Yazan: admin Tarih: Eki 5th, 2008 | Kategori:: Bilim
Rakamları Bilmeden Saymak
Ana dilinizde rakamları ifade edecek kelimeler yoksa sayma işini yapabilir misiniz? Londra ve Melbourne Üniversitelerinin birlikte yürüttüğü bir araştırmaya göre, saymaya dayalı işleri doğuştan yapabilme yeteneğine sahibiz. Rakamlarla, rakamların yerini tutacak mimikler veya jestlerle hiç tanışmamış olsa da insan beyni sayabiliyor. Araştırmanın lideri, Prof. Brian Butterworth, “‘Beş’ kavramına sahip olmamız için ‘beş’ kelimesine ihtiyacımız yok, sayısal şeyleri doğuştan tanıma yeteneğine sahibiz. Saymayı gerektiren işleri rakamlar olmadan da yapabiliyoruz.” diyor.
Günümüze dek, sayma kavramıyla tanışık toplumlardan alınan örneklerle, sayı kelimeleri olmadan sayma işi gerektiren eylemlerin yapılamadığına dair kanıtlar sunulmuştu. Butterworth ve ekibi ise Avustralya kökenli yerlilerle, Aborijinlerle, çalışmış. Aborijin dilinde sayılar için var olan kelimeler çok kısıtlı, rakamları ifade edecek jest ve mimikse hiç yok. Araştırmacılar, 4-7 arası çocuklardan oluşan gruplar üzerinde çalışmış. Çocukların seçildiği yerli grubunun sayılara ilişkin kelime dağarcığıysa şöyle: bir, iki, birkaç, çok ve sadece ayinlerde kullanılmak üzere 20’ye kadar sayılar. Çocuklar ayinlerde kullanılan kelimeleri hiçbir şekilde bilmiyorlar. Araştırmacılar ayrıca Melbourne’da İngilizce konuşan bir grup yerliyle de çalışmış.
Çalışmaları süresince araştırmacılar, “Kaç tane?”, “Bu iki grup aynı sayıda nesne içeriyor mu?” gibi soruları doğrudan soramadıkları için özel görevler geliştirilmiş. Örneğin, çocuklardan birbirine çarpan iki çubuğun sesi dinletilerek duydukları ses kadar markayı bir yere koymaları istenmiş. Burada çocuklar seslerle hareketleri birleştirerek iki farklı yöntem arasında akıllarından bir bağ kuruyorlar. Görsel ve işitsel örgüleri birleştiriyorlar. Benzer görevlerle yürütülen araştırmalar sonucunda, yapılan işlerde rakam kavramı ile hiç tanışmamış olan grup tanışmış olanlarla aynı seviyede veya daha ileri düzeyde başarı göstermiş.
Yazan: admin Tarih: Eki 5th, 2008 | Kategori:: Bilim
Büyük Deneye Erteleme
CERN’deki Büyük Hadron Çarpıştırıcısı (Large Hadron Collider – LHC), 2009 baharına kadar kapalı kalacak.
10 Eylül’de başlayan ve tüm dünyanın ilgisini çeken deney, 19 Eylül’de, bir ton sıvı Helyumun tünele sızmasıyla durdurulmuştu. Sorunu gidermek için yapılan incelemelerin ardından laboratuarın zorunlu kış bakım periyodu geldiğinden deney gelecek yıla ertelendi.
Yerin 50 -175 metre derinliğindeki 27 kilometrelik tüneli ve 6 algılayıcısı (ATLAS, CMS, ALICE, LHCb, TOTEM ve LHCf) ile LHC’yi oluşturmak 13 yıl sürdü. Şimdiye dek inşa edilen parçacık hızlandırıcıların en büyüğü olan LHC’nin harekete geçebilmesi için 8 ana parçasının -271 dereceye kadar soğutulması gerekiyor. Soğutma işleminin ardın 1600 adet süper-iletken mıknatısın düzgün olarak çalıştırılması gerekiyor. Süper-soğutulmuş sıvı Helyum mıknatısların süper-iletken özellik almasını sağlıyor. Böylece büyük manyetik alanlar oluşturulup ışınlar tünel içinde hızlandırılıyor ve bu işlem yapılırken daha az enerji harcanıyor. Yukarıdaki fotoğrafta bu mıknatısların bir kısmını test edilirken görüyorsunuz.
