E-Nasıl.Com

İnternet Gündemi

Ekim 7th, 2008 için arsiv

Skolyoz

Yazan: admin Tarih: Eki 7th, 2008 | Kategori:: Bilim Ve Teknoloji Terimleri

Omurganın bir yana doğru burularak eğilmesi. Doğuştan olabilir ya da neurofibromatosis gibi omurgayı ilgilendiren hastalıklar sonucu geliştirebilir. Çoğu kez kifoz durumuyla birlikte olan şekil bozukluğuna, boyun kasılmasına yol açar ve kalp ya da akciğer işlevlerini sınırlayabilir.

109


Snell Kanunu

Yazan: admin Tarih: Eki 7th, 2008 | Kategori:: Bilim Ve Teknoloji Terimleri

DiÄŸer adı Decartes kanunudur. Işığın bir ortamdan öbürüne kırılarak girerken ‘gelme açısının sinüsünün kırılma açısının sinüsüne oranının sabit olduÄŸunu’ söyleyen kanun. Buna göre gelme açısı i kırılma açısı r ile gösterilirse sin i / sin r = n yazırlır. n sabit bir sayıdır ve kıırlma indisi adını alır.

121


İnanılmaz derinlikte yaşayan balıklar

Yazan: admin Tarih: Eki 7th, 2008 | Kategori:: Bilim

İngiliz ve Japon bilim adamları, beklenmedik derinlikte yaÅŸayan balıklar keÅŸfetti. Japonya’nın Pasifik açıklarında tahmin edin kaç kilometre dipte canlılar var.

İngiliz-Japon bilim adamlarından oluÅŸan araÅŸtırma ekibi, Japonya’nın Pasifik açıklarında 7,7 kilometre derinliÄŸinde uzaktan kumandalı cihazlarıyla yaptığı taramada “Pseudoliparis amblystomopsis” adı verilen balıkları tespit etti ve filme çekti.

Okyanusun karanlık derinliklerinde yaşamlarını sürdüren bu balıkların boylarının 30 santimetre olduğu belirtildi. Balıkların okyanusun bu kadar derinliğinde ve karanlıkta enerjilerini korumak için hareketsiz olması beklenirken, bunların son derece hareketli olduğunu gözlemleyen bilim adamları, bunun şaşırtıcı bir durum olduğunu bildirdi. Faal bir şekilde yüzen ve beslenen balıkların 17 tane olmasını ise bilim adamları, balıkların bir aile olabileceği şeklinde değerlendirdi.

Balıkların titreşimler sayesinde karanlıkta yolunu ve yiyeceğini bulabildiğini belirten bilim adamları, bu tür balıkların yüzeye çıkartıldıklarında yaşama şanslarının azaldığına dikkat çekti.

Aberdeen Üniversitesinden bilim adamı Monty Priede, keÅŸfettikleri bu derin su balıklarının “umulmayacak kadar ÅŸirin olduÄŸunu” ifade etti.

Bugüne kadar hiç kimsenin bu kadar derinliğe bakmadığını ve bu kadar derinlikte neyle karşılaşılacağının bilinmediğini belirten aynı üniversiteden bilim adamı Alan Jamieson da, bu balıkları görmenin kendileri için bir onur olduğunu söyledi.

En derinde yaÅŸayan balık rekoru, 1970′te Porto Riko açıklarında 8 kilometreden fazla derinlikte bulunan “Abyssobrotula galatheae” türünün olmuÅŸtu. Ancak balık, su yüzeyine ulaÅŸtırıldığında yaÅŸamıyordu.

(AA)

73


Negotiations on status of Kosovo still under way

Yazan: admin Tarih: Eki 7th, 2008 | Kategori:: Makaleler

The current negotiations on the status of Kosovo are to determine whether Kosovo will gain independence or remain an autonomous province of Serbia.

By Blerta Foniqi-Kabashi for Southeast European Times in Pristina – 15/12/06

In 2005, UN envoy Kai Eide assessed that Kosovo’s undefined status is a factor for regional instability. The review spurred the UN Security Council to issue a Presidential Statement to endorse Eide’s assessment and launch a status process.

Belgrade’s position is that Kosovo should be highly autonomous, but not independent. Serbia’s negotiating platform, often characterised as “more than autonomy, less than independence”, envisions granting sweeping rights of self-governance, but denies Kosovo a role in international affairs, defence or representation in Serbia’s central governing institutions.

