E-Nasıl.Com

İnternet Gündemi

Mani ve Ninni nedir - Anlatmaya Bağlı Edebi metinler

Yazan: admin Tarih: Eki 20th, 2008 | Kategori:: Genel Kültür

Mâni

Anonim Halk Edebiyatı mahsullerinin en yaygın olanlarından biri de ‘Mâni’dir. Düğünlerde, kadın topluluklarında, iş yerlerinde, tarlalarda vb. söylenen mâni umumiyetle hece vezninin 7 veya 8’lisi ile meydana getirilen 4 mısralık manzumelerdir. 4 mısradan az veya çok mısralarla ve hecelerle söylenen mâniler de vardır. Bunlar karşılıklı mâni atışmalarında, “karşı-beri” adı verilen türkülerde, Kuzey Bulgaristan’la Romanya’da yaşayan Gagauz Türkleri’nin eserlerinde dikkati çekmektedir.

Mânilerde birinci, ikinci ve dördüncü mısralar kafiyelenir: (a a b a) Bâzı saz ve tekke şairlerinin eserlerinde, meselâ ilâhi, destan ve koşmaların ilk dörtlüklerinde görüldüğü gibi (a b c d), (a a a b) şeklinde kafiyelendirilen mânilere rastlanır. Bu mânilere ‘düz mâni’ adı verilir.

Her türlü hayat hâdiseleri arasında, aşk, gurbet, kıskançlık, hasret, kırgınlık, tabiat vb. temleri işleyen mânilerde ilk iki mısra bir bakıma duygu, düşünce ve hayâlin girişini teşkil eder. Dinleyenin veya okuyanın dikkat ve ilgisini çekmeye yarayan bu iki mısrâdan sonra üçüncü ve hususiyle dördüncü mısrâ asıl konuyu vermeye çalışır; nâdir olarak dört mısraın bütün bir duygu, fikir ve hayâlin işlediği görülür.

Mânilerin ikinci bir şekli ‘kesik mâni’ veya ‘cinaslı mâni’ adını almaktadır. Mısrâ sayısı ile kafiye düzeni az-çok değişiklik gösteren cinaslı mâniler, umumiyetle ses, tekerleme, mânâ ve cinas hususiyeti gösteren bir kelime grubu halindeki eksik mısra ile başlar; daha çok bu biçimdeki mânilere Azerbaycan Türkleri Bayati, Güney ve Doğu Anadolu bölgelerimizi de Irak Türkleri (Kerkük) ‘hoyrat’ adını vermektedir.

Kültür ve medeniyet tabakalarımızın maddi ve mânevî malzemesini aksettiren mâniler tabiî olarak bestesiz veya âşıklar tarafından hususî makamlarla söylenmektedirler.

Ferdî eser olarak da bilhassa Irak Türkleri arasında görülen ve konularına göre araştırıcılar tarafından muhtelif şekillerde tasnif edilen mânilerin ilk kaynağı hiç şüphesiz halkın hâfızasıdır. Cönkler, mecmûalar, sözlükler, divânlar, halk hikâyeleri, ramazan nâmeler, mektuplar, bekçi destanları vb. eserler mânilerin yazılı kaynağını teşkil ederler.*

Ateş yanar olur kor

ş görünce hayra yor

Sevda çekmek nasılmış

Sen onu çekene sor

 

 

 

(2) Çukurova uşağı

İpek bağlar kuşağı

Onu bunu dinlemez

Çeker vurur bıçağı

 

(3) Dere dere giderim

Mor koyun güderim

Sultan benim olursa

Yaylalara giderim

 

(4) İndim nane biçmeye

Eğildim su içmeye

Ben de senden öğrendim

Böyle dalga geçmeyi

 

(5) Karınca toplar darı

Bal yapar durmaz arı

Sen de bunlara bakıp

İbret alsana bari

 

(6) Karyolada yatıyor

Yorgan göbek atıyor

Çok yaklaşma sevgilim

Bıyıkların batıyor

 

(7) Kızın adı Melek’tir

Elbisesi yelektir

Yakası açık gezmek

Sevdalıyım demektir

 

 

 

(8) Maydanoz demet demet

Yarimin adı Memet

Memet benim olursa

Ne karışır hükümet

 

(9) Mektup yazdım karadan

Dağlar kalksın aradan

Şu benim sevdiğimi

Kavuştursun Yaradan

 

(10) Yayla gülü nedendir

Çiçeği kendindendir

Hep benim çektiklerim

Yârimin derdindendir

 

2.1.4. Ninni

Ninniler, annelerin süt emen çocuklarını uyutmak için ezgi ile söyledikleri manzum veya mensur sözlerdir. Batı Türkçe’sinde bu kelimeye bağlı olarak ‘Neni çalmak, ninni söylemek’ ve ‘uyku getirmek’ deyimleri doğmuştur. Ninniye Kâşgarlı Mahmud ‘balu-balu’, Azeri Türkleri ‘laylay’, Kerküklüler ‘leyley’, Türkmenler ‘hûdi: Allah de’, Özbekler ‘elle’, Kazanlılar ise ‘bişik cırı: beşik türküsü’ adını vermektedirler.

Umumiyetle ilk söyleyicilerini tespit edemediğimiz ninnileri, anneden sonra, büyük anne, hala, teyze, abla gibi ailenin diğer şahısları da zaruret hâsıl oldukça terennüm ederler.

Ninni, çocuk emzirilip kundaklandıktan sonra, salıncakta, beşikte veya kucakta sallanıp uyutulmaya çalışılırken tizden pese doğru söyleyen bir ezgidir; çocuğun ağlamasının durması veya uyuması ile nihayet bulur. Muhtelif türkü, mâni, ilâhi, destan ezgilerinin yardımı veya irticâlen meydana getirilen ölçücü, ölçüsüz söz ve tekerlemelerle çocuğu oyalayan ninniler, hece vezni ve sâde bir dille söylenirler. Umumiyetle dört mısralık bir bütün teşkil eden ninnilerin sonu bir bakıma nakarat gösteren ‘ninni yavrum ninni’, ‘uyusunda büyüsün ninni’, ‘e, e, e, ey’ vb. sözlerle biter.

Ninnilerin konusunu çocuk teşkil eder. Sağlıklı doğmadan gelen sevinç, fizik güzellik, soy-sop, iyi huy, sünnet, öğrenim, nişan, gelin olma, evlenme gibi geleceğe ait dilekler; yalnızlık, gurbette kalan baba, koruyucu melekler, velîler, Hızır vb. madde, tem, motif ve merâsimler ninnilerin muhtevâsında belli başlı unsurlardır.

Köy ve şehir hayatımızda canlı olarak yaşayan -arada bir erkeklerin de söylediği- ninniler maddî ve mânevî kültür mirasımızı sinesinde muhâfaza eden lirik mahsullerdir.*

Evlerinin önü arpa

Kırat gelir dırpa dırpa

Benim yavrum hastalanmış

Kuru yerde yata yata

 

Yavrum ninni, gülüm ninni

Yavrum ninni, gülüm ninni

 

Evlerine varayım mı

Kimi gördüm sorayım mı

Benim yavrum hastalanmış

Nereden hekim bulayım

Gülüm ninni, yavrum ninni

Gülüm ninni, yavrum ninni

HATİCE KÜÇÜK

1648



1 Yorum Yapilmis » “Mani ve Ninni nedir - Anlatmaya Bağlı Edebi metinler”

  1. çokkkkkkkkkkkkkk gözelllllllllllll tşkkkkkkkkkk

Yorum Yapin