E-Nasıl.Com

İnternet Gündemi

Ekim 20th, 2008 iin arsiv

Cinselliğin Evreleri - Karşı Cinsel Evre

Yazan: admin Tarih: Eki 20th, 2008 | Kategori:: Genel Kültür

Önergen kız, ortalama olarak 13-14 yaşlarında erinliğe ulaşır. Cinsiyet bezleri etkinliklerini fazlalaştırır. Organizma, dişiliğin tüm özelliklerini adım adım kazanmaya başlar. Beden gelişir, adet gerçekleşir. Bu fiziksel ve fizyolojik gelişmeler, psişik yapıya da yansır. Artık bir genç kız olunur. Eşcinsel evreden sıyrılarak karşı cinsel evreye geçilir. Ön ergenlik çağının çekingenliğinden birdenbire değil, yavaş yavaş, ancak giderek artan bir oranda kurtulunur.

Karşı cinse duyulan ilk hoşlantılar, romantik ve platonik düzeydedir. Bedensel ve cinsel bir erek taşımaz… Bu daha çok aşık olmak için duyulan bir ilgi ve sevgidir. Genç kızlar, karşı cinsel evrenin ilk aşamasında pek sık ve kolayca aşık olurlar. Bu seviler üstüne düşler kurar, hayallere dalarlar. Bununla birlikte kolayca unutabilirler de. Bu unutma kolay Ilgında en önemli etken, sevgi odaklarının kolaylıkla değişebilmesidir.

Daha dün, bir T.V. dizisinin yakışıklı erkek oyuncusunun posteri yatağının baş kısmında yer alırken, bugün onun yerini bir şarkıcının alıverdiğini fark edersiniz. Birkaç gün sonra bir de bakarsınız ki genç bir sporcu baş köşeye geçip yerleşivermiş. Genç kız durup durduğu yerde, karşı blokta oturan gence tutulu verir. Gözü ondan başkasını görmez. Sanırsınız ki karasevda! Oysa birkaç ay sonra siliniverir bu sevgi. Sabahları okul yolunda, karşı kaldırımda yürüyen kumral delikanlı konuk olmaya başlar hayallerine.

Yaşanılan bu romantik ve uçarı sevme çağı, genç kızda 18 yaşlarında yerini daha ciddi, cinsel ve sağlam ilişkilere bırakır.

Artık bedensel açıdan olduğu kadar, cinsel ve psişik açıdan da gelişmiş ve olgunlaşmıştır. Bedeni bir erkeği ararken, çocuk doğurabilecek olgunluğu da kazanmıştır. Psişik açıdansa; bir erkeğin eşi, bir çocuğun annesi, evinin kadını olabilecek düzeydedir. Genç kız, bütün bunları bio-psikososyal bir yönelişle ister ve isteklerini kendisinde gerçekleştirebileceği eşini arar.

Görüldüğü gibi libidonun yöneldiği haz aracı, bebeklikten yetişkinliğe yaşanan bir dönemde bir başka varlık üzerinde yoğunlaşır. Cinsel etkinlik; neticede insan türünün sürekliliğini sağlayacak fizyolojik bir gereksinmeyi karşılayacak ve toplumun temel unsuru olan aileyi oluşturacak şekilde yön kazanır.

Freud, cinsel evrelere ilişkin kuramında, bir evreden diğerine ulaştıktan sonra da, libidonun bir önceki eğilimini bir ölçüde devam ettirebileceğini söyler. Bu görüş ışığında, gelişimin bitiş aşaması olan karşı cinsel evreye geçilmiş dahi olsa, kişide bir önceki aşamaların eğilimleri, eşcinsel ilgi kendi kendini tatmin etme, özseverlik gibi yönelişler de görülebilir. Ancak normal olarak bunlar giderek birer cinsel amaç olmaktan sıyrılır ve körelip kaybolur. Bununla birlikte bazen, daha önce yaşanmış cinsel hazza yöneliş biçimleri, karşı cinsel evrede de temel bir doyum aracı olarak görülebilirler. Bu takdirde, bir cinsel sapıştan söz bahsedilir.

Cinsel sapışlarda; kalıtımın, fizyolojik yapının, hormonların, çevresel etmelerin rolü kadar, cinsel eğitim noksanlığının payını da ortaya koymak gerekir. Bazı örneklerle gördük ki kızlar, dişiliğe geçiş evresi olan karşı cinsel evreye çoğu kez yalan yanlış, çarpık, eksik ve saptırılmış bilgilerle girmektedir. Herhangi bir alanda bilgisizliği ve tecrübesizliği yaşamış her birey, bilinmeyenin oluşturduğu güvensizliğin sarsıcı etkisini kendi nefsinden bilir. Cinsel yaşamın bilinmezliği, genç kız için zaten yeteri kadar korkutucudur. Edinilen bu tür bilgiler, duyulan korkuyu dehşete dönüştürebilir.

İstanbul’da, lise son sınıfta okuyan bir genç kıza, yakın arkadaş olduğu bir kız hızla gelir. Tam bir panik hali içindedir: ” -Biliyor musun? der dehşet içinde, -Dün Filiz’e uğradım. Kocası evlendikleri günden beri odalarına girdikten sonra onu yatağa çekiyor ve üstüne saldırıyormuş. Üstelik ilk günler canı fena halde acımış. ‘Doğrusu evlilik çekilecek şey değil.’ diyor.” Yeni evlenen, evliliğe hazır bulunmadığı için mutsuz olan arkadaşlarının bu samimi sözleri iki samimi arkadaşı çok etkiler. O gün karar verirler. Pek sevdikleri Filiz’in durumunu tartışırlar. Sonunda da onun durumuna düşmemek için evlenmemeye karar verirler.

