başkasında bulunan bir hatayı defetmek istersen nefsinle yapma, imanınla yap. Kötülükleri ancak İMAN yıkar. Bu durumda RABB’in sana işlerinde yardımcı olur. O kötülüğü yok etmek için arkadaş olur, O kötülüğü ezer ortadan kaldırır. Eğer bir kötülüğü nefsin için, halkın seni tanıması için ortadan kaldırmaya niyet edersen rezil olursun. Her işte HAKK’ın rızası aranmalıdır.

***

İSLAM gömleğin yırtık, İMAN elbisen pis, kalbin cahil, için kederle dolu. Gönlün İSLAMİYET’e açık değil. İç alemin harap, dışın mamur, bütün sayfaların günah karası. Sevdiğin ve arzuladığın yalnızca dünya.

Kabir kapısı açık ve ahiret sana doğru gelmekte. En kısa zamanda aklını başına topla, yalnız dünya azığı toplamaktan vazgeç de ahiret azığını toplamakta acele et…

Sabırlı kulların bu dünyada çektiği cefa, Yüce Allah’ın (C.C) gözünden kaçmaz. Siz bir an olsun O’nun uğruna sabır yolunu tutun, yıllarca ecrini alırsınız. Ömrü boyunca “Kahraman” lakâbıyla gezen, onu bir anlık cesareti sonunda kazanmıştır.

***

Ey evlad, önce nefsine öğüt ver, onu yola getir, sonra da başkalarını… Senin henüz ıslaha muhtaç hallerin var, bunu sen de biliyorsun. Bunu bildiğin halde başkalarının islâhı ile uğraşma yolunda nasıl başarılı olabilirsin? Gözlerin bir adım öteyi görmüyorken körleri neyle yola getirme sevdasındasın?

***

Size gereken, Yüce Yaratanı sevmek ve O’ndan başka kimseden korkmamaktır. Ve bütün işleri onun rızasını gözeterek yapmak… Bunlar “Kalp” le olur, dil gürültüsüne getirip söze boğmakla olmaz. Sonra mihenk taşına vurulunca utanırsın. Kuru davaya kimse inanmaz. Halk arasında söylediğin sözleri yalnız kaldığında söylüyormusun?… Aynı duyguları tek başına kaldığın zaman da duyman mümkün oluyor mu?… İşte bunları yapabiliyorsan mesele yok… Kapı önünde “TEVHİD”, içeriye girince “ŞİRK”, yakışır mı? Bu, nifak, ikiyüzlülük alametidir, içi bozuk olmanın ta kendisidir. Acırım sana, sözün kötülükten sakınma hakkında, kalbin ise fitne çıkarmaya istekli. Şükrü dilinden bırakmıyorsun, ama kalbin daima itiraz halinde.

***

Geliniz aşırı, uygun olmayan arzularımızı bir yana atıp YARATANIMIZA koşalım. Bu yolda biraz perişanlık çekelim. Ne olur sanki biraz zahmet çeksek? O’na vardıktan sonra bütün çekilen sıkıntılar unutulur. İçimize ve dışımıza hükmeden nefsimizi HAK yoluna çevirelim, Rabbimizin Elçisine, Sevgilisine başvuralım, O’nun eteğini bırakmayalım.

***

Bütün amacın yemek, içmek ve arzularının tatmini olmasın. Bunların hepsi amaç değil, Yüce ALLAH’a (C.C.) ulaşmak için birer araçtır. Bütün hedefin sana en çok gerekli olana ulaşmak olmalı. Sana en gerekli olan ise YARATAN’ındır. O’nu ara. Her şeyin bir bedeli olur. Dünyaya AHİRET, yaratılmışlara ise bedel YARATAN’dır. Dünyayı kalbinden atarsan yerini HAK alır.

Yaşadığın günü ömrünün son günü bil, işlerini ona göre ayarla. Bu duygu sana yeter.

***

“ALLAH’tan (C.C) başka ilah yoktur,” dediğinde bir “DAVA” peşine düştün demektir. Her davada şahit isterler, şahidi olmayan davasını kaybeder. Ayrıca bu uğurda gelecek her türlü sıkıntıya göğüs gerip, sabır göstermek de birer şahid sayılır. Bunları yaparken İHLAS’lı olmak gerekir.

***

Hiçbir söz amelsiz ve ihlassız kabul edilmez. Kainatın Efendisinin (S.A.V) yolu İHLAS’tan ibarettir.

