E-Nasıl.Com

İnternet Gündemi

Ekim 27th, 2008 iin arsiv

Dünyanın En Yalnız Canlı Türü

Yazan: admin Tarih: Eki 27th, 2008 | Kategori:: Bilim

Dünyanın En Yalnız Canlı Türü

Afrika’daki Mponeng altın madeninin derinliklerindeki sıcak ve oksijensiz sularda yaşayan Desulforudis audaxviator bakterisi, yaşamını sürdürmek için başka hiçbir canlıya ihtiyaç duymuyor.

Şu ana kadar bilinen ekosistemlerde yaşamın sürdürülmesi için gerekli olan işlemler, değişik türler arasında paylaşılıyordu. Ortamdaki karbon, hidrojen, azot ve oksijenin alınması ve işlenmesi için canlı türleri birbirlerine muhtaçtı. Ancak madende bulunan bakterinin genleri, gerekli bütün işlemleri kendisi yapacak şekilde gelişmiş. Azot ihtiyacını havadaki azottan direk olarak karşılayabiliyor.

Madendeki 60 derecelik sıcaklığa ve oksijensiz ortama uyum sağlayan D. audaxviator, dünya dışındaki bir ortamda yaşayabilecek canlıların araştırılmasında kullanılabilecek en uygun tür olarak görülüyor.

Bakteriye verilen isim de Jules Verne’in “Dünyanın Merkezine Yolculuk” adlı kitabından geliyor. Kitapta konu edilen Profesör Lidenbrock, “descende, Audax viator, et terrestre centrum attinges”, yani “derinlere in Cesur yolcu, ve Dünya’nın merkezine ulaş.” diyor. “Audaxviator”, “Cesur yolcu” anlamına geliyor.

Derleyen: Sinan Erdem

92


Bakire Köpekbalığı Hamile Kaldı

Yazan: admin Tarih: Eki 27th, 2008 | Kategori:: Bilim

Açık denizde doğan ve Virginia Akvaryumu ve Deniz Bilimleri Merkezi’nde 8 yıldır yaşamakta olan Tidbit adındaki Atlantik siyah yüzgeç uçlu türünden dişi köpekbalığı, akvaryumunda erkek türdeşi bulunmamasına rağmen hamile kaldı.

1.5 metre uzunluğundaki köpekbalığı bir sağlık incelemesi için tankından çıkarıldığı sırada öldü. Yapılan otopsi sonucunda balığın karnında doğumu yaklaşmış bir cenin bulundu. Cenin üzerinde yapılan DNA incelemesi, balığın babasının olmadığını gösterdi. Bu tür babasız doğumlara “parthenogenez” deniyor.

Köpekbalıklarında kaydedilen ilk parthenogenez olayı 2002 yılında, Omaha Hayvanat Bahçesi’ndeki bir çekiç başlı köpekbalığının doğumuydu.

Parthenogenez daha önce Komodo ejderlerinde, yılanlarda, kuşlarda, balıklarda ve amfibilerde görülmüştü.

Köpekbalıklarında bu olayın nasıl gerçekleştiği henüz bilinmiyor.

Derleyen: Sinan Erdem

101


Güneş + Su = Yakıt

Yazan: admin Tarih: Eki 27th, 2008 | Kategori:: Bilim

Şu an için güneş enerjisinin fosil yakıtların yerini almasının önündeki en büyük engel, üretilen enerjinin etkin bir şekilde depolanamaması.

MIT’den (Massachussetts Teknoloji Enstitüsü) kimya profesörü Daniel Nocera, geliştirdiği katalizör sayesinde güneş enerjisi kullanarak suyu hidrojen ve oksijen olarak ayrıştırmayı başardı. Hidrojen, içten yanmalı motorlarda ya da yakıt hücrelerinde enerji elde etmek için kullanılabiliyor. Böylece güneş enerjisi, hidrojende depolanabiliyor.
Nocera’nın önerdiği iki yöntem var. Birinci yöntemde, güneş panelinden elde edilen elektrik suyun ayrıştırılması için kullanılan ve içinde katalizör bulunan bölüme enerji sağlamak için kullanılıyor. Başka bir yol ise bitkilerin fotosentezine benzer şekilde; güneş ışığını toplayan boya maddeleri, katalizör ve su aynı ortamda bulunarak doğrudan hidrojen elde ediliyor.