Buna benzeyen örnekler pek fazla. Süsse Madel’in anılarından alınan aşağıdaki bölüm, 13-14 yaşlarında kazanılan bir gözlemin yorumlanışına bağlı psişik bir şoku çok iyi belgelemektedir.

“Birkaç hafta, yoksul bir ailenin kızı olan Ella ile arkadaşlığım oldu. Ella, bir gece yatağın çıkardığı seslere uyanmış. Aynı odada kalan annesiyle babasının sevişmelerini tümüyle seyretmiş. Ertesi sabah koşarak bana geldi. Geceleyin babasının annesinin üzerine çıktığını, zavallı kadının avaz avaz haykırdığını, babasınınsa ona, ‘Koş git yıkan da kötü bir şey olmasın!’ dediğini anlattı. Kadıncağızın bağırmasına bakılırsa, canı herhalde çok yanmış olmalıydı. Ona bütün kalbimle acıyordum. Babanın davranışlarına ise akıl erdirebilmem zordu. Yolda tesadüfen o adama denk gelirsem hemen yolumu değiştiriyordum.

Bir başka kız arkadaşımla erkeklik organının boyu hakkında konuştuk. Bir zamanlar bunun 12 ile 15 santim arasında olduğunu işitmiştim. Dikiş derslerinde metreyi alıyor ve eteğin altından, bacaklarımızın arasından başlayarak karında ulaşabileceği yeri ölçmeye çalışıyorduk. Aşağı yukarı göbeğe kadar geliyordu. Evlendiğimiz zaman tam anlamıyla kazığa oturtulacağımızı düşünüyor ve ürküyorduk.”

Kızlar erkeği, pek çok kere sinemada film seyrederken, kalabalık bir otobüste yol alırken veya bunlara benzer bir başka ortamda uygun zamanı bulup bedenine bencil ve duygusuz bir haz amacıyla yönelişiyle tanır. Bu yöneliş, o güne kadar edinilen diğer olumsuz gözlem ve bilgilerle hızla birleştirilir.

Böylece, iyi ve güzel duygular uyandırmayan, kaçınılması, uzaklaşılması gereken bir tip çıkar ortaya. Tüm erkekler onunla birleştirilip erkek cinsinden iğrenilir ve uzaklaşılır.Buna karşın pek çok kız, olumsuz tüm etkilere karşın dişiliğini istekle benimser. Erkeklerin ilgisini çekmekten ve gerçek bir dişi olmaktan mutlu olur.

Köyde yaşayan, doğayla ve hayvanlarla içli dışlı olan kızlar, kentli kızlara oranla dişiyle erkek arasındaki cinsel ilişkiye ve doğum olayına daha yakındırlar. Ağıllarında yaşayan koyun, keçi; mandıralarında bulunan sığır türü hayvanlarının, atlarının, köpeklerinin çiftleşmesi, yavrulaması; alışageldikleri, küçük yaşlardan beri görüp izledikleri olaylardır. Bu konu öylesine doğaldır ki, sofra basında, aile toplantılarında dahi çekinilmeksizin konuşulur.

Bu sebeple köyde yetişen kızlar, genellikle cinsellik tasasına düşmez, bu konunun üzerinde durup düşünmeye gerek dahi duymazlar. Kaldı ki Anadolu’muzun çoğu köyünde, tüm aile; dedesiyle, ninesiyle, ana-babasıyla, çoluk çocuklarıyla, tek bir oda içinde yatıp kalkar. Bu sebeple ana-baba ilişkisine, gecenin karanlığı içinde dahi olsa pek çok kez tanık olma imkanı bulunur. Bir bütünlük içinde bütün bu gözlemler, çocuk gözünde dişi erkek yakınlaşmasını daha olağan ve kabul edilebilir kılar. Genel olarak dişiliğini ve onun gereklerini daha rahat anlar.

Buna karşın cinsel birleşmeyi ve doğumu başkalarının ağzından duyup öğrenenler, mübalağalı tanımlamalar karşısında dehşete kapılırlar. Daha önce birkaç örneğini gördüğümüz cinsel ilişki öykülerinin çok daha korkutucu olanları doğum konusunda türetilir. Bunun malzemesini de çoğunlukla yetişkinler verir. Kadınların kendi aralarında yaptıkları konuşmalarda, kılı kırk yararcasına ve tüm ayrıntılarıyla anlatılan, abartılan, göreli unsurlar katılan zor doğum öykülerine kulak kabartan kızlar, bunları kendi hayal güçleriyle daha da zenginleştirirler. İnsanı çığlık çığlık bağırtan sancıları, bedenden akıp giden kanları, suları, ters doğumların güçlüklerini, forsepsleri, sezaryenleri dinleyen kız, küçük bir dişi olarak varlığının büyük bir tehdit altında olduğunu hisseder. Korkar ve paniğe kapılır. Dişiliği, eşliği ve anneliği benimsemekte zorluğa düşer.

Örneklerle belgelenen sonuçları incelediğimizde, cinselliği gizlilik örtüşü altına sokmakla, onu çocuk gözünden saklayamadığımızı, tersine bir karabasan görünüşü kazandırdığımızı kabul etmek zorunda kalıyoruz. Çocuk, doğuştan sahip olduğu cinsel enerjiyle, hayatının hemen her evresinde değişik biçimler gösteren cinselliğini yaşar. Bu aşamanın herhangi bir evresinde, herhangi bir sebeple geçirilen psişik bir baskı, bir şok, bir yanılgı, ergin çağa erişen kızda, cinsel korkulara, gerilimlere, tedirginliklere ve cinsel sapışlara sebep olabilir. Cinsellik konusunda doğru, gerçek, açık bilgilere sahip olma, kızı bu ve benzeri pek çok istenmeyen duruma düşmekten saklayabilir.