Geçtiğimiz hafta sonu yaşanan sorunda, süper-soğutulmuş parçalardan yüz tanesi 100 dereceye kadar ısındı. Sorunun muhtemel kaynağı olarak hızlandırıcının iki mıknatısı arasında hatalı elektrik bağlantısı gösteriliyor. Bu hatalı bağlantının, dev makinenin testleri sırasında eriyerek, süper-soğutulmuş sıvı Helyumun büyük miktarlarda dışarı sızmasına sebep olduğu düşünülüyor.
“Oldukça başarılı geçen başlatma işleminden sonra yaşanan sorun psikolojik bir darbe oldu.” diyor CERN’ün yöneticisi Robert Aymar.
Yazan: admin Tarih: Eki 5th, 2008 | Kategori:: Bilim
Neolitik Modern(!) Sanat
Avrupa’daki ilk medeniyeti kurduklarına inanılan Neolitik insanlar grubu ile ilgili bir sergi (Cucuteni-Trypillia: A Great Civilization of Old Europe), Ekim ayına kadar Palazza della Cancelleria, Vatikan’da ziyarete açık kalacak. Sergide yüzlerce el yapımı nesne yer alıyor. Serginin en ilginç ögeleriyse geometrik desenlerle süslü, yaklaşık 7,000 yıllık parçalar.
Arkeologlar, kalıntıların bulunduğu bölgelere atfen (Romanya’da Iaşi şehri yakınlarındaki Cucuteni köyü ve Ukrayna’da Kiev yakınlarındaki Trypilla köyü) bu Neolitik insanları Cucuteni-Trypillian olarak adlandırıyor; gerçekte isimlerinin ne olduklarına dair bir fikrimiz yok.
Kazılarla ortaya çıkan, M.Ö. 5000 ila M.Ö. 3000 arasında tarihlenen pişmiş toprak heykeller ve optik yanılmalarla dolu desenler arkeologların kafasını epeyce karıştırmışa benziyor. Iaşi’de yer alan Moldova Ulusal Müzesi müdürü Lacramioara Stratulat, sergi dolayısıyla yaptığı konuşmasında “Desenlerin ne anlama geldiğini bilmiyoruz, hayvanlardan/insanlardan türetilmiş heykelciklerin önemi onlar için neydi bilmiyoruz. Bu insanlara ilişkin şeyler bir sır perdesi arkasında. En önemlisi bu insanların ölülerine nasıl davrandıklarını hiç bilmiyoruz. Kazılarda hiçbir mezar bulunamadı.” diyor.
Kültürleri bir sır perdesi arkasında kaybolmadan önce, Cucuteni-Trypillian insanları büyük yerleşim birimleri halinde organize olmuşlar. Ortak bir merkezden yayılan daireler halinde yerleşen binaların oluşturduğu bu yerleşim birimleri ilkel şehir-öncesi oluşumları ve şimdiki Romanya-Ukrayna-Moldova arasında kalan 350,000 kilometre karelik alana dağılmışlar. Bu Neolitik yapıların duvar ve tavanları çoğunlukla siyah veya kırmızı boyalarla yapılan çizimlerle kaplı. Yapıların içiyse Cucuteni-Trypillian’ların simgesi haline gelen, optik/geometrik desenli çömlekler ve heykeller ile dolu.
4,000 Cucuteni-Trypillian yerleşiminin hepsinin bilinçli olarak yakılmış olduğunun keşfedilmesi, Cucuteni-Trypillian’ların her 60-80 yılda bir şehirlerini yakıp yeni yerleşim alanı kurmak üzere hareket ettikleri hipotezinin ortaya çıkmasına sebep olmuş. Bu hipoteze dayanarak geliştirilen kurguda, Cucuteni-Trypillian’lar dünyayı döngüsel olarak algılıyorlar; desenlerinin spiral ve dairelerden oluşmasının sebebi de bu.
