E-Nasıl.Com

İnternet Gündemi

Osmanlı’da Misyonerlik

Yazan: admin Tarih: Eki 20th, 2008 | Kategori:: Genel Kültür
Osmanlı’da Misyonerlik

1820 yılında baÅŸlayan ve KurtuluÅŸ Savaşı’na sonuna kadar süren zaman içerisinde Osmanlı Devleti’nde misyonerlik faaliyetleri çok hızlı bir ÅŸekilde geliÅŸmiÅŸtir. Misyonerlik faaliyetlerini bu denli baÅŸarılı olmasında şüphesiz Osmanlı Devleti’nin Islahat Fermanı ile verdiÄŸi ayrıcalılar, kapitülasyon anlaÅŸmaları ile verilen ayrıcalıklar ve Osmanlı Devleti’nin bölgelerine ilgi göstermemesi etkili olmuÅŸtur. BaÅŸlangıçta kendilerine Anadolu’da hedef bulamayan misyonerler daha sonra Ermenilere odaklanıp çalışmalarında baÅŸarılı olmuÅŸlardır. Açtıkları okullardan mezun olanların baÅŸarılı olmaları bu okulların etkilerini artırmıştır. Hatta zamanla Müslüman Türkler dahi çocuklarını bu okullara göndermiÅŸlerdir.
Misyonerlerin genel hedef kitleleri, İslamiyet’in yaygın olduÄŸu bölgeler olmuÅŸtur. Bu çalışma Osmanlı Devleti ile sınırlı kalmayıp Afrika Kıtası, Arap Yarımadası, İran ve Orta Asya halklarına yönelik bir çalışmadır.
Bu amaç zamanla deÄŸiÅŸmiÅŸ, emperyalist bir boyut almıştır. Osmanlı Devleti’nin çok milletli ve etnik kökenli yapısı ise bu yönteme çok müsaitti. Çünkü Osmanlı yönetimi altında Rum, Ermeni, Yahudi, Maruni ve Dürzi etnik kimliklerine mensup gruplar yaÅŸamaktaydı. Osmanlı yönetimindeki Lübnan’da Marunileri Fransızlar, Dürzileri İngilizler, Anadolu’daki Ermenileri ise Amerika BirleÅŸik Devletleri kullanmıştır. MisyonerliÄŸin DoÄŸu’yu sömürmeyi hedef edindiÄŸini açıkça bize gösteriyor, hatta Julius Richter “Emperyalizmin temelini misyonerlik oluÅŸturur” diyor.
DiÄŸer bir misyoner L. Browne görüşünü ÅŸu ÅŸekilde açıklıyor; “Gerçek tehlike İslam düzeninde, onun geliÅŸme ve boyun eÄŸdirme gücünde ve canlılığında gizlidir. İslam Avrupa emperyalizmine karşı tek duvardır.”

Matbaanın rolü
İlk matbaa 1822 yılında Malta’da faaliyete geçmiÅŸti. Matbaa Temmuz 1822’de faaliyete geçtikten sonra Aralık 1826′ya kadar geçen sürede yaklaşık sekiz milyon baskı iÅŸi yapmıştır. Anadolu’da Rumca, Ermenice, Arapça ve Türkçe ders kitabının eksikliÄŸi, misyonerleri bu ders kitaplarını basmaya yönlendirdi. 1830′da Türk-Amerikan iliÅŸkileri resmi olarak baÅŸladı ve hemen arkasından İstanbul’da ABD diplomatik temsilciliÄŸi faaliyete geçti. Bu da matbaanın artık yasal olmasının önünde engel kalmadığı anlamına geliyordu, çünkü matbaa bir Amerikan matbaasıydı. Osmanlı’nın sürekli müdahalesi ve gözetimi altında İstanbul’da rahat çalışılamayacağı anlaşıldığı için matbaanın İzmir’e taşınmasına karar verildi. Matbaa 1833 yılından 1953 yılına kadar faaliyetlerini İzmir’de sürdürdü. Daha sonra ise ihtiyaçlar doÄŸrultusunda Antep ve Beyrut’ta yeni birer matbaa açıldı. AÅŸağıda incelenen Batı Türkiye Misyonu’nun gider bütçesinin %15–25 gibi bir kısmı matbaaya ait olacaktı.
Elde mevcut bir kataloğa göre, başlangıcından 1881 yılına kadar Malta, İzmir ve İstanbul matbaalarından toplam 725 adet kitap, broşür, risale vb. yayın yapılmıştır.
Matbaanın basın yayım işleri bazen engellemelerle karşılaşsa da Birinci Dünya Savaşına kadar hızında hiçbir şey kaybetmeden çalışmışdır. İkinci Meşrutiyetin ilan edildiği yıl (1908), ilk günden beri yapılan baskı işi toplam 900.000.000 (dokuz yüz milyon) sayfayı aşmıştı.

19. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin misyonerler açısından genel durumu
Gerek Kanuni Sultan Süleyman’dan bu yana sürekli ve genişleyerek devam eden kapitülasyon anlaşmaları, gerek azınlıklara önce Tanzimat Fermanı sonra Islahat Fermanı ile tanınan haklar, gerekse Osmanlı Devleti’nin bir türlü eğitim ve sağlık gibi sosyal yönlü alanlarda başta Anadolu olmak üzere toprakları üzerinde isteklerini yapamaması Osmanlı Devleti’ni misyonerlerin adeta merkezi haline getirmişti.
Osmanlı Devleti’nin verdiÄŸi kapitülasyonlar o seviyeye gelmiÅŸti ki Osmanlı ülkesinde yaÅŸayan Müslüman halkın yabancılar kadar hakları yoktu. Osmanlı Devleti bu yabancıları hiçbir ÅŸekilde sorgulayamaz, yargılayamaz ve onlara kötü muamele yapamazdı. Bazen ya çok düşük bir vergi ödüyorlar, bazende vergilerden dahi muaf hale geliyorlardı. Devletin herhangi bir mülki amirinin müdahalesi sırasında ise derhal konsolosluÄŸa baÅŸvuruluyor ve devlet ya kat kat bedelini ödüyor ya da daha fazla ayrıcalıklar veriyordu. ÖrneÄŸin; “1895 yılındaki olaylar okulu geniÅŸ ölçüde etkilemiÅŸ, daha yerinde bir deyiÅŸle, Fırat Koleji bu olayların içinde çalkalanmış, okul binalarından sekizi yangın ya da yaÄŸmadan zarar görmüş ve o tarihte 88.000 dolar olarak tahmin edilen zarar 1901 yılında 100.000 dolar Osmanlı Devleti’nce ABD’ye ödenmiÅŸtir.”
3 Kasım 1839′da, yabancılara önemli haklar tanıyan Tanzimat Fermanı’ndan sonra bir de 27 Åžubat 1856′da ilan edinen Islahat Fermanı da devlet içindeki yabancılara önemli haklar veriyordu. Islahat Fermanı’nın özellikle bütün toplumlara okul açma yetkisi vermesi, serbest ve eÅŸit ÅŸartlar altında ticari ve ekonomik faaliyetlerde bulunmalarını saÄŸlaması ve yabancı devletler ile yapılacak anlaÅŸmalar çerçevesinde yabancıların Osmanlı sınırları içerisinde mülk edinmelerine olanak saÄŸlaması, Osmanlı Devleti’nde misyonerlik faaliyetleri yürüten, baÅŸta ABCFM gibi örgütlerin ve misyonerlerin iÅŸini kolaylaÅŸtırıyordu.
Tüm bunlara bir de Osmanlı Devleti’nin ve aydınlarının yüzyıllar boyunca Anadolu ile ilgilenmemeleri, bölgenin kültür ve eÄŸitimle beslenmemesi misyonerlerin iÅŸini kolaylaÅŸtırıyordu. “İkinci MeÅŸrutiyetin ilan edildiÄŸi yıl (1908), ilk günden beri yapılan baskı iÅŸi toplam dokuz yüz milyon sayfayı aÅŸmıştı.” ABCFM arÅŸivi alınan eser Uygur KocabaÅŸoÄŸlu age.s.114 Bu rakam misyonerlerin iÅŸlerini ne kadar ciddiye aldıklarını ve matbaayı bu iÅŸte nasıl kullandıklarını gözler önüne seriyor. Geri kalmış bir Anadolu’da bu yayınlara önce hitap edilen kesim olarak Ermeniler göze çarpsa da daha sonraları bir takım yararlarından dolayı müslüman halkda bu yayınlara raÄŸbet etmiÅŸtir. Hatta bununla kalmayıp ilerleyen süreçte çocuklarını misyonerlerin yönetimi altındaki misyoner Amerikan okullarına dahi gönderiyorlardı.