Ancak önergen kızı bu konularda bilgilendirirken onun yaşı, psişik gelişimi, sosyal yeri, cinsel konulara olan ilgisi ve bilgi seviyesi dikkate alınmalıdır. Aksi halde, kaş yapayım derken göz çıkarmak; olası sakıncaları önlemek isterken daha büyük sakıncalara sebep olmak mümkündür.

-ALINTI-

354


Alkol - Alkolizm

Yazan: admin Tarih: Eki 20th, 2008 | Kategori:: Genel Kültür

ALKOL

«     En çok suiistimal edilen madde alkoldür

«     En önemli sağlık sorunlarından biridir

«     Alkolizm, toplumun her kesiminde görülebilmektedir (işadamları, diğer meslek mensupları, ev kadınları; fakir, zengin,tahsilli, cahil vs.)

«     Alkol, güçlü MSS depresanıdır ve tolerans oluşturur

«     Trafik kazalarının % 50 den fazlasında, cinayetlerin % 67 sinde, intiharların %33 ünde alkolün önemli etkisi olduğu saptanmıştır

«     Gebelikte kullanımı bebekte zeka geriliğine neden olmaktadır

«     SİNİR SİSTEMİNE YAPTIĞI ETKİLER SONUCUNDA ORTAYA ÇIKAN BELİRTİLER:

Ø      “Yaptıklarının farkında olma” özelliği azalır

Ø      Olaylara karşı tepki gösterme süresi azalır

Ø      Refleksler yavaşlar

Ø      Kafa travması, zehirlenme, diyabetik acillerle karıştırılmasına neden olan belirtiler görülür

 

DAİMA AKLINIZDA BULUNSUN !

ALKOL ALMIŞ BİR KİŞİDE,
ACİL BAKIM GEREKTİREN BAŞKA BİR
FİZİKSEL SORUN
YA DA
KRONİK / AKUT BİR HASTALIK OLABİLİR
O NEDENLE BAŞTAN AYAĞA İYİ BİR DEĞERLENDİRME YAPILMALIDIR

 

SARHOŞ tabir edilen

«     kişi saldırgan olabilir ya da uygunsuz davranışlar sergileyebilir

«     kişi sürekli düşebilir ve kolayca yaralanabilir

«     kişi karşısındaki kişilerle ve sizinle tartışabilir

«     kişi farkında olmadan kendisini yaralayabilir ve ağrı hissetmeyebilir

«     alkolün MSS ne olan depresan etkisi nedeniyle kişide, solunumla ilgili ciddi sorunlar ortaya çıkabilir

 

FAZLA MİKTARDA ALKOL ALINDIĞINDA ACİL BAKIM:

«     Soluk yolunun açık olması ve açık kalması sağlanır

«     Solunumun sayısında (bradipne) ve/veya derinliğinde azalma varsa, solunum otomatik ventilatörle (yoksa bag valve mask ile) desteklenir

«     Yüksek yoğunlukta oksijen verilir

«     Damar yolu açılır, % 5 Dekstroz ya da %0.9 NaCl başlanır

«    100 mg thiamine İV verilir

«     Monitor bağlanarak EKG izlenir

«     Hipoglisemi varsa, % 50 dekstroz 50 ml (ya da % 30 luktan 75 ml) verilir

«     Hastaneye nakil

 

ALKOL KULLANIMINA BAĞLI ORTAYA ÇIKABİLECEK SORUNLAR:

Fazla miktarda alınan alkol:

«     Mideyi tahriş ederek gastrite neden olabilir

«     Gastrit ilerlediğinde şiddetli kusma ve kanama (hematemez) oluşabilir

«     Tekrarlayan kusmalar nedeniyle yemek borusunda(özefagusta) yırtılmalar oluşabilir

«     Siroz nedeniyle oluşmuş özefagus varisleri, yine aynı nedenden yırtılarak şiddetli kanamaya(hematemeze) neden olabilir.


ALKOLİZM

ALKOL KULLANIMINA(ALKOLİZME) BAĞLI OLARAK ALKOLİK KİŞİDE ORTAYA ÇIKABİLECEK SORUNLAR:

Uzun süreli alınan alkol:

«     Kasların dengesiz hareket etmesine

«     Hafız kaybına

«     Apatiye (duygusuzluk, ilgisizlik, cansızlık)

«     Kronik serebral hasarlara

neden olabilmektedir

 

ALKOL YOKSUNLUĞU:

Alkol bağımlısının, alkol almayı kesmesi halinde birkaç gün sonra ortaya çıkan belirti ve bulgulardır.

 Alkol yoksunluğuyla ilgili iki önemli sorun vardır:

«     Alkolik halüsinasyonlar

«     Delirium Tremens (DT)

 

ALKOLİK HALÜSİNASYONLAR :

«     Kişi aslında mevcut olmayan hayali şekillerin (bunlar genellikle böcekler, fareler vb) duvarlarda yürüdüğünü ve kendisine saldırdığını sanırlar (halüsinasyon). Korkutucu olan bu hayaller genellikle geçicidir.