Suyun ayrıştırılması aynı zamanda deniz suyundan elektrik üretilip, yakıt hücresinde hidrojen ve oksijenin birleşmesiyle saf su elde etmeye de yarayabilir.

Nocera’nın yöntemi şu an test aşamasında. Bu yöntemin ileride ticari amaçlı olarak kullanılıp kullanılamayacağı hakkında tartışmalar var. Ancak her gün verimliliği artan güneş gözeleriyle birlikte yaşanan bu gelişmeler, güneş enerjisini ciddi bir alternatif olarak ortaya koyuyor. Nocera’nın çalışmaları MIT’nin ciddi bilimsel yayını “Technology Review” dergisinin Kasım/Aralık sayısının kapak konusu olacak kadar önemli görülüyor.

Derleyen: Sinan Erdem

99


Yıldızlar Neden Titrer ?

Yazan: admin Tarih: Eki 27th, 2008 | Kategori:: Ne Nasil / Neden

Geceleri gökyüzünde gördüğümüz yıldızların birçoğu bizim güneşimizden de büyüktürler ama o kadar uzaktadırlar ki, ancak birer nokta olarak gözükürler. Gezegenlerin yıldızlardan farkları, güneş sistemimiz içinde bizimle beraber güneşin etrafında dönüyor olmalarıdır. Bu nedenle çok uzak olan yıldızlar gökyüzünde ’sabit’ dururken, gezegenler sürekli yer değiştirirler. Bu gezegenler güneşe yakınlık sırası ile Merkür, Venüs, dünyamız. Mars, Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün ve Plüto’dur. Güneş sistemimizde bile mesafeler o kadar büyüktür ki. dünyamıza 8 dakikada gelen güneş ışığı, Neptün’e ancak 4 saatte ulaşır. Zaten güneş sistemimizde bulunmalarına rağmen Neptün ve Plüto teleskop kullanmadan dünyamızdan görülemezler. Güneş Neptün’e o kadar uzaktır ki, bu gezegenden bakıldığında görünümü parlak bir yıldızdan farksızdır. Güneş ışıklarının dünyamıza gelmek için 8 dakikada aldığı bu yolu, saatte 1000 kilometre hızla giden modern bir jet uçağı ancak 17 yıl civarında gidebilirdi. Güneş sistemimizin dışındaki mesafeler ise inanılmaz. Örneğin, andromeda galaksisinin ışığı dünyaya 2.2 milyon yılda ulaşmaktadır. Yani biz bu galaksiyi bu kadar yıl evvelki hali ile görüyoruz.www.uyurgezer.net Şimdi ne yapıyorlar acaba? Aysız berrak bir gecede gökyüzünde gözle görülebilen yıldız sayısı 7000′dir. Küçük bir teleskopla 25 milyon yıldız görülebilir. Ama örneğin ABD’deki Mount Palomar gözlem evindeki teleskopla tüm gökyüzü taranabilse 2 milyar yıldız görülebilir. Halbuki sadece Samanyolu galaksisinde 100 milyar yıldız olduğu tahmin edilmektedir. Yıldızların göz kırpıyormuş gibi ışıklarının kırpışmasının sebebi, çok uzaktan geliyor olmaları ve atmosferimizdir. Yeryüzünde nispeten ılınan hava devamlı olarak yükselme meylindedir. Bu durum gece de devam eder. Yıldızların zayıf ışıkları bu yükselen hava dalgası içinde kırılırlar. Bazen gözümüze tam olarak ulaşamazlar, yani kesik kesik gelirler. Bu evimizdeki sıcak radyatörün veya bir ateşin ya da yazın çok sıcak yolların üzerindeki yükselen havanın arkasındaki şekillerin görüntüsünü dalgalandırmasına benzer. Gerçi görülebilir gezegenlerden gelen ışıklar da yükselen hava dalgaları ile kırılır ama onların ışıkları daha güçlü olduklarından gözümüze ulaşmada kesinti olmaz ve göz kırpmazlar.

148


Yıldızlar neden parlaktır ?

Yazan: admin Tarih: Eki 27th, 2008 | Kategori:: Ne Nasil / Neden

Gökbiliminde parlaklık bir yıldızın birim zamanda yaydığı ışığın ya da diğer ışınım erkesinin miktarıdır. Bir yıldızın parlaklığı yarıçapı ve yüzey sıcaklığı ile belirlenir.