Osmanlı Devleti’nde Cizvit misyonerler
Cizvit misyonerler genelde Fransa’nın amaçlarına yönelik hareket etmiÅŸlerdir. Siyaset olarak Fransa’ya, mezhep olarak koyu bir ÅŸekilde Papa’ya baÄŸlı idiler. Osmanlı Devleti’nde misyonerlik yapma faaliyetini yakalayan ilk grup Cizvitler’dir. Bunun en önemli nedeni ise 1536 yılında baÅŸlayarak verilmeye devam edilen ayrıcalıklar olmuÅŸtu ki bunlarada ne fazla ve ilk olarak yararlananlar Cizvitler’di.
Cizvitler’in baÅŸlıca faaliyet gösterdikleri alanlar İstanbul, İzmir, Halep, Suriye, Filistin, Mısır, Irak, Kıbrıs ve Orta Yunanistan’dı. Cizvitler 1583′te İstanbul’da St. Benoit Fransız okulunu kurdular. Cizvitlerle birlikte KatolikliÄŸin diÄŸer tarikatları olan Fransisken, Dominiken, Kapuçin ve Frerler de Osmanlı Devletine ayrıcalıkların saÄŸladığı yararlarla gelmeye baÅŸladılar. ÇoÄŸu kendi isimleriyle anılan St. Joseph, St. Michel, St. Louis, ve Notre Dame de Sion gibi okullar açtılar.
Salname ve Misyon Raporlarından yapılan derlemelere göre Birinci Dünya Savaşı öncesinde Fransız Katoliklerinin Osmanlı Devletinde dağılımı şu şekilde olmuştur:
1.PNG
Rakamlardan da anlaşıldığı gibi Cizvitler ağırlıklarını Suriye ve Lübnan toprakları üzerlerine vermişler. Burdaki Maruniler ve Arap Alevileri olarak bilinen Nusayriler üzerine yoğunlaşmışlardır. Her ne kadar Nusayriler üzerinde pek etkili olamasalar da Maruniler üzerinde öyle bir etkiye ulaşmışlardır ki onları silahlandırıp İngiliz yanlısı Dürziler ile savaştırmışlardır.
1914 yılına gelindiÄŸinde Osmanlı Devleti’ndeki Fransız okullarının sayısı yaklaşık olarak 500 civarındaydı ve bu okullarda 59.414 öğrenci eÄŸitim görüyordu
Katolik misyonerlerin açtıkları okulların yanı sıra ülkenin her yanına dağılmış olarak kurdukları hastene ve yetimhaneleri de vardı. Başlıca Fransız sağlık kuruluşları şunlardı: İstanbul Fransız Hatanesi, İzmir’de Saint Antoine Katolik hastanesi, Yafa’da Saint Louis Hastanesi, Kudus’te Soeurs Saint Joseph Hastanesi, Beyrut’ta Fransız Hastanesi, Şam’da Soeurs Saint Vincent Hastanesi, Bursa’da Les Soeurs Saint-Vincent de Paul Hastanesi, ayrıca İzmir’de dispanser, altı eczane ve bir kreş; Bursa, Tripoli, Kudüs’te çok sayıda sağlık ocakları; Yafa, Ramallah, Betlehem, Nazaret, Fenerburnu, İzmit, Musul ve Cizre’de birer dispanser vardı. Ayrıca, 1240 çocuğun kaldığı çok sayıda yetimhanede bunların yönetimi altındaydı.
Ancak misyonerlikte Cizvitleri Amerikalı ve İngilizlerden ayrı tutan en önemli yönleri bölge halkına deÄŸil, Fransa’ya hizmet etmeleriydi. ABCFM çalışma alanındaki halka onların diliyle kültürüyle hitap ederken, Cizvitler Fransa’yı ön plana çıkarmışlardır. EÄŸitim verilen çocukları birer Fransız çocuÄŸu gibi yetiÅŸtirmiÅŸler, öyle ki bu okullarda eÄŸitim alan öğrencilerin Fransız tarihi, dili ve coÄŸrafyasını kendilerininkinden daha iyi biliyorlardı. Cizvitler tüm bunları Fransa’nın daha iyi sömürgeler kurabilmesi için yapıyorlardı. Nitekim Fransız mandası gelince bunu kendileri de dile getirmiÅŸlerdi. Yüzüncü kitaplarında diyorlar ki: “Evet biz baÅŸarılı Fransa’nın yardımına güveniyorduk, iÅŸte o Fransa ÅŸimdi buradadır.”
Fransiskenlerin okul dağılımı şöyledir:
2.PNG
Bu okullardan başka Fransiskenlerin Samsun, Trabzon, Harput, Malatya, Diyarbekir, ve Mardin yörelerinde toplam 670 öğrencinin okuduğu hemşire okulları vardı.
Kapuçinlerin okul dağılımı ise şöyledir:
3.PNG