“We are looking for international guarantees for the protection of Serbs, Serb property, Serbian monasteries in Kosovo, and we are insisting that no borders be changed”, said Foreign Minister Vuk Draskovic.

He says, serious politicians should not give ultimatums, but also should not allow Serbian territory to be taken away. “With the Kumanovski Agreement, Serbia lost all rule over Kosovo, and the Contact Group said that there is no going back. We see that the solution is somewhere between our demand to maintain territorial integrity and the Albanian demand to receive full independence,” Draskovic said.

Pristina’s position is that Kosovo should be fully independent, but subject to robust institutional protections for Kosovo’s minorities. Pristina also asserts that Kosovo’s independence be the result of the disintegration of the former Yugoslavia and the actions of former President Slobodan Milosevic in the 1990’s.

“We are not looking for a creation of an Albanian state, but for an independent, multiethnic Kosovo, protecting the rights of all minorities,” Kosovo Prime Minister Agim Ceku has said. He describes independence as the only viable solution for Albanians.

In November 2005, the Contact Group released a set of “Guiding Principles” for the resolution of Kosovo status. Among these was the requirement that there be no return to the situation prior to 1999, that there be no change to the Kosovo borders, and no union of Kosovo with any neighbouring state.

At a January 2006 meeting, the Contact Group further declared that a settlement “needs, inter alia, to be acceptable to the people of Kosovo,” and that “all possible efforts should be made to achieve a negotiated settlement in the course of 2006.”

The negotiations initially focused on issues important to Kosovo’s long-term stability, especially the rights and protection of minorities, in particular the Kosovo Serbs.

Most international observers believe these negotiations will lead to some form of independence, which Serb leaders still reject. The Contact Group has said in numerous public statements that regardless of the status outcome, a new international mission will be established in Kosovo to supervise the implementation of the settlement and guarantee minority rights.

65


A Critique on Dr. Ernesto Verdeja’s article titled as ‘On Genide : Five Contributing Factors’

Yazan: admin Tarih: Eki 7th, 2008 | Kategori:: Makaleler
Dr. Ernesto Verdeja (everdeja@wesleyan.edu) at Wesleyan University, wrote an article titled as “On Genocide: Five Contributing Factors” in 2002. In his paper, he defines genocide as a modern-day plague of human agents causing and suffering in the name of utopic ideology. He draws his framework aroud five contributing factors on Genocide; segmented society, rapid social change, exclusivist political ideology, state-backed mass murders and international disorder. On the other hand, he issues other complementary elemets into the main structure of his hypothesis: Scale and duration of Genocide action. In addition to this, he subsidized the structure of his article putting such cases including Armenian allegations into another section inside. Whilst the article was conducted fine defining the concept of Genocide and the scope on its roots, he fails on his academic principles by rejecting academician’s objective interpretations on such a research. Moreover, the biggest problem in his case is his desire to rely on artificial data and to judge on a nation’s history, as prejudice sparks him to advocate allegations.
Technical matters, particularly, inside the Armenian case prevails around tripartiate claims. First claim is that “In 1915, the Ottoman government carried out the first major genocide of the twentieth century“. This claim has an irrelevant reference with no fact, pointing out another historical event of time. Indeed, articles approved by International Science Index must be based on strong facts and investigation. Second claim stems from the “idea” of Ottoman Policy caused deaths of nearly 1.5 Million Armenians through a combination of Large-scale massacres and even larger scale deportations to the Syrian Desert. Unsurprisingly, second claim is not also convincing as well as the first assertion. However, he insists on the figure of 1.5 Million is the standart citation among scholars in this field. In fact, there is still vehement debate among international scholars and colleagues on the number mentioned above is either backed by substantial historical research and investigation or a reflection of historical aspersion. Finally, the last claim is that “the antagonism between Turks and Armenians was rooted earlier than 17th century”. Moreover, the claim is backed by another articulation of that “Armanians had been the first in Anatolia to adopt and practice the Cristianity”. In essence, it is very difficult to tie up religious difference with antagonism as Cristian statesmen had been ranked high level at Sultan’s palace and as church had been free to adopt its ruling according to Cristianity. In fact today the antagonism between Turks and Armenians was not rooted earlier than 17th century but the end of 19th century as Russians attempt to region.
Sincerely, I invite Dr Vardeja to Turkey to investigate on Ottoman archieves and also invite him in shortest time to check his article and correct the mistakes and apologize for what he insisted earlier…
by Ümit HACIOĞLU

109


Sözde Ermeni soykırımı iddiaları üzerine: Yüzyıllık himayenin meyvası zehirli elma

Yazan: admin Tarih: Eki 7th, 2008 | Kategori:: Makaleler
Osmanlı imparatorluğunun kurduğu hoşgörü ve adalet çatısı altında çocuklarını kendi dillerinde söyledikleri ninnilerle büyütebilen; torunları için kendi dinlerinin gerektirdiği gibi dua edebilen Ermenilerin bugün teşekkür mahiyetinde sundukları zehirli elma yenilir yutulur cinsten değildir.

