Cinselliğin Evreleri - Karşı Cinsel Evre
Önergen kız, ortalama olarak 13-14 yaşlarında erinliğe ulaşır. Cinsiyet bezleri etkinliklerini fazlalaştırır. Organizma, dişiliğin tüm özelliklerini adım adım kazanmaya başlar. Beden gelişir, adet gerçekleşir. Bu fiziksel ve fizyolojik gelişmeler, psişik yapıya da yansır. Artık bir genç kız olunur. Eşcinsel evreden sıyrılarak karşı cinsel evreye geçilir. Ön ergenlik çağının çekingenliğinden birdenbire değil, yavaş yavaş, ancak giderek artan bir oranda kurtulunur.
Karşı cinse duyulan ilk hoşlantılar, romantik ve platonik düzeydedir. Bedensel ve cinsel bir erek taşımaz… Bu daha çok aşık olmak için duyulan bir ilgi ve sevgidir. Genç kızlar, karşı cinsel evrenin ilk aşamasında pek sık ve kolayca aşık olurlar. Bu seviler üstüne düşler kurar, hayallere dalarlar. Bununla birlikte kolayca unutabilirler de. Bu unutma kolay Ilgında en önemli etken, sevgi odaklarının kolaylıkla değişebilmesidir.
Daha dün, bir T.V. dizisinin yakışıklı erkek oyuncusunun posteri yatağının baş kısmında yer alırken, bugün onun yerini bir şarkıcının alıverdiğini fark edersiniz. Birkaç gün sonra bir de bakarsınız ki genç bir sporcu baş köşeye geçip yerleşivermiş. Genç kız durup durduğu yerde, karşı blokta oturan gence tutulu verir. Gözü ondan başkasını görmez. Sanırsınız ki karasevda! Oysa birkaç ay sonra siliniverir bu sevgi. Sabahları okul yolunda, karşı kaldırımda yürüyen kumral delikanlı konuk olmaya başlar hayallerine.
Yaşanılan bu romantik ve uçarı sevme çağı, genç kızda 18 yaşlarında yerini daha ciddi, cinsel ve sağlam ilişkilere bırakır.
Artık bedensel açıdan olduğu kadar, cinsel ve psişik açıdan da gelişmiş ve olgunlaşmıştır. Bedeni bir erkeği ararken, çocuk doğurabilecek olgunluğu da kazanmıştır. Psişik açıdansa; bir erkeğin eşi, bir çocuğun annesi, evinin kadını olabilecek düzeydedir. Genç kız, bütün bunları bio-psikososyal bir yönelişle ister ve isteklerini kendisinde gerçekleştirebileceği eşini arar.
Görüldüğü gibi libidonun yöneldiği haz aracı, bebeklikten yetişkinliğe yaşanan bir dönemde bir başka varlık üzerinde yoğunlaşır. Cinsel etkinlik; neticede insan türünün sürekliliğini sağlayacak fizyolojik bir gereksinmeyi karşılayacak ve toplumun temel unsuru olan aileyi oluşturacak şekilde yön kazanır.
Freud, cinsel evrelere ilişkin kuramında, bir evreden diğerine ulaştıktan sonra da, libidonun bir önceki eğilimini bir ölçüde devam ettirebileceğini söyler. Bu görüş ışığında, gelişimin bitiş aşaması olan karşı cinsel evreye geçilmiş dahi olsa, kişide bir önceki aşamaların eğilimleri, eşcinsel ilgi kendi kendini tatmin etme, özseverlik gibi yönelişler de görülebilir. Ancak normal olarak bunlar giderek birer cinsel amaç olmaktan sıyrılır ve körelip kaybolur. Bununla birlikte bazen, daha önce yaşanmış cinsel hazza yöneliş biçimleri, karşı cinsel evrede de temel bir doyum aracı olarak görülebilirler. Bu takdirde, bir cinsel sapıştan söz bahsedilir.