***

Dünyalık toplarken dikkatli ol. Gece odun toplayan gibi olma. Elini uzattığında neyi alacağını önceden kestirmelisin.

Gece odun toplayan eline geçeceğini bilemez, seni de ona benzetiyorum. Ayık ol, sonra felaket büyük olur.

***

HAK’la çekişme, nefsin için O’nu kötüleme, malın azaldı diye O’nu itham etme, insanlar sana yüz vermiyor diye O’nu suçlama. Suçu kendinde ara. Her işin kendi keyfine uygun olmasını istiyorsun, en büyük hüküm senin mi yoksa O’nun mu? Sen mi fazla biliyorsun yoksa O’ mu? Merhametin O’nunkinden fazla mı?

Sen ve bütün yaratıklar O’nun kuludur. Her şeyde yalnız O’nun hükmü geçer bunu sakın unutma.

***

YARATAN’ın rızasına erme yolunda yapmacık hareketler fayda getirmez, bu yolda yersiz arzu ve boş temenni ile yürünmez. Hele içi başka dışı başka birinin eline hiçbir şey geçmez. Bir de yalancılık ortaya çıkarsa felaket o zaman başlar. Eğer bu hallerin azı sende varsa hemen tevbe et ve tevbeni bozma. Tevbe etmekten ziyade, tevbeyi bozmamak esas hünerdir.

***

Böbürlenmeyi bırakın, Yüce ALLAH’a (C.C) karşı büyüklük satmakta neymiş? Kullara da kibirli davranmayın, haddinizi bilin. Varlığınıza tevazuyu yerleştirin. Önceden ne olduğunuzu düşünün; bir damla su.

Sonrası ne olacak malum…Bir hendeğe yuvarlanacak bir ağırlık. Hali böyle olana büyüklük taslamak yaraşır mı?

Hırsa kapılmayın, kötü arzular sizi esir etmesin. Dünyalık adamların kapısını aşındırmayın. Ezilip büzülerek onlardan dünyalık dilenmek size yakışmaz, sabırla doğru yoldan nasibini arasan daha iyi olmaz mı? Ya bir de yaptığın dilenciliğin sonu boşa çıkarsa… Sevgili Peygamberimizin (S.A.V) “En büyük belâ, nasibte olmayanı aramaktır,” buyruğunu hiç duymadın mı? Nasibte olmayanı kullar hiçbir zaman veremez. Dünya oğullarının buna hiçbir zaman gücü yetmez.

***

Ey ilim iddiasında bulunan, hani ağlaman? Yüce ALLAH’ın (C.C) korkusundan gözlerin yaşarıyor mu? O’ndan korkman ve günahları itirafın nerede? Nefsinle cenk etmek ve onu terbiye etmek yok mu? O’nu HAK tarafına çağırman nerede?

Bunların hiçbiri sende yok. Bütün derdin kasa, masa, yemek ve eğlenmek. Aklını başına al. Dünyadaki nimetlerden sana gelecek bir kısmetin varsa gelir, üzülme içini ferah tut. Bekleme yükünden kurtulursun, hırsın ağırlığı seni yormaz. Eğer bu şekilde davranmazsan, bütün bu uğraşmalarından sana ne kalacak dersin? Sadece bir yorgunluk ve ağır bir hesap…

***

Doğruluk olmadan bilginin sana ne yararı dokunur? Doğruluğun olmadığı için bilgi sana bela olur. Öğrendin, namaz kıldın, oruç tuttun sebebi sana mal versinler, iyiliğini görsünler, seni öğsünler oldu. Sana yakışır mı bu düşünceler?

Farzet ki halkın sana ilgisi arttı, bunun ölüm anındaki sıkıntıya faydası olur mu acaba? Seni sevenlerle aranda uçurumlar olacak o anda. Topladığın malları başkaları paylaşacak, hesabı ve cezası da sana kalacak.

***

Yazık sana! Cehennemlik işleri yaparken cenneti umuyorsun. Geçici şeylerle avunuyor onları seviyor ve senin sanıyorsun. Ama yakında elinden alacaklar.

Yaratan hayatı sana emanet olarak verdi, O’nun rızası yolunda yaşamanı emretti. Sen ise kendi isteğin, heveslerinin peşinde hayatını tükettin. Sana verilen zenginlik, makam, sıhhat birer emanettir. Bütün bunları YARATICININ rızasına uygun yolda kullan.