Yazan: admin Tarih: Eki 5th, 2008 | Kategori:: Bilim
“Oyun 2008″ Türkiye 13. Zeka Oyunları Yarışması
Türkiye Zeka Vakfı’nın Milli Eğitim Bakanlığı ile birlikte düzenlediği; TÜBİTAK, ODTÜ ve TOBB’un da desteklediği “Oyun 2008″ Türkiye 13. Zeka Oyunları Yarışması, 21 Eylül 2008 Pazar günü başladı. İki aşamada gerçekleşecek sınavlardan sonra 21 Aralık 2008 Pazar günü yapılacak ödül töreni ile son bulacak.
Oyun 2008’in ilk aşaması olan eleme sınavının soruları, Oyun 2008 Eleme Sınavı sayfasında görüntülenebilir ve cevaplanabilir. Sorular, TZV web sitesinin yanında, başta Oyun dergisi olmak üzere gazeteler ve dergilerde de yayınlanacak; İl Milli Eğitim Müdürlükleri ile MEB Bilim Sanat Merkezleri’nden de edinilebilecek. Cevap iletme süresinin 24 Ekim Cuma sona erdiği yarışmanın koşullarına Oyun 2008 Koşullar sayfasından ulaşabilirsiniz.
Yazan: admin Tarih: Eki 5th, 2008 | Kategori:: Bilim
TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi’nde Yeni Teleskop
TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi (TUG), OMI firmasına yaptırttığı 60 cm çaplı yeni teleskopu T60’ın Bakırlıtepe Yerleşkesi’ne kurulumunu tamamladı. Kurulum beklenenden erken bitince, bu önemli olay TUG’un kuruluş yıldönümüne dek gelmiş oldu.
TUG’un sahip olduğu diğer teleskoplar şunlar:
RTT150, 150 cm çaplı aynasıyla ülkemizin en büyük optik teleskopu.
YT40, 40 cm çaplı aynaya sahip optik teleskop.
ROTSE (Robotic Optical Transient Search Experiment), 45 cm çaplı Cassegrain sınıfı teleskop.
100 cm çaplı bir başka teleskop olan T100 de üretici firma ACE tarafından hazırlanıyor. T100, 2009 yılında yine Bakırlıtepe Yerleşkesi’ne kurulacak. T100 ve T60 robotik teleskoplar olduklarından, araştırmacılara internet üzerinden gözlem olanağı sunuyor.
Yazan: admin Tarih: Eki 5th, 2008 | Kategori:: Bilim
Uzay Boşluğunda Yaşayabilen Canlılar
Uzay koşullarına dayanabilecek canlıları bulmak için yapılan araştırmada ilk kullanılan denek olan su ayısı, diğer bir adıyla tardigrade, yapılan testleri geçti ve uzayda canlı kalabileceğini kanıtladı. Bu test için sıcağa, soğuğa ve radyasyona dayanıklılığıyla bilinen bu tür seçilmişti.
Omurgasız bir canlı türü olan su ayıları, ıslak liken ve yosunların üzerinde bulunabiliyor. Bu canlılar, kurudukları zaman bile yıllar sonra tekrar hayata dönebiliyor.
Kuru su ayıları, Eylül 2007 yılında uzaya gönderilen Avrupa Uzay Ajansı’nın FOTON-M3 isimli uzay aracına yerleştirildi ve uzayın sert koşullarına maruz bırakıldı. Aracın dönüşünün ardından incelenen örneklerin çoğunun aşırı sıcaklık ve oksijensiz ortamdan zarar görmedikleri, bazı bireylerin ise ölümcül düzeydeki mor ötesi ışınlardan etkilenmediği ve üremeye devam ettikleri gözlendi.
Konu hakkında araştırmalarını yayınlayan Ingemar Jönsson (Kristianstad Üniversitesi), bulguların arasında en ilginç olanın, bu canlıların mor ötesi ışınlara olan direnci olduğunu belirtiyor. Mor ötesi ışınlar yanıklara sebep oluyor ve hücrenin genetik bilgilerine zarar veriyor. Bu canlıların, aşırı dozdaki ışınlara nasıl dayanabildikleri ise hala bilinmiyor.