«     Halüsinasyonlar, bir şeyi görme ve/veya duyma şeklinde olabilir

«     Hasta sürekli ajitedir

«     Hastane tedavisine gereksinimi vardır

«     Halüsinasyon : sanrı, varsanı, birsam, olmayan bir şeyi gördüğünü veya duyduğunu sanmak

 

DELİRYUM TREMENS (DT):

Alkolü kestikten 1-7 gün sonra ortaya çıkar

BULGULARI:

Ø      Huzursuzluk, konfüzyon, oryantasyon bozukluğu, halüsinasyonlar

Ø      Ateş

Ø      Terleme

Ø      Nöbet geçirme

Ø      DT de ölüm oranı oldukça yüksektir

 

DT ‘de OLASI TEHLİKELER:

Ø      Hasta kendine zarar verebilir (yaralanabilir)

Ø      Nöbet geçirirken aspire edebilir

Ø      Dehidratasyon nedeniyle hipovolemik şoka girebilir

ACİL BAKIM:

Ø      Yaralanmalardan koruyun

Ø      Soluk yolunun açık olmasını ve açık kalmasını sağlayın

Ø      Nöbet geçirdiğinde merkeze danışarak Diazepam (valium) verilebilir

Ø      Hastaneye nakledin

207


200 Fobi ve Anlamları

Yazan: admin Tarih: Eki 20th, 2008 | Kategori:: Genel Kültür

Korkular
* ablütofobi: yıkanmaktan korkma
* agirofobi: caddelerden ya da caddelerde karşıdan karşıya geçmekten korkma
* agorafobi: açık yer ya da kalabalık korkusu
* ailurofobi: kedilerden korkma
* akluofobi: karanlıktan korkma
* akrofobi: yüksek yerlerden korkma
* akustikofobi: belirli seslerden kokrma
* algofobi: acı çekmekten korkma
* amatofobi: toz korkusu
* amnezifobi: hafızasını kaybetmekten korkma
* amofobi:Sivri cisim korkusu
* androfobi: adamlardan korkma
* anemofobi: fırtına korkusu
* antlofobi: sel korkusu
* antropofobi: insanlardan korkma
* apifobi: arılardan korkma
* arakibutirofobi: yerfıstığı ezmesinin, yerken, damağa yapışmasından duyulan korku
* araknofobi: örümceklerden korkma
* aritmofobi: sayılardan korkma
* asimetrifobi: simetrik olmayan şeylerden korkma
* astenofobi: güçsüz olmaktan korkma
* astrafobi: şimşek korkusu
* ataksofobi: düzensizlikten korkma
* atelofobi: mükemmel ol(a)mamaktan korkma
* aviofobi: uçuş korkusu 

 

B

* ballistofobi: silahtan ya da mermilerden korkma
* batofobi: derinlik korkusu, yüksek binaların yanından geçmekten korkma
* batrakofobi: kurbağa, semender gibi çiftyaşayışlı (amfibyen) hayvanlardan korkma
* belonefobi: iğnelerden korkma
* bibliyofobi: kitaplardan korkma
* bromidrosifobi: vücut kokusundan korkma
* brontofobi: gökgürültüsünden korkma 

 

D

* datafobi: veriden korkma
* dentofobi: dişçiden korkma
* dermatopatofobi: deri hastalıklarından korkma 

 

E

* eisoptrofobi: aynalardan korkma
* elektrofobi: elektrikten korkma
* emetofobi: kusmaktan korkma
* entomofobi: böceklerden korkma
* endofobi: Giyecek korkusu
* epistaksiyofobi: burun kanamasından korkma
* eritrofobi: yüz kızarmasından duyulan korku
* erotofobi: cinsellik korkusu 

 

F

* farmakofobi: ilaçlardan korkma
* fazmofobi: hayaletlerden korkma
* febrifobi: yüksek ateşten korkma
* filemafobi: öpmekten ya da öpüşmekten korkma
* filofobi: sevmekten, aşık olmaktan korkma
* fobofobi: korkmaktan korkma
* fotofobi: ışıktan korkma 

 

G

* gametofobi: evlenmekten korkma
* gefirofobi: köprülerden geçmekten korkma
* gerontofobi: yaşlı insanlardan ya da yaşlanmaktan korkma
* glossofobi: topluluk önünde konuşmaktan korkma 

 

H

* haptofobi: dokunulmaktan korkma
* harpaksofobi: hırsızlardan ya da bir suçun kurbanı olmaktan korkma
* helyofobi: güneş’ten korkma
* hematofobi: kan korkusu
* herpetofobi: sürüngenlerden korkma
* hidrofobi: sudan, yüzmekten ya da boğulmaktan korkma
* higrofobi: nemden ya da yağmurdan korkma
* hipegiyafobi: sorumluluktan korkma
* hipnofobi: uyumaktan korkma
* hipofobi: atlardan korkma
* homiklofobi: sisten korkma
* homofobi: eşcinsellerden korkma 

 

İ

* ihtiyofobi: balıklardan korkma
* islamofobi: İslamdan ve müslümandan korkma 

 

J

* jinefobi: kadınlardan korkma 

 

K

* kainatetofobi:Yenilik korkusu
* kakofobi: çirkinlikten, çirkin seylerden korkma
* kakorafiyafobi: başarısız olma korkusu
* kanserofobi: kanser olmaktan korkma
* kardiyofobi: kalp hastalığından korkma
* karnofobi: etten korkma
* katagelofobi: dalga geçilmekten korkma
* kemofobi: kimyasal maddelerden korkma
* kenofobi:Karanlık korkusu
* keymafobi: kıştan ve soğuktan korkma
* kimofobi: dalgalardan korkma
* kinofobi: köpeklerden korkma
* klimakofobi: merdivenden düşmekten ya da merdivenlerden korkma
* klostrofobi: kapalı yer korkusu Kapalı ve basık yerlerde duyulan korkudur. Asansör, basık tavanlı odalar, koridorlar, kapıları kapalı ve kalabalık otobüs, yeraltı çarşıları, metro, alt geçitler ve kilitli odalar onlar için korku verici yerlerdir. Hastanın temel korkusu bu sayılan yerlerde sıkışıp kalmak, nefes alamamak ve boğulmaktır.
* koprofobi: dışkı korkusu
* koulrofobi: palyaçolardan korkma
* kremnofobi: yüksek yamaçlardan ya da uçurumlardan korkma
* kriyofobi:buzdan ya da donmaktan korkma
* kronomentrofobi: saatlerden korkma
* ksantofobi: sarı renkten korkma
* ksenofobi: yabancılardan korkma
* ksilofobi: tahta şeylerden ya da ormanlardan korkma 