Cinsel sapışlarda; kalıtımın, fizyolojik yapının, hormonların, çevresel etmelerin rolü kadar, cinsel eğitim noksanlığının payını da ortaya koymak gerekir. Bazı örneklerle gördük ki kızlar, dişiliğe geçiş evresi olan karşı cinsel evreye çoğu kez yalan yanlış, çarpık, eksik ve saptırılmış bilgilerle girmektedir. Herhangi bir alanda bilgisizliği ve tecrübesizliği yaşamış her birey, bilinmeyenin oluşturduğu güvensizliğin sarsıcı etkisini kendi nefsinden bilir. Cinsel yaşamın bilinmezliği, genç kız için zaten yeteri kadar korkutucudur. Edinilen bu tür bilgiler, duyulan korkuyu dehşete dönüştürebilir.
İstanbul’da, lise son sınıfta okuyan bir genç kıza, yakın arkadaş olduğu bir kız hızla gelir. Tam bir panik hali içindedir: ” -Biliyor musun? der dehşet içinde, -Dün Filiz’e uğradım. Kocası evlendikleri günden beri odalarına girdikten sonra onu yatağa çekiyor ve üstüne saldırıyormuş. Üstelik ilk günler canı fena halde acımış. ‘Doğrusu evlilik çekilecek şey değil.’ diyor.” Yeni evlenen, evliliğe hazır bulunmadığı için mutsuz olan arkadaşlarının bu samimi sözleri iki samimi arkadaşı çok etkiler. O gün karar verirler. Pek sevdikleri Filiz’in durumunu tartışırlar. Sonunda da onun durumuna düşmemek için evlenmemeye karar verirler.
Buna benzeyen örnekler pek fazla. Süsse Madel’in anılarından alınan aşağıdaki bölüm, 13-14 yaşlarında kazanılan bir gözlemin yorumlanışına bağlı psişik bir şoku çok iyi belgelemektedir.
“Birkaç hafta, yoksul bir ailenin kızı olan Ella ile arkadaşlığım oldu. Ella, bir gece yatağın çıkardığı seslere uyanmış. Aynı odada kalan annesiyle babasının sevişmelerini tümüyle seyretmiş. Ertesi sabah koşarak bana geldi. Geceleyin babasının annesinin üzerine çıktığını, zavallı kadının avaz avaz haykırdığını, babasınınsa ona, ‘Koş git yıkan da kötü bir şey olmasın!’ dediğini anlattı. Kadıncağızın bağırmasına bakılırsa, canı herhalde çok yanmış olmalıydı. Ona bütün kalbimle acıyordum. Babanın davranışlarına ise akıl erdirebilmem zordu. Yolda tesadüfen o adama denk gelirsem hemen yolumu değiştiriyordum.
Bir başka kız arkadaşımla erkeklik organının boyu hakkında konuştuk. Bir zamanlar bunun 12 ile 15 santim arasında olduğunu işitmiştim. Dikiş derslerinde metreyi alıyor ve eteğin altından, bacaklarımızın arasından başlayarak karında ulaşabileceği yeri ölçmeye çalışıyorduk. Aşağı yukarı göbeğe kadar geliyordu. Evlendiğimiz zaman tam anlamıyla kazığa oturtulacağımızı düşünüyor ve ürküyorduk.”
Kızlar erkeği, pek çok kere sinemada film seyrederken, kalabalık bir otobüste yol alırken veya bunlara benzer bir başka ortamda uygun zamanı bulup bedenine bencil ve duygusuz bir haz amacıyla yönelişiyle tanır. Bu yöneliş, o güne kadar edinilen diğer olumsuz gözlem ve bilgilerle hızla birleştirilir.
Böylece, iyi ve güzel duygular uyandırmayan, kaçınılması, uzaklaşılması gereken bir tip çıkar ortaya. Tüm erkekler onunla birleştirilip erkek cinsinden iğrenilir ve uzaklaşılır.Buna karşın pek çok kız, olumsuz tüm etkilere karşın dişiliğini istekle benimser. Erkeklerin ilgisini çekmekten ve gerçek bir dişi olmaktan mutlu olur.