Osmanlı Devleti’nde Amerikan misyonerler

Osmanlı Devleti’ne gelen ilk Amerikalı misyonerler ve ABCFM
Osmanlı Devletine gelen ilk protestan misyoner, 1815 yılında Mısır’a ayak basan İngiliz Church of Missionary Society’e baÄŸlı bir papazdı. Onu 1820 yılının ocak ayında İzmir’e gelen Pliny Fisk ve Levi Parsons adı Amerikalı misyonerler izlemiÅŸlerdir. Bu iki misyoner Anadolu en kapsamlı faaliyeti gösteren American Board of Commissioners for Foreign Missions (ABCFM) adlı Amerikan misyoner örgütünün elemanlarıdır. Bu örgüt ABD’deki Protestan misyoner örgütlerinin içindeki en kıdemlisi ve en büyüklerinden biridir. ABCFM Kalvinci geleneÄŸi temsil eden, 16. yüzyıl sonları ile 17. yy’da İngiltere ve Amerikan’nın doÄŸusunda filizlenen Puritan akımın belli baÅŸlı üç temsilcisinden birisi olan Congregationalist’lerce 1810’da Boston’da kurulmuÅŸtur. ABCFM 1868 yılında ABD’deki 16 protestan misyoner örgütünden yalnızca birisidir ama bu 16 örgütün yaptığı harcamaların %30′unu tek başına yapmakta ve istihdam edilen misyonerlerin yine %30′unu bünyesinde barındırmaktadır. 1886 yılında dünya üzerinde 80′in üzerinde misyoner örgütü vardır ve bunların 32’si ABD, 24′ü İngiltere, 25′i Avrupa kıtası kökenlidir. 1896 yılına gelindiÄŸinde ise dünyadaki misyoner örgütlerinin sayısı 150′leri bulmakta, buralarda toplan 11.574 misyoner faaliyet göstermekte, 15 milyon dolara yakın harcama yapılmaktadır.
Protestan misyoner örgütlerinin dünyayı aralarında paylaÅŸmalarında Osmanlı Devleti esas itibariyle ABD’nin payına düşmüştür. ABCFM Osmanlı Devletindeki faaliyetlerine 1870 yılına kadar tek başına, o yıldan sonra ise Board of Foreign Missions of the Presbyterian Church’le (BFMPC) birlikte çalışmıştır. Bu arada baÅŸka bazı yan ve yardımcı kuruluÅŸlar devreye girmiÅŸtir.
ABCFM misyonerleri, misyonerlik faaliyetlerine başlamadan önce hareket alanında halkın demografik, sosyal, kültürel ve etnik dağılımını halkın moral durumunu belirliyorlar. Hangi konularda ne gibi eksikleri bulunduğunu ölçüyorlardır. Tüm bunalara sondaj çalışmaları deniliyordu. Bu sondaj çalışmaları şu başlılar altın yürütülüyordu.