 

L

* limnofobi: göllerden korkma
* litikafobi: davalardan ve mahkemelerden korkma
* logofobi: belirli kelimelerden korkma
* lökofobi: beyaz renkten korkma 

 

M

* manyofobi: delirmekten korkma
* mastigofobi: cezalandırılmaktan korkma
* mekanofobi: makinelerden korkma
* melanofobi: siyah renkten korkma
* mikrobiyofobi: mikroplardan korkma
* mizofobi: kirlilikten korkma
* monofobi: yalnızlıktan korkma
* musofobi: farelerden korkma 

 

N

* nekrofobi: cesetten korkma
* nelofobi: camdan korkma
* niktofobi: geceden korkma
* nozokomefobi: hastanelerden korkma
* nüdofobi: çıplaklıktan korkma 

 

O* obesofobi: şişmanlamaktan korkma
* ofidiyofobi: yılanlardan korkma
* okofobi: taşıt araçlarından korkma
* orofobi:Yamaçtan iniş korkusu
* osmofobi: belirli kokulardan korkma

 


P

* pantofobi: her şeyden korkma
* papirofobi: kağıttan korkma
* paraskavedekatriafobi: ayın onüçü ve cuma olan günden korkma
* patofobi: hasta olmaktan korkma
* pedofobi: çocuklardan korkma
* peladofobi: kel insanlardan ya da kelleşmekten korkma
* penyafobi: fakirlikten korkma
* pirofobi: ateşten korkma
* plakofobi: mezar taşlarından korkma
* pogonofobi: sakaldan ya da sakallı kişilerden korkma
* politikofobi: politikacılardan korkma
* porfirofobi: mor renkten korkma
* potamofobi: ırmaklardan ya da su akıntılarından korkma
* potofobi: alkollü içeceklerden korkma
* pteronofobi: kuş tüyünden korkma
* pupafobi: kuklalardan korkma 

R

* radyofobi: radyasyondan, x ışınlarından korkma.
* ranidafobi: kurbağalardan korkma 

 

S

* selenofobi: ay’dan korkma
* siderofobi: yıldızlardan korkma
* simetrofobi: simetriden korkma
* skiofobi: gölgelerden korkma
* sosyofobi: toplumdan, genel olarak insanlardan korkma
* soteriofobi: başkalarına muhtaç olmaktan korkma 

 

T

* tafefobi: diri diri gömülmekten korkma
* takofobi: yüksek hızdan korkma
* talassofobi: deniz ya da okyanus korkusu
* tanatofobi: ölümden korkma
* teknofobi: teknolojiden korkma
* teratofobi: gebe kadının, şekilsiz, çirkin bir çocuk doğurmaktan korkması
* termofobi: ısıdan korkma
* testofobi: testlerden ya da sınavlardan korkma
* tokofobi: gebe kalmaktan ya da çocuk doğurmaktan korkma
* otomofobi: ameliyat olmaktan korkma
* toksifobi: zehir korkusu
* topofobi: belirli yerlerden korkma
* travmatofobi: yaralanmaktan korkma
* trikinofobi: gıda zehirlenmesinden korkma
* triskaidekafobi: 13 sayısından korkma
* tripanofobi: aşı ya da iğne olmaktan korkma
* trikopatofobi: saç hastalıklarından korkma 

 

Ü

* ürofobi: sidikten korkma 

 

X

* xenofobi: yabancılardan korkma 

 

V

* venereofobi: zührevi hastalıklardan korkma
* venüstrafobi: güzel kadınlardan korkma
* vermifobi: solucanlardan korkma 

 

Z

* zelofobi: kıskançlıktan korkma
* zoofobi: hayvanlardan korkma

207


Gençler Neden uyuşturucu Kullanır?

Yazan: admin Tarih: Eki 20th, 2008 | Kategori:: Ne Nasil / Neden


Gençler Neden uyuşturucu Kullanır?

2005 yılında yapılan bir araştırmada 16 yaşındaki her 100 öğrenciden 6’sının uyuşturucu bağımlısı olduğu tesbit edilmiştir. Bir başka araştırma üç yılda eroin kullanımında %100, ecstasy kullanımında %300 artış olduğunu göstermiştir. 2008 yılındaki olası rakamlarla okullarda her 100 öğrenciden 15’i, her 50 kişilik sınıfta 8 kişi uyuşturucu bağımlısıdır.
Ülkemizde uyuşturucu çok büyük paraların döndüğü bir sektördür ve bu sektörden en fazla payı terör örgütü almakta, bu paralarla Mehmetçiğe kurşun sıkmaktadır. Uyuşturucu yüzünden binlerce genç hayatını mahvetmiş binlerce aile faciası yaşanmış toplumun temeline dinamit konmuştur.

1)-Arkadaş etkeni %51
Önemli yanılgılardan biriside uyuşturucunun sokak satıcılarıyla okul çıkışlarındaki şüpheli görünümlü insanlarca yapıldığıdır oysa uyuşturucuyu ilk teklif eden arkadaştır.Neden arkadaş böyle bir tutum içinde olur sorusunun basit bir cevabı vardır uyuşturucu kullanan kişi uyuşturucuya para yetiştirmekte zorlanır arkadaşının da uyuşturucuya başlaması ve onunda uyuşturucu alması kendi üstündeki maddi yükü azaltır (kimi zamanda arkadaşına uyuşturucuyu satmak için alıştırır) ayrıca yanlış bir şey yaptığının farkında olduğu için yanına yandaş birilerini bularak kendini rahatlatmak ister. Uyuşturucu kullanan kişi uyuşturucunun reklamını ben kullandım kafa yaparsın gibi sözlerle uyuşturucuyu arkadaşına uzatır en kritik noktalardan birisi arkadaşının zaaflarını bilmesidir zaafına göre hareket eder. Arkadaş kandırmasında ne gibi taktikler kullanılır.