Yüzeyde görülen ve ortalamadan düşük sıcaklık ile parlaklığa sahip olan bölgelere yıldız lekesi denir. Güneş gibi küçük, cüce yıldızlar genel olarak çok az miktarda küçük yıldızlekesi olan tekerlere sahiptir. Daha büyük dev yıldızlar daha büyük ve bariz yıldızlekelerine sahiptir [65] ve güçlü yıldız kenar kararması gösterirler. Bu yıldız tekerinin kenarlarına doğru parlaklığın azalmasıdır. [66] UV Ceti gibi kırmızı cüce parıltılı yıldızlarda oldukça belirgin yıldızlekesi oluşumları gösterebilirler.

193


Parfüm nedir ? Nasıl yapılır ?

Yazan: admin Tarih: Eki 27th, 2008 | Kategori:: Ne Nasil / Neden

Parfüm Nedir? Nasıl Yapılır?

Doğada bulunan veya sentetik olarak elde edilen hoş kokulardır. Hoş kokuları olan bitkiler tarihte önceleri ilaç sonra süs ve daha sonrada güzelliği tamamlayan kokular olarak kullanılmışlardır. Bu amaçla kullanılmış en eski doğal kaynaklardan biri gül’dür.

Gülün taşıdığı o güzel kokuyu elde etmek kolay değildir. Bir parfümün nasıl yapıldığının anlaşılması ve maliyetlerinin değerlendirilmesi açısından bu konuya biraz değineceğiz. Gül çiçekleri sabah erken saatlerde elle toplanırlar. Çuvallarda biriktirilip en kısa zamanda distilasyon merkezlerine ulaştırılırlar. Bütün bu işlem saat 10.00′dan önce bitmelidir. Çünkü güneş artık ısıtıyor ve gül çiçeklerinin taşıdığı bazı koku özlerinin buharlaşmasına neden olmaktadır. Distile ediciler saat 10.00′dan sonra çiçek kabul etmemektedirler. Daha sonra çift su distilasyonu denilen yöntemle gülün tüm kokusal özelliklerini taşıyan yağı elde edilir. Gül yağında %45 kadar Citronellol, Nerol ve %14-30 Geraniol isimli alkoller vardır. Bir kilo gül yağı elde etmek için tam 2.000.000 güle ihtiyaç vardır. Bir başka değişle 1 gr. gül özü, 2.000 adet gülün özüdür.

Elde edilen bu bitki özlü yağlar, bazı işlemlerden geçirilip, içersine kalıcılığını sağlayıcı bazı maddeler eklenmesi ile esans denilen ve en yüksek konsantrasyondaki koku haline getirilir. Piyasaya verilecek olan kokular değişik oranlarda uygun alkollerle dilüe edildikten sonra şişelenirler. Genelde has esanslar 5, 10, 15 ml.’lik şişelerde satılır ve çok pahalıdırlar. Çok az kullanmak yeterlidir. Eau de parfum, esans konsantrasyonu has parfüme göre daha azdır. Ancak diğer formlara göre daha yüksektir, bu nedenle kalıcıdır. Esans içeriği daha az olan bir başka form ise Eau de Toilet’tir. Parfüm dendiğinde genelde Eau de parfum ve Eau de Toilet anlaşılır. Parfümler genelde 30 ml., 50ml. ve 100ml.’lik formlarda olabileceği gibi 30ml., 75 ml. ve 125ml.’lik formlarda da olabilirler.

Parfüm şişeleri özel çalışmaların sonucunda üretilirler. Bazı firmalar özellikle dökme parfümler için çok özel kristallerden özel şişeler üretmektedirler. Parfüm şişeleri ya taşıdıkları sprey ünitesi ile parfümü size ulaştırır ya da dökme parfüm şişeleri şeklindedir. Son zamanlarda bazı tasarımcılar (C.K) geliştirdikleri yeni bir sprey ile çok küçük damlacıklardan oluşan bir parfüm topunu oluşturmaktadırlar.

Günümüzde kokular değişik formlarda da piyasaya sunulmaktadır. Parfum Deo Spray; Koltuk altlarına uygulanan, daha düşük konsantrasyondaki form, Parfum Body Lotion; Koku içeren vücut losyonu Parfum Shower and Bathing Gel; Koku içeren banyo veya duş sabunu

Kokuların Sınıflandırılması

Çok değişik sınıflandırmalar varsa da, en temel sınıflandırma kokunun eldesine göre başlayan ve kaynağını gösteren sınıflamadır. Kokular doğal ve sentetik olarak iki temel grupta incelenirler. Doğal kokular ise elde edildikleri yere göre isimlerdirilirler. Bu grup da

ÇİÇEK Kokuları: Manolya, lavanta, gül, orkide, zambak, portakal çiçeği, limon çiçeği, yasemin vb.