  • Dinsel açıdan halkın durumu nedir?
  • Ruhbanın durumu nedir?
  • Ülkede eÄŸitim ve öğretime iliÅŸkin durum nedir?
  • Halkın moral durumu nasıldır?

Yukarıdaki sorularla Anadolu’nun bütün yapısı ortaya çıkarılmış buna göre hareket edilmiÅŸtir. Tüm bunlara bir de devletin Anadolu üzerinde pasif olması, halkla gerektiÄŸi gibi ilgilenmemesi ve Islahat Fermanı’nın verdiÄŸi ayrıcalıklar eklenince Anadolu çok rahat bir ortam oluyordu. Misyonerler Anadolu’ya doÄŸru yola çıkarken amaçları dinsizleri Hristiyan yapmaktı ama Anadolu’da dinsiz olmayınca Müslümanlara ve diÄŸer etnik gruplara yöneldiler. Ancak bu çabaları sonuç vermedi, ne Rumların ne de Müslümanların üzerinde baÅŸarılı oldular, sadece Ermeniler üzerinde etkili olayı baÅŸardırlar. Misyonerlik faaliyetlerini yeni baÅŸladığı zamanlarda eÅŸleriyle birlikte Beyrut’a yerleÅŸen William Goodell ve Isaac Bird, çok hızlı bir ÅŸekilde çalışmaya baÅŸlamışlar ve bölge dillerini çok iyi çözmüşlerdi. Onları baÅŸarılı kılansa bir okul açmaları ve iki Ermeni din adamını ProtestanlaÅŸtırmaları oldu. Diyanisos Karabet ve Kirkor Vartabet, Amerikalı misyonerlere Ermenice dersleri verirken Protestanlığın cazibesinden kurtulamamışlardı. 19. yüzyılda da Osmanlı Devletinde bulunan misyonerlerin pek çoÄŸu iyi yetiÅŸmiÅŸ, bilgili insanlardır. William Goodel (1792–1867), William G. Schauffler (1789–1883) ve Elias Riggs (1810-1901) Osmanlı Devleti’nde faaliyet göstermiÅŸ en önemli Amerikalı misyonerler arasındadır.