*Yağcılık: Sen gidince buranın tadı tuzu kaçar
*Tehdit: Eğer gidersen bir daha yüzüne bakmam
*Yalvarma Acındırma: Ne olur,benim için,hatırım için bir kez,beni kırma
*Israr: Kesinlikle seni bırakmayız
*Ödül vaat etme: Bak bunu yaparsan seni o kızla tanıştırırım.
*Aşağılama: Hadi süt çocuğu sende
Birey güçsüz davranarak kendi kişiliğinden taviz vererek uyuşturucuyu kullanırsa kaybetmeler başlar.
2-)Merak %31

3-)Sorunlarım vardı
Uyuşturucu hiçbir soruna çözüm olmaz sorunları birkaç saat erteler bu ertelemenin sonunda artık uyuşturucu gibi çözümü çok zor bir soruna daha sahip olmuş olur. Gençlerin büyük bir çoğunluğu sorun olarak ailelerini görmektedir.Aileler çocuklarına davranışta daha bilinçli olmalıdırlar.
4-)Farklı olabilme
Üretimle kendini fark ettiremeyenler tüketimle kendilerini fark ettirirler .Üreten bir gençlik için herkes çaba sarfetmelidir. Vakitlerini UMGED gibi sosyal sorumluluk çalışmalarında geçirecek üreten bir gençlik uyuşturucudan uzak duracaktır.
5-)Bir gruba dahil olabilme

202


Altin Portakal ödülü Hopkins’in ‘Pazar’ina

Yazan: admin Tarih: Eki 20th, 2008 | Kategori:: Genel Kültür
Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde ödüller sahiplerini buldu. Bu yıl festivale Eşref Kolçak’ın “beyin özürlü” lafı damgasını vurdu. “En İyi Film” ödülünü Ben Hopkins’in “Pazar-Bir Ticaret Masalı” adlı filmi aldı..
45. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Film ödülünü Ben Hopkins’in “Pazar Bir Ticaret Masalı” aldı. Tuncel Kurtiz başkanlığındaki jüri en iyi yönetmen ödülünü Nokta filmini yöneten Derviş Zaim’e verirken, Erden Kıral’ın “Vicdan” filmi 5 ödül aldı. Pazar - Bir Ticaret Masalı’ndaki performansıyla Tayanç Ayaydın beklenildiği gibi en iyi erkek oyuncu ödülünün sahibi oldu. Vicdan filmindeki performansıyla da Nurgül Yeşilçay en iyi kadın oyuncu seçildi. 16 filmin yarıştığı 45. Antalya Altın Portakal Film Festivali, Konyaaltı Açıkhava Tiyatrosu’nda düzenlenen ödül töreniyle sona erdi. Sanatçılar, kırmızı halıdan geçerken en büyük ilgiyi festivalin yabancı konukları gördü. Hollywood’un ünlü isimleri Kevin Spacey, Bo Derek, Marisa Tomei, Matthew Modine, Mickey Rourke’un da aralarında bulunduğu aktör ve aktrisler Antalyalılarla tokalaştı. Törende “Nürnberg Mahkemeleri” ve “Bloom Kardeşler” filmlerinin oyuncusu Maximilian Schell’e onur ödülünü Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin verdi. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay da “Sinema ve Sanata Katkı Ödülü”nü Marisa Tomei’ye sundu. Törende, “Evita”, “Zor Ölüm” gibi filmlerin danışmanlığını yapan yapımcı Michael J. Warner ve ünlü oyuncu Mickey Rourke da Onur Ödülü’ne değer görüldü.

SİYAD ÖDÜLÜ “ÜÇ MAYMUN”A
Audovisuel Vakfı’nın (TÜRSAK) Onur Ödülü Oskar’lı aktör Kevin Spacey’e gitti. Türk sinemasının çınarları Muhterem Nur, Eşref Kolçak ve Yücel Çakmaklı’ya da onur ödülleri verildi. Eşref Kolçak konuşmasında, “Bu yıl sinemamız bir kanuna kavuştu. Sayın Bakan rica ediyorum. Bu beyin özürlülerin bizlere yakıştırdıkları kanunu değiştirin” deyince Bakan Günay yasanın 2002′de çıktığını, eksiklikleri tamamlamaya çalıştıklarını söyledi. 4. Uluslararası Avrasya Film Festivali’nin “En İyi Yönetmen” ödülü “Bitmeyen Yürüyüş” adlı filmle Hirokazu Koreeda’ya verildi. “En İyi Film” ödülünün sahibi ise Karim Dridi’nin yönetmenliğini yaptığı “Khamsa” oldu. Sinema Yazarları Derneği ödülü “Üç Maymun” a giderken, NETPAC ödülünü, Özcan Alper’in “Sonbahar”ı aldı. Alper, filmini cezaevinde işkenceyle ölen Engin Çeber’in annesine ithaf etti.

212


Kütüphanenin Önemi

Yazan: admin Tarih: Eki 20th, 2008 | Kategori:: Genel Kültür

Kütüphane, belli bir sisteme göre düzenlenen kitap ve benzeri materyallerin toplandığı, saklandığı, okuyucu ve araştırmacıların istifadesine sunulduğu yer. Farsçada ev manasına gelen hane ile Arapçada kitaplar manasına gelen kütüb kelimelerinin birleşmesinden meydana gelen kitaplar evi isim tamlamasındaki tamlama i’sinin düşmesi ve kelimelerin yer değiştirerek birleşmesinden meydana gelmiş, Kütüphane şeklinde söylenen birleşik bir isimdir. Günümüzde yeni bilimsel materyallerin çeşitlenip çoğalması neticesinde ortaya çıkan, süreli yayın, grafik, sesli ve görüntülü yayınların meydana getirdiği koleksiyonlardan meydana gelen kütüphaneler de bulunmaktadır.

