E-Nasıl.Com

İnternet Gündemi

Küresel kriz

Yazan: admin Tarih: Eki 13th, 2008 | Kategori:: Makaleler
Papa 16. Benediktus, “Küresel kriz, İlâhî ikazdır!” diyor. Böyle dediÄŸi için ne Batı’da hücuma maruz kalıyor ne de Türkiye’de bir Müslüman benzer deÄŸerlendirmede bulunduÄŸunda topyekûn harekete geçen “lâikçi” medyadan ses çıkıyor.
17 AÄŸustos 1999 depremi için benzer bir deÄŸerlendirmede bulunan Sayın Mehmet Kutlular hapis cezasına çarptırılmış, o bu cezayı çekmiÅŸ ama AİHM, böyle bir deÄŸerlendirme hukuka aykırı deÄŸildir diyerek, onu hukuka aykırı bulan Türkiye Cumhuriyeti mahkemesini mahkûm etmiÅŸti. Elbette kevnî/kozmik meseleler üzerinde yorum yaparken seküler kanunlara göre davranmak, Allah’a ve dine inancımızı onlara göre düzenlemek mecburiyetinde deÄŸiliz.

Evet, Kur’an’da iki küsur sayfa olarak anlatılan Hz. Musa (as) ve Hz. Hızır (as) kıssası, bize bütün hadiselerin Kaderî boyutunu, içyüzünü, asıl manâsını öğretir. Cenab-ı Allah (cc), Kur’an’da kevnî gerçekler gibi fertlerin ve toplumların yaÅŸadıklarını, yani tarihi ve sosyal vâkıaları da zahirî sebepler açısından nazara vermez; çünkü onlara böyle bakmak, o gerçekleri ve hadiseleri manâsızlaÅŸtırır ve yaratılışı da anlamsız hale getirdiÄŸi gibi, neticede insanı ya deist olmaya ya da Cenab-ı Allah’ın -haÅŸa- manâsız ÅŸeylerle iÅŸtigal ettiÄŸi neticesine, bundan da öte O’nu inkâra kadar götürür. Bu ise, cinayetlerin en korkuncudur. Zahirî sebepler birer bahanedir; asıl sebep, onların gerisinde yatan Kaderî veya İlâhî hükümdür. Bize düşen, öncelikle onu aramak ve ona göre davranmaktır. Bu, zahirî sebepleri görmeyelim manâsına gelmez. Çünkü sebep ve netice gibi, zahirî ve aslî sebepler için de iki ayrı deÄŸil tek ve aynı Kader hükmeder; zahirî sebepler de aslî sebebe baÄŸlıdır. Kader, bu aslî sebebe göre hükmünü verir; zahirî sebebi bir perde yapar ve bizi aslî sebebi görmeye çağırır.

Meselâ, Uhud Savaşı’nın ikinci devresinde Müslümanların yaÅŸadığı zahirî maÄŸlûbiyetteki görünür sebep, Peygamber Efendimiz’in (sas) kesin emrine raÄŸmen okçuların yerlerini terk etmeleridir (Âl-i İmran, 152). Ama bu görünür sebebi ve Sahâbe ordusunun savaşın ikinci devresindeki zahirî maÄŸlûbiyetini hazırlayan asıl sebep, Kur’an’da açıkça buyrulduÄŸu üzere, Sahâbe’den bazılarının daha önce kendi seviyeleriyle tam örtüşmeyecek ÅŸekilde davranmış olmalarıdır (Âl-i İmran, 155). Bu da, Allahü a’lem Bedir Savaşı’nda düşman tamamen ezilmeden ganimet toplamaya giriÅŸmeleri olsa gerektir (Enfal, 67; Muhammed, 4). Söz konusu zahirî maÄŸlûbiyetin daha baÅŸka pek çok hikmetleri vardır ki, bunlar bilhassa Âl-i İmran Sûresi’ndeki ilgili âyetlerden takip edilebilir. Aynı ÅŸekilde, Huneyn Savaşı’nın ilk devresinde yaÅŸanan zahirî maÄŸlûbiyetin görünürdeki sebebi, Huneyn Vadisi’nde düşmanın pususuna düşmektir. Fakat bu sebebi hazırlayan ve o maÄŸlûbiyete hükmeden asıl sebep ise, Müslüman ordusundaki bazılarının kalblerinde beliriveren güçlerine aldanma, “bugün bizi yenebilecek kimse yoktur!” duygusuna kapılıp, zaferi bir anlık bir duyguyla bile olsa kendi maddî güçlerine baÄŸlayıverme olmuÅŸtur (Tevbe, 25).

Fert fert ve toplumlar olarak hayatımızdaki her bir hadise nasıl pek çok manâlar ve hikmetler yüklü ise, bugün dünya çapında yaÅŸanan ve nelere mal olacağını henüz kimsenin kestiremediÄŸi “küresel kriz” de elbette büyük manâlar ve hikmetler yüklüdür; taşıdığı manâ ve hikmetleriyle elbette İlâhî bir ikazdır. Krize yol açan zahirî sebepler kadar olsun, o sebepleri ortaya çıkaran ve onlara hükmeden Kaderî sebepleri aramak gerekir. Ne liberal kapitalizm ve onun üzerine oturduÄŸu pazar ekonomisi, “ideolojilerini mitoloji haline getirenler”in zannettiÄŸi gibi insanlığın önündeki yegâne alternatif ve tarihin sonudur ne de mevcut herhangi bir siyasî sistem. Çünkü bunların hiçbiri, Cenab-ı Allah’ın kâinat gibi insan hayatının da yaratılış ve iÅŸleyiÅŸ, yani varoluÅŸ sistemi olarak tayin buyurduÄŸu, varlığın üzerinde döndüğü İlâhî icraatın unvanı olan kanunlar bütününe, yani “fıtrat”a uygun deÄŸildir. Dolayısıyla, fıtratın bir tercümesi olan İslâm’a da uygun deÄŸildir ve hepsi, sona ermeye mahkûmdur. Bu konu, üzerinde biraz daha durmayı hak ediyor.

 

13 Ekim 2008, Pazartesi

Ali Ünal

185



Yorum Yapin