MEYVE kokuları: Şeftali, portakal, kavun, mandalina, limon

BAHARAT kokuları: Karanfil, zencefil, karabiber, tarçın

AĞAÇ kokuları: Sandal ağacı

Çiçek ve meyve kokularının karışımları oryantal kokular ismini almaktadır. Çiçek ve baharat kokularının karışımları ise yarı oryantal olarak adlandırılmaktadır.

Koku Nasıl Seçilir?

Tabii ki size en yakışanını seçmek gerekir. Ancak size yardımcı olabilecek bazı noktaları hatırlatmak istiyoruz.

Yaşa Göre:

Genç yaşlarda, daha çok son çıkan moda kokular kullanılmaktadır. Uzmanlar, daha çok taze kokuları, sabun kokulu parfümleri, pudra kokulu parfümleri, çiçek ve meyve kokularını önermektedirler. (C.K One), (Red Door-Elizabeth Arden) Orta yaştan itibaren zaten tarz oturmaya başlamıştır. Daha çok çiçek ve baharatlı kokular tercih edilmektedir. (Chanel 5) (Diorella-Christian Dior), (Diorissimo-Christian Dior)

Günün Saatine Göre:

Gündüzleri genelde daha hafif kokular, çiçek ve meyve kokuları tercih edilir. Uzmanlar gündüz saatlerinde deo spreylerin kullanılmasını önermektedirler. Akşam saatlerinde ise daha iddealı ve çarpıcı kokular tercih edilir. (Sun Moon and Stars-Lagerfeld), (Angel-Terry Mugler), (Hypnotic Poision-Christian Dior)

Bu konuda daha çok sınıflama vardır. Biz bu noktada Internet üzerindeki önemli kaynaklardan birisi olan www.perfumani.com’dan rastladığımız bir parfüm seçme yardımcısının değişik durumlar için önerilerini size veriyoruz.

Öncelikle kategorileri, iş, resmiyet, spor, klasik, romantik, eğilimci.

Her mevsim için ayrı veya yıllık bir öneri getiriyor

Bahar için Romantik (360-Perry Ellis), (Fendi), Spor (4711) (Barysinkov), Klasik ( 4711) (Misbalmain)
Yaz için Romantik (ESCADA-ActII) (Sun Moon and Stars-Lagenfeld), Spor (4711) (Eau de GUCCI-Gucci), Klasik (4711) (Gloria Vanderbilt-V DE Vanderbilt)
Tüm yıl için Romantik (ESCADA-Acte II) (Fendi), Spor (4711), Klasik (4711) (Decadence)

Koku Nasıl Test Edilir?

Gelelim nasıl deneyeceğinize? Bu konuda uzmanların tavsiyelerini aşağıda sıraladık

Duş yapın,
İyi bir modda olun,
Parfüm veya kokulu bir şey kullanmayın,
Tarzınızı belirleyin,
En fazla 3 koku deneyin (burnunuz 3′den fazlasını ayıramayacaktır.),
Mutlaka cildinizde deneyin,
Denediğiniz kokuyu, belirli aralıklar ile koklayarak cildinizde en hoş kalanı seçiniz.

Bazı Önemli Noktalar

Uzmanlar parfüm kullanımında dikkat edilmesi gereken bazı noktaları da vurguladılar.

Parfüm cilde 15-20 cm. uzaklıktan kullanılmalıdır. Daha geniş bir alana ve homojen dağılım sağlanır.
Parfüm temiz tene uygulanmalıdır.
Eğer dökme parfüm kullanıyorsanız, parfümünüzü kulak arkası, bilek ve ayak bileklerinize tatbik edin. Bu bölgeler daha çok ısındıklarından parfümünüzün güzel kokusu uzun süre duyulacaktır. Parfüm giysilere de sıkılabilir, ancak ertesi gün bir başka parfüm ile o kıyafeti giyerseniz kokular karışabilir.
Bazı parfümlerin hafif lekeler de bırakabileceğini aklınızdan çıkartmayın.

381