Bir fikir gayretinin sonucu olarak yazılmış eserleri korumak, toplamak, organize etmek, onları insanların faydalanmasına hazır hale getirmek için kurulmuş olan kütüphaneler, yapılmış ve yapılacak olan bilimsel araştırmaları, zamanımızda ve gelecekteki araştırıcıların yararına en ucuz en çabuk ve kolay şekilde sunulmasını sağlar. Kütüphaneler eğitim ve öğretime de yardımcı olurlar.

İlkokuldan üniversite bitinceye kadar çeşitli okullarda okuyan öğrenciler, öğrencilerin yetişmesinde emek sarf eden öğretmenler,bilimsel ve teknik gelişmeleri takib eden kimseler de kütüphanelerden faydalanmaktadır.

Tarihçe [değiştir]

Asur, Babil ve Hitit medeniyetlerinden günümüze ulaşan ve yazı yazmak için kullanılan kil tabletler çok eski devirlerdeki kitap ve kütüphanecilikle ilgili bilgi vermektedir. Kütüphaneyle ilgili olarak yapılan araştırmalar ve kazılarda elde edilen bilgiler M.Ö. 2400 yıllarına kadar uzanmaktadır. Asur Devleti Hükümdarı Asurbanipal tarafından M.Ö. 625 yılında kurulan Ninova Kütüphanesi bilinen en eski kütüphanedir. Yapılan kazılar neticesinde elde edilen ve bu kütüphanede bulunan çivi yazısıyla yazılmış kil tabletlerden 20.000 kadarı bugün İngiltere’deki British Museum koleksiyonları arasında yer almaktadır. Son zamanlarda Irak‘ta yapılan kazılar, Nippur civarında Milattan 3000 sene öncesine ait olduğu tahmin edilen zengin bir kütüphanenin enkazını ortaya çıkarmıştır. Mısır Hükümdarı S.Ptolemeus tarafından M.Ö. 3. yüzyılın ilk yarısında kurulmuş olan İskenderiye Kütüphanesi devrinin en büyük kütüphanesidir. Bu kütüphanede 700.000′e yakın papirüs tomarıyla porşömen bulunuyordu. Sezar‘ın M.Ö. 47′de İskenderiye’yi işgali sırasında büyük ölçüde zarar gören kütüphane M.S. 391 senesinde Mısır piskoposunun emriyle tamamen ortadan kaldırılmıştır. M.Ö. 165′te kurulmuş olan Pergamon (Bergama) Kütüphanesi, Roma‘daki Bibliotheca Ulphia ve M.S. 355′te Büyük Konstantin (Constantinus I.)in İstanbul’da kurduğu imparatorluk kütüphaneleri ilk çağların önemli kütüphaneleri arasında yer almaktadır. Ortaçağ‘da manastırlarda kitap sayısı 1000′i geçmeyen küçük kütüphaneler kuruldu.

Daha önce Çinliler tarafından keşfedilen matbaa, Türkler ve Müslüman Araplar tarafından geliştirilerek kullanıldı.

Abbasiler döneminde Bağdat’ta “Beytü’l-Hikme” adında Dünyanın en büyük kütüphanesi kuruldu. İçerisinde 1.000.000 ‘dan fazla kitap mevcuttu.

On beşinci yüzyıldan itibaren Avrupa’da birtakım ilmi ve teknik gelişmeler başlayınca Endülüslü Müslümanlardan matbaayı alan ve bazı baskı teknikleri geliştiren Avrupalılar kitap basımına önem verdiler. Bu sebeple kütüphaneler de yaygınlaştı. 17. ve 18. yüzyılda büyüyen özel koleksiyonlar Fransa’da Bibliotheque National, İngiltere’de British Museum, ABD’nin Washington şehrinde Kongre Kütüphanesi (Library of Congress) ve Seattle Halk Kütüphanesi gibi dünyanın en zengin kütüphaneleri ortaya çıktı. Moskova’daki Milli kütüphane hüviyetindeki Lenin Kütüphanesi ise 1917′de kuruldu. Diğer bazı ülkelerde de milli kütüphaneler ve üniversite kütüphaneleri kuruldu.

Osmanlıların ilk dönemlerinde kütüphaneler cami, medrese, imaret ve tekke gibi hayır kurumlarının bünyesinde kuruldu. Daha sonra müstakil ve düzenli kütüphaneler kurularak ilim mirası sonraki nesillere nakledildi. Vakıflar tarafından kurulan bu kütüphanelerin idare ve hizmet verme şekilleri vakıf kurucuları tarafından hazırlanan vakfiyelerde tesbit edildi. Bu vakfiyelerde yalnız vakfedilen bina gelirleri ve kitap sayısı değil çalışacak elemanların özellikleri, kütüphanenin hizmet verme süresi, kataloglama ve denetim işlerinin nasıl yapılacağı, okuyuculara nasıl davranılacağı bile tesbit edilmişti.

Osmanlılar döneminde ilk kütüphane Osman Bey zamanında İznik‘te, ikincisi ise Edirne‘de Lala Şahin Paşa tarafından kuruldu. Yıldırım Bayezid Han zamanında Bursa‘da Eyne Subaşı Medresesinin üst katında bir kütüphane ile Eyne Subaşının Balıkesir’de yaptırdığı medresede bir kütüphane kuruldu. Fatih Sultan Mehmed Han İstanbul’u fethettikten sonra çeşitli imar faaliyetleri arasında önemli kütüphaneler yaptırdı. Ayasofya yakınında yaptırdığı ilk medresenin yanında halka açık bir kütüphane kurdurdu. Fatih Camii Külliyesi içinde yaptırdığı kütüphane, Zeyrek Camii Kütüphanesi, Eyüp Sultan Camii yanındaki kütüphaneler bu kütüphanelerin en meşhurlarıdır. Daha sonraki padişahlar tarafından İstanbul’un yanında Amasya, Edirne, Bursa, Manisa,Trabzon ve başka şehirlerde de kütüphaneler kuruldu. Topkapı Sarayı bünyesinde kurulan [Saray Kütüphanesi], Ayasofya, Süleymaniye, Şehzadebaşı ve Bayezid kütüphaneleri zenginleştirilerek zamanımıza kadar gelmişlerdir.