Sözde Ermeni Soykırım İddialarının Arkaplanı

1991 yılında bağımsızlığını ilan eden Ermeni Cumhuriyeti bu tarihten sonra Türkiye’ye yönelik soykırım iddialarını devlet politikası haline getirerek tüm dünyaya mazlum millet portresi çizmeye çalışmış; baÅŸta ABD ve Fransa olmak üzere belli baÅŸlı devletleri ve uluslararası kamuoyunu Ermeniler lehine etkilemek için çaba sarf etmiÅŸtir.

Türkiye’deki Ermenilerin 1923 Lozan AntlaÅŸması’yla Türk vatandaÅŸlarının sahip olduÄŸu hak ve hürriyetleri eÅŸit olarak kazanıp huzur ve refah içinde yaşıyor olmalarına raÄŸmen yurtdışındaki Ermeni lobileri yıllardır Türkiye aleyhine kampanyalar düzenlemektedirler. Ermeniler’in amaçları iddialarının kabul edilmesine baÄŸlı olarak Türkiye’nin yüklü bir tazminat ödemesini saÄŸlamak; bunun da ötesinde Büyük Ermenistan’ı kurabilmek için Türkiye sınırları içinde bulunduÄŸunu iddia ettikleri topraklarını geri almaktır. Özellikle insan hakları konusunda hassas olan uluslararası kamuoyunu lobi faaliyetleri ile etkileyerek birçok ülkede soykırım anıtı dikilmesine ve okullarda sözde soykırım dersleri okutulmasına muvaffak olmuÅŸlardır. Yakın tarihte Ermenistan’da iktidara yakın isimler ”Ermeni soykırımının uluslararası alanda tanınması ve birleÅŸik Ermenistan’ın yeniden doÄŸuÅŸunun saÄŸlanması için Türkiye’ye karşı yaptığımız mücadele ve baskı sürecek.” ÅŸeklinde demeçler vermiÅŸ hatta Batı Ermenistan olarak nitelendirdikleri DoÄŸu Anadolu’nun kurtarılmasının ülkenin geleceÄŸinin garantisi olduÄŸuna dair ifadeler kullanmışlardır.

Çözüm Önerileri:

İddiaların asılsızlığı Türkiye Cumhuriyeti’nin yetkili birimleri ve hatta bizzat Türkiye’de yaÅŸayan Ermeniler tarafından dile getirilse bile Türkiye’nin aleyhinde propaganda yapan Ermeni ve Rum lobileri karşısında etkin bir propaganda yürütememesi , fikirlerini günümüzde bir devletin dış politikasını etkileyen sanat,edebiyat,spor gibi unsurlarla destekleyememesi iddialara verilen cevapları, haklı oluÅŸuna karşın sönük bırakmaktadır. Öncelikle, Osmanlı imparatorluÄŸundan kalan arÅŸiv belgeleri Türk ve tarafsız yabancı bilim adamlarının fikirleriyle desteklenerek yabancı dillere çevrilebilir,aynı ÅŸekilde yurtdışında bilim, edebiyat, sanat ve siyaset dünyasının önde gelen isimlerinin katıldığı konferanslar,sempozyumlar düzenlenip kitle iletiÅŸim araçlarının günümüzde gözardı edilemeyen etkisinden faydalanılabilir; Türkiye’de yaÅŸayan Ermenilerin de yer aldığı filmler ve belgeseller çekilerek bu yapıtlar tüm dünyada gösterime sokulabilir.

Soykırım iddialarının gerek siyasi arenada gerek dünya kamuoyunun gözünde çürütülememesi, ülkemiz için maddi olarak ölçülebilecek bir kayıptan çok öte dünden bugüne taşınan ithamlar gibi yarınlarımıza da gölge düşürecek bir yük niteliğindedir.

Öğr.Gör. Aybike SERTTAŞ

118