Osmanlı Devleti’nde ilk örgütlenme
Amerikalı misyonerler Osmanlı topraklarında faaliyetlere baÅŸlamak için Osmanlı–İngiliz iliÅŸkilerini düzelmelerini bekliyorlardı. Çünkü ortada henüz resmi bir Osmanlı-ABD iliÅŸkisi yoktu. 2 Mart 1831′de Amerikan diplomatik temsilciliÄŸini açtıktan sonra Willam Goodel, 26 Nisan 1831’de İstanbul’a hareket emri aldı ve 9 Haziran 1831′de İstanbul’a vardı. Ondan yaklaşık bir yıl sonra William Schauffler 31 Temmuz 1832’de İstanbul’a geldi ve birlikte ilk misyonerlik faaliyetlerine baÅŸladılar. Bu hareketin adı İstanbul Misyonu olarak geçecekti. İlk çalışmaları dil, kitap hazırlıkları, öğretim çalışmaları ve halkla iliÅŸkiler üzerine olmuÅŸtur.
İstanbul Misyonunun adı zamanla Ermeni Misyonu olarak değişecektir. Bundaki en önemli neden ise sadece Ermenilerin bu çalışmalara olumlu cevap vermeleri olmuştur. Bu nedenle misyonu alanını sürekli olarak doğuya doğru genişletiştir. Çünkü doğu illerinde yaşayan Ermeni halkın üstünlüğü gözden kaçmamıştır. Bu amaçlarına ulaşmada ise en çok Amerikan misyoner okulları ön plana çıkmıştır.
Misyonlar istasyonlara, istasyonlar ise uç istasyonlara ayrılıyorlardı. Bir misyonun en üst düzey yöneticisi sekreteridir. Aynı ÅŸekilde istasyonlarında sekreteleri vardır. Uç istasyonlar ise kasaba ve köylerde, yerli Hristiyan ahaliden bir yardımcının yönetimindeki birimlere verilen addı. Uç istasyonlar alınan kararları uygulamak durumundaydı. Her istasyonun denetimindeki uç istasyon sayısı farklı olabilmekteydi. ÖrneÄŸin: Harput’ta olduÄŸu gibi, belirli dönemlerde, 70 kadar uç istasyona sahip sahip istasyonlarda bulunabiliyordu.
1834 yılına kadar sadece İzmir ve İstanbul istasyon olarak varlıklarını sürdürürken, bunlara bu tarihten itibaren Bursa ve Trabzon da eklendi. Bu ÅŸekilde 1835 yılında Osmanlı Devleti sınırları içerisinde iki misyon, beÅŸ istasyon, iki uç istasyon , on bir misyoner, bir matbaa ustası, altı misyoner yardımcısı ve altı yerli misyoner yardımcıdan oluÅŸan, küçük ama imanlı bir misyoner örgütlenmesi vardı. 1836 yılında bu ÅŸekilde baÅŸlayan örgütlenme çığ gibi büyümüş ve 1900’lü yıllarda 16 istasyon, 247 uç istasyon, 37 misyoner, 97 kadın yardımcı, 112 kilise, 12.109 kilise üyesi ve 44.959 kayıtlı Protestan ile sayısı çok büyük bir örgütlenme örneÄŸi göstermiÅŸti. Bu büyük örgütlenme zamanla daha kolay yönetim esası açısından Batı Türkiye, Merkezi Türkiye Misyonu ve DoÄŸu Türkiye Misyonu olarak üç bölüme ayrılacaktır. Bunlara ek olarak Bulgar halkı için ABCFM ile birlikte hareket eden BFMPC Avrupa Türkiye’si Misyonu çalışmıştır.

Batı Türkiye Misyonu
Batı Türkiye Misyonu çeÅŸitli istasyonlara ayrılmıştı. 1831′de İstanbul, 1834′de İzmir, 1835′de Trabzon, 1848′de Bursa, 1852′de Sivas-Merzifon, 1854′de Kayseri misyoner istasyonları kurulmuÅŸtu. Ayrıca bir ara İzmit’te ayrı bir istasyon örgütlenmesi göze çarpsa da daha sonra bu düşünceden vazgeçilmiÅŸtir. Batı Türkiye Misyonu’nun en önemli iki istasyonu İstanbul ve Merzifon’dur. İstanbul’un önemi bütün misyonerlik ihtiyaclarının burdan karşılanması ve gerekli düzenlemelerin burdan yönetilmesi olmuÅŸtur. Merzifon’un önemi ise tüm eÄŸitim kurumları ile her türlü çalışmayı yapmalarından kaynaklanmıştır.

Merkezî Türkiye Misyonu
Merkezî (Orta) Türkiye Misyonu, Torosların güneyinden Fırat nehri vadisine kadar olan bölgeyi kapsıyordu, özellikle MaraÅŸ ve Antep illerine ağırlık veriliyordu. Belirtilen bu yerlerin dışında Halep, Antakya, Tarsus ve Urfa’yı da kapsayan bu misyonda, ilkokuldan yüksek okula kadar bütün eÄŸitim kurumlarının olması, İstanbul’dan sonraki ikinci matbaanın bazı nedenlerden dolayı burda kurulması ve en büyük protestan cemaatin bu bölge sınırları içerisinde Merkezî Türkiye Misyonu’nu önemli bir hale getiriyordu.
Ayrıca, ihtiyaç içinde olanlar içinbir tür kendine yardım ilkesine göre çalışan atölyeler açılmıştı. Merkezî Türkiye Misyonu’nunda Antep ve Maraş’ta bulunan yetimhanelerde, 1900 yılında sırasıyla 132 ve 420 yetim çocuk barınıyordu.