Köyde yaşayan, doğayla ve hayvanlarla içli dışlı olan kızlar, kentli kızlara oranla dişiyle erkek arasındaki cinsel ilişkiye ve doğum olayına daha yakındırlar. Ağıllarında yaşayan koyun, keçi; mandıralarında bulunan sığır türü hayvanlarının, atlarının, köpeklerinin çiftleşmesi, yavrulaması; alışageldikleri, küçük yaşlardan beri görüp izledikleri olaylardır. Bu konu öylesine doğaldır ki, sofra basında, aile toplantılarında dahi çekinilmeksizin konuşulur.
Bu sebeple köyde yetişen kızlar, genellikle cinsellik tasasına düşmez, bu konunun üzerinde durup düşünmeye gerek dahi duymazlar. Kaldı ki Anadolu’muzun çoğu köyünde, tüm aile; dedesiyle, ninesiyle, ana-babasıyla, çoluk çocuklarıyla, tek bir oda içinde yatıp kalkar. Bu sebeple ana-baba ilişkisine, gecenin karanlığı içinde dahi olsa pek çok kez tanık olma imkanı bulunur. Bir bütünlük içinde bütün bu gözlemler, çocuk gözünde dişi erkek yakınlaşmasını daha olağan ve kabul edilebilir kılar. Genel olarak dişiliğini ve onun gereklerini daha rahat anlar.
Buna karşın cinsel birleşmeyi ve doğumu başkalarının ağzından duyup öğrenenler, mübalağalı tanımlamalar karşısında dehşete kapılırlar. Daha önce birkaç örneğini gördüğümüz cinsel ilişki öykülerinin çok daha korkutucu olanları doğum konusunda türetilir. Bunun malzemesini de çoğunlukla yetişkinler verir. Kadınların kendi aralarında yaptıkları konuşmalarda, kılı kırk yararcasına ve tüm ayrıntılarıyla anlatılan, abartılan, göreli unsurlar katılan zor doğum öykülerine kulak kabartan kızlar, bunları kendi hayal güçleriyle daha da zenginleştirirler. İnsanı çığlık çığlık bağırtan sancıları, bedenden akıp giden kanları, suları, ters doğumların güçlüklerini, forsepsleri, sezaryenleri dinleyen kız, küçük bir dişi olarak varlığının büyük bir tehdit altında olduğunu hisseder. Korkar ve paniğe kapılır. Dişiliği, eşliği ve anneliği benimsemekte zorluğa düşer.
Örneklerle belgelenen sonuçları incelediğimizde, cinselliği gizlilik örtüşü altına sokmakla, onu çocuk gözünden saklayamadığımızı, tersine bir karabasan görünüşü kazandırdığımızı kabul etmek zorunda kalıyoruz. Çocuk, doğuştan sahip olduğu cinsel enerjiyle, hayatının hemen her evresinde değişik biçimler gösteren cinselliğini yaşar. Bu aşamanın herhangi bir evresinde, herhangi bir sebeple geçirilen psişik bir baskı, bir şok, bir yanılgı, ergin çağa erişen kızda, cinsel korkulara, gerilimlere, tedirginliklere ve cinsel sapışlara sebep olabilir. Cinsellik konusunda doğru, gerçek, açık bilgilere sahip olma, kızı bu ve benzeri pek çok istenmeyen duruma düşmekten saklayabilir.
Ancak önergen kızı bu konularda bilgilendirirken onun yaşı, psişik gelişimi, sosyal yeri, cinsel konulara olan ilgisi ve bilgi seviyesi dikkate alınmalıdır. Aksi halde, kaş yapayım derken göz çıkarmak; olası sakıncaları önlemek isterken daha büyük sakıncalara sebep olmak mümkündür.
-ALINTI-
354