***

Ey evlad, ana rahminde seni kim besledi. O halde iken ne kadar acizdin, bu hale seni getiren kim? Sen ise kendi varlığına ve halka dayanmaktasın, parana, mevkine, bilgine güveniyorsun. Güvendiklerin bugün var yarın yok olabilirler. Yüce ALLAH’tan (C.C) başka her kime güveniyor veya kimden korkuyorsan o senin ilahındır. Yakında bütün güvendiklerin yok olur kullarla aran açılır, sana karşı kalpleri katılaşır, kapıları yüzüne vururlar seni kapı kapı dolaştırırlar. Çağırsan yardımına koşan olmaz.

Bütün bunlara sebeb Hak’tan başkasına güvenmiş olman, O’nun nimetlerini başkalarından bilmiş olmandır.

***

Yüce ALLAH’ın (C.C) dininde olmayan şeyleri yapmaya çalışma. Elinde iki şahit olsun; biri KUTSAL KİTABIMIZ, diğeri SÜNNET-İ RESULALLAH. Bunlar seni RABBİNE ulaştırır. Ama sen bu şahitleri bırakıp nefsinin peşinden gitmeye devam ediyorsun. Elinde iki şahidin var; biri zayıf aklın, diğeri de şahsi arzun. Şüphesiz bunlar seni ateşe iter. Firavun gibilerin arasına katar.

***

Ey içi bozuk, yakında öleceksin, öldükten sonra yaptıklarına çok pişman olacaksın ama çok geç…Dilin güzel söze alıştığı için konuştu ve aldandı, ama kalbin hiçbir şeyden anlamaz bir halde. Bu durum seni kurtarmaz. Güzel konuşmayı kalb yapmalı, yalnızca dilin iyi söz söylemesi faydasızdır.

***

Ey ALLAH (C.C) yolcularını bulamayan; varlığını ve yaratılmışları HAK varlığına perde eden kişi; ağla, başkasına bir ağlarsan kendine bin defa ağla

113


Siyonizm

Yazan: admin Tarih: Eki 5th, 2008 | Kategori:: Makaleler

Siyonizm; Tüm Yahudilerin Filistin’e dönüp, burada bağımsız bir devlet kurmaları.Ve orada tüm kurumları ile dirilmesini amaçlayan evrensel bir hareket olarak tanımlanabilir. Siyonizm veya Zionizm, Yahudilerin Kudüs’ün kutsal bir kısmı saydıkları Zion’dan gelmekle beraber, zamanla Zion (Siyon), Kudüs için kullanılan kutsal bir isim olmuştur.

Siyonizm, anti-semitizmin doğurduğu, getto sistemiyle hız bulmuştur. Bu sistem ki 1179 yılında Üçüncü Lateron Konsülünün Yahudilerle birlikte yaşamaya cüret eden Hristiyanların aforoz edileceğine dair kararı ile oluşmuştur

Yukarıda belirttiğim getto sistemi ; Yahudilerin şehrin diğer kesimlerinden duvarlarla ayrılmış bölgelerde yaşamaya zorlayan ve bu bölgelerden çıkışı ancak belli zamanlarda özel izinlere bağlanan sistemdir.

Siyoizm; adını bile dini efsanelerden alan herşeyden önce “dine dayalı bir milliyetçilik”tir. En az son 19 yüzyıldır Yahudiler dünyanın çeşitli ülkelerine yayılıp oraların halkları ile karıştıkları için Diaspora’yı birbirine bağlayan, milli karakter değil, din bağı olmuştur. Dine dayalı milliyetçilik ise ilk olarak birer din adamı olan Haham Alkalai ve Kalischer’in Tanrı Yahuda’nın kutsal toprakları (Kudüs ve Nil’den Fırat’a kadar uzanan bölge) Yahudilere adaması inancını hiçbir zaman benliklerinden çıkarmayan ve dünyanın dört bir yanına dağılmış Musa ümmetini Kral Davud’un altı köşeli yıldızı altında toplama idealini hep kalplerinde taşıyan Yahudilere bu geri dönme harekatını başlatarak, dini inançlarını siyasi çizgi ile birleştirilmesinde görülmüştür

Göçlerin dışında, Siyonizm’i ve Yahudilerin dünya çapında teşkilatlanması hareketini hızlandıran bir hadise de, Fransada Yahudi düşmanlığının bir gösterisi haline gelen “Dreyfus Hadisesi” ve Thedor Herzl’in ortaya çıkışıdır.