Doğu Türkiye Misyonu
DoÄŸu Türkiye Misyonu ise Harput, Erzurum, Van, Mardin ve Bitlis’ten baÅŸlıca Rus ve İran sınırına kadar olan bütün DoÄŸu Anadolu topraklarını içine alıyordu. 1900 yılında bu beÅŸ istasyona baÄŸlı 97 uç istasyon bulunuyordu. Tüm bu kurumlarda 36’sı Amerikalı, 266’sı yerli 302 görevlinin gözetimi altında faaaliyetler sürüyordu. Yine misyonerlerin yönetimdeki yetimhanelerde 2000 çocuk kalıyordu, ki bunların yaklaşık 1100′ü Harput’tadır.

Misyonerlerin eğitim alanındaki çalışmaları
Şüphesiz misyonerliÄŸin baÅŸlangıçtaki amacı hedef alınan bölgelerdeki kitlelere iyi bir dini eÄŸitim vermekti. Bu amaçla ilk gelen papazlar hemen İncil’i anlatmaya baÅŸladılar. İlerleyen süreçte İncil’i Türkçe’ye ve Osmanlı Devleti’nde hedef aldıkları toplumların dillerine çevirmeye baÅŸladılar. Öncelikli hedef olan Ermeni nufus bölgeleri ilk ve en önemli hedefti. Tüm bu faaliyetler ABCFM tarafında yollanan misyonerlerce planlanıyor ve yürütülüyordu. ABCFM nin bu derece etkili olmasının şüphesiz ki en büyük payı maddi desteklemelerinden kaynaklanmıyordu. Zaten ABCFM’nin stratejisi buna uygundu. BaÅŸlangıçta yardım ediyor, giderlerini karşılıyor, yönetimini üstleniyordu. Ama zamanla baÅŸka örgütlerin, kiÅŸilerin, fonların devreye girmesi, eÄŸitimin bir kısmın paralı bir hal alması, bazı yan gelirlerin elde edilmesi ABCFM’yi rahatlatıyordu. Okulların açılmasından yaklaşık 50 yıl sonra yerel yöneticilere devredilmesi planlanmıştı.
Her ne kadar gelen ilk misyonerler kutsal kitabı tanıtmak için okullar açdılarsa da bu zamanla yerini laik okullara veya kolejlere bırakmak zorunda kalmıştır. Bu konuda ABCFM genel sekreteri ile Robert Kolej kurucusu Hamlin defalarca ters düşmüş ve sonunda Hamlin’in isteği kabul edilmişti. Bundan sonra misyoner okulları sadece ilahiyat okulları olarak değil aynı zamanda çağın gerektirdiği bütün alanlarda 8–10 yıl arasında değişen eğitim programları uygulayacaklardı. Öyleki paralı olduğu halde dahi halk bu okulların açılması için baskı uygulayacaktı.
Zaman için ilkokullar, ortaokulla, yatılı kız ve erkek okulları, kolejler ve ilhahiyat okulları ülkenin her yanında faaliyet göteriyorlar. Öyleki bu okulların hemen hemen ülkedeki okulların 1/3 üne tekabül ettiÄŸi söyleniyordu. ABCFM’nin yanısıra özellikle kız okullarını WBM ve WBMI gibi kadın misyoner okulları da destekliyordu.