Osmanlılar devrinde mimari açıdan müstakil bir binaya sahip olan ilk vakıf kütüphanesi Köprülü Fazıl Ahmed Paşa tarafından yaptırılan ve Köprülü Fazıl Mustafa Paşa tarafından vakfiyesi hazırlanarak tanzim edilen Köprülü Kütüphanesidir. Şehid Ali Paşa tarafından Vefa‘da yaptırılan kütüphane, Atıf Efendi tarafından Süleymaniye civarında yaptırılan Atıf Efendi Kütüphanesi, Nuruosmaniye Kütüphanesi ve Koska’da Koca Ragıb Paşa tarafından kurulan Ragıb Paşa Kütüphanesi de belli başlı Osmanlı kütüphaneleridir.

Cumhuriyet döneminde 1924′te çıkarılan Tevhid-i Tedrisat Kanunu’yla vakıf kütüphanelerindeki koleksiyonlar, 1927′de çıkan kanunla tekke ve zaviyelerde bulunan eserler Maarif Vekaletine (Milli Eğitim Bakanlığına) bağlı kütüphanelere devredildi. Maarif Vekaletine bağlı olarak faaliyet gösteren Kütüphaneler Müdürlüğü 1960′da genel müdürlük oldu. Kültür Bakanlığının kurulmasından sonra bu bakanlığa bağlandı. Günümüzde devlete bağlı ve özel olarak faaliyet gösteren 812 kütüphane bulunmaktadır. Bu kütüphanelerdeki kitap sayısı 10 milyonun üzerindedir. Çeşitli il ve ilçelerdeki yazma eserler, halk ve çocuk kütüphaneleri Kültür Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğüne bağlıdır.

Eğitim ve öğretimin bölünmez bir parçası olan kütüphaneler özel mahiyette yapılan bina ve bölümlerde kurulmuştur. Genellikle ortada uzun bir koridorun, yanlarda okuma odalarının ve kitapların muhafaza edildiği odaların yer aldığı kütüphanelerde dinlenme ve diğer ihtiyaçların karşılandığı özel bölümler yer almıştır. Kitaplar her ilim dalına veya belli konulara göre tasnif edilmiş ve fihristleri düzenlenmiştir. Bu fihristler (kataloglar) kütüphanedeki kitaplardan kolayca istifade edebilmek için hazırlanmıştır.

Kütüphanelerde Genellikle şu personele görev verilmiştir;

Hazin (hafız-ı kütüb)
Kütüphanenin ilmi ve idari işlerini yürüten, yüksek ilmi kariyere sahip vazifelidir.
Mütercimler
Diğer dillerde yazılan kitapları kendi dillerine tercüme eden kimselerdir.
Müstensihler
Yeni çıkan bir kitaptan başka nüshalar yazmakla vazifelendirilmiş yazısı güzel, kusursuz ve titiz kimselerdir.
Mücellidler
Kütüphanelerde bulunan ciltsiz veya ciltleri yıpranmış kitapları ciltlemekle vazifeli kimselerdir.
Münaviller
Kütüphanelerde kitap bulma tekniğini bilmeyen okuyuculara, kitapların raflardaki yerini göstermek veya kitapları dolaplardan alıp, okuyuculara getirmekle vazifeli kimselerdir.

Bu vazifelilerden başka kütüphanelerin temizliği, döşemesi ve bazı hizmetlerini yürüten başka vazifeliler de vardır.

Kütüphaneler hizmet şekillerine göre; milli kütüphaneler, umumi veya halk kütüphaneleri, çocuk kütüphaneleri, okul kütüphaneleri, üniversite kütüphaneleri, özel kütüphaneler, şehir kütüphaneleri ve gezici kütüphaneler diye kısımlara ayrılabilir. Bunlar dışında yazma eser koleksiyonlarına sahip kütüphaneler de vardır. Türkçe, Farsça ve Arapça el yazmalarının en zengin koleksiyonları Türkiye’de özellikle İstanbul’daki kütüphanelerde bulunmaktadır. 150.000 yazma kitabı, mikrofilm atölyeleri ve modern tesisleriyle Süleymaniye Kütüphanesi bütün yazma eser kütüphanelerinin önde gelenidir. Ayrıca cami ve diğer yerlerdeki yazma kitaplar da Süleymaniye Kütüphanesinde toplanmıştır. Bayezid Devlet Kütüphanesi, Millet Kütüphanesi, İstanbul Üniversitesi Merkez Kütüphanesi, atıf Efendi Kütüphanesi, Hacı Selim Ağa, Köprülü ve Ragıb Paşa kütüphaneleri de yazma eser bakımından zengin kütüphanelerimizdir.

Yüzyıllar boyunca yazılan ve bugün basılan milyonlarca kitap kütüphanelerimizi doldurmaktadır. Ancak Osmanlılar ve daha önceki devirlerde yazılmış olan kitapları okuyacak ve anlayacak pek az kimse kaldığı ve günümüzdeki teknolojik gelişmeler neticesinde ortaya çıkan sesli ve görüntülü yayınlara fazla rağbet gösterildiği için kütüphanelerden faydalanan kimseler azalmıştır.

8202