Ne var ki, Dreyfus Hadisesi Fransa’da yeni bir anti-semitizm dalgasının patlak vermesine de sebep oldu. Bütün bu hadiseler ve gelişmeler Dreyfus davasını takip eden Avusturyalı gazeteci Theodor Herzl’i çok etkiledi. Aslen 1897 Macar doğumlu bir Yahudi’dir.

Herzl’e göre Filistin’de Yahudi devletinin kurulabilmesi için, herşeyden önce, dünyadaki bütün yahudilerin teşkilatlanması gerekliydi. Bu amaçla 27 Ağustos 1897’de İsviçre’nin Basel kentinde Herzl’in katkılarıyla üç gün sürecek olan Birinci Siyonist Kongrenin toplanması büyük başarı olmuştur. Bence bu bir İsrail devletinin kurulmasının ilk ve en önemli aşamasını oluşturmuştur.

Basel Kongresin’de kurulan Dünya Siyonist Teşkilatı Filistin’de Yahudi Devleti kurulması değil, bir yurt edinilmesi kararına varmıştır

Planlı Siyonist bir politikanın neticesinde 2 Kasım 1917’de İngiltere’de yayınlanan Balfour Bildirisi ile Filistin’de Yahudilere “Ulusal bir yurt” sözü verilmiştir. Milletler Cemiyeti’nin de “manda” yönetimi sağlanmıştır

Baron de Rothschild gibi zengin Yahudilerden toplanan paralarla, 60.000 Yahudi, Arap toprak ağalarından aldıkları topraklar üzerine Filistine yerleşmeye başladılar.Göçlerle Filistin’e gelerek yerleşen nüfus zamanla çoğaldı ve 1939’da 500.000’ne ulaştı. Böylece İngiliz mandası denetiminde İsrail devletinin kuruluşu için gerekli alt yapı gerçekleşmiş oldu.

1937 Ağustosunda toplanan 20. Siyonist Kongresinde Yahudilerin kafalarındaki net bir şekilde ortaya çıkmıştır. Buna göre; Yahudi milli yurdunun kurulmasının öngörüldüğü Filistin “tarihi Filistin’in tamamıdır” ve buna Ürdün toprakları da dahildir. Yani Şeria Nehri’nin iki tarafını da kapsamaktadır.

Nihayetinde ilk Amerika’nın tanımasıyla 15 Mayıs 1948’de İsrail Devleti kurulmuştur. Yahudiler dini inançlarının başlattığı ve yoğurduğu Siyonizm ile hedeflerine yüzyıllar sonra yine kavuşmuşlardır.

292


BOP’daki 2. isim ve projenin esas amacı

Yazan: admin Tarih: Eki 5th, 2008 | Kategori:: Makaleler

Projede ki İkinci İsim Ve Proje’nin Esas Amacı

Daha önceki sayfalarda yazdığımız gibi projenin kurucusu olarak iki ülke karşımıza çıkmaktadır. Bunlardan birincisi bildiğimiz gibi ABD ikincisi ise İsrail’dir. İsrail’in projenin fikir babalarından olması akılları karıştırmıştır aslında

Çünkü İsa’dan binlerce yıl öncesine dayandırılan Tevrat metinleri, tarihsel süzgeçten geçtikten sorna bugünde varlığını ve Yahudi’ler açısından kutsallığını sürdürmektedir. Terav metinlerinden yola çıkılarak süreç değerlendirmesi yapıldığı taktirde, bugün İsrail ve Filistin ortak sınırlarının bulunduğu topraklar dörtbin yıldan daha uzun süredir savaş ve gözyaşı toprakları olarak anılagelmiştir [1]

Ufacık bir toprak parçası için yüzyıllardır süren bu savaş İsrail’in tevrat kaynaklı teoremine bağlılıktan başka bir şey değildir. Büyük Ortadoğu Projesi İsrail’in tevrat kaynaklı teoreminin bir sonucudur. Bu bağlamda İsrail’in geçmişini ve daha sonra da Amerika ile olan ilişkilerini irdeleyeceğim.


[1] Hasan Taşkın, İsrail’in Gap Senaryosu, Ozan Yay.,s: 17

136