Osmanlı Devleti’nde göze çarpan belli baÅŸlı okullar

İstanbul Robet Kolej
Robet Kolej İstanbul Bebek’te küçük bir evde eÄŸitim ve öğretime baÅŸlamıştır. Bu iÅŸi baÅŸlatan ise ABD’de kuyumculuk yapan ve daha sonra misyoner olmayı seçen Cyrus Hamlin adında bir misyonerdi. Bu okula ilerde Robert Kolej denmesinin nedeni ise Rothschild ailesinden New York’lu iÅŸ adamlarında Christopher Rinlender Robert’in bu okula çok büyük miktarda yardım yapmasından kaynaklanmıştır. Robet 1878′de ölene dek kolejin bütün harcamalarını üzerine almış ve servetini beÅŸte birinin koleje verilmesini vasiyet etmiÅŸtir. Öldüğünde koleje kalan dört yüz bin dolarla okula yeni ve mükemmel binalar yapılmış, bu iyiliklerinden dolayı sonra da okula Robert Kolej adı verilmiÅŸtir. Robert Kolej öğrencileri ilerki tarihlerde Bulgaristan’ın siyasal yaÅŸamında aktif rol oynamışlar, hatta ilk 5 Bulgar baÅŸbakanı bu okuldan mezun olmuÅŸtu.

Merkezî Türkiye Koleji: Antep – 1876
Merkezi Türkiye Misyonu’na baÄŸlı olarak açılan Merkezî Türkiye Koleji 1878 Ekim’inde küçük bir binada eÄŸitime baÅŸladı ve 15 Ocak 1878′de Osmanlı Devleti okulu bir idadiye olarak tescil etti. Okulda öğretilen dersler dünya edebiyatı, retorik, ekonomi politik, dünya tarihi, uygarlık tarihi, kimya, analitik kimya, minereloji, fiziki coÄŸrafya, ahlak felsefesi, muhasbe, anatomi, fizyoloji, geometri, cebir, Osmanlı tarihi, Amerikan tarihi, Türkçe, yüksek cebir, doÄŸa tarihi, vokal müzik, Ermeni dili ve edebiyatı, Ermenice ve İngilizce güzel yazı yazma sanatıydı. Okulda baÅŸlangıçta üç bölümden oluÅŸuyordu; Hazırlık Bölümü, Bilimler Bölümü ve Tıp Bölümü.
1892 yılında itibaren yörede başlayan olyalardan okulda nasibini almış, okulun bazı öğrencileri ve öğretmenleri bu olaylarda fişlenmişlerdi ve yörede nifak yuvası gözüyle bakılmıştır. Tüm bu nedenlere bir de ekonomik sıkıntılar etkilenince okul 1915 yılında faaliyetlerine son verdi ve kendini feshetti. Her ne kadar 1921 yılında yılında yeniden açıldı ise de 1924 yılında Halep’e taşınmıştır.

Fırat Koleji: Harput – 1878
13 Mayıs 1875 tarihinde kurulan bu okulun özgün adı Ermenistan Koleji’di, ancak Osmanlı Devleti’nin baskıları sonucunda 16 Åžubat 1888’den itibaren adı Fırat Koleji olarak deÄŸiÅŸtirildi. Kolejin öğrenim dili Ermenice’ydi ama bu okulda çok iyi derecede İngilizce ve Türkçe dilleri de öğretilmekte idi. Okul 1915 yılındaki olaylar nedeniyler okul müdürünün sınır dışı edilmesi ile beraber kapatılmıştır.

Anadolu Koleji: Merzifon – 1886
Anadolu Kolejini İstanbul’dan Merzifon’a taşınmasının en büyük nedeni gözlerden uzak ve hedef kitleye daha yakın olma amacıydı. Anadolu Koleji’nin en büyük özelliÄŸi hem azınlıklara hem de Müslüman-Türk öğrencilere açık olmasıydı. KuruluÅŸundan iki yıl sonra hazırlık sınıfları dahil okuyan öğrenci sayısı 130′du. Kolejin 10.000 cildi aÅŸkın bir kütüphanesi ve 7.000′den fazla türü içeren bir botanik müzesi vardı. Okulun Müslüman öğretim elemanlarından Zeki Ketani’nin öldürülmesi sonucu okul karışmış, yönetim suçlanmıştır. Olaylar dinmeyince okul kapatılmış ve Selanik’te aynı isimle eÄŸitim vermeye devam etmiÅŸtir.
Bu okullara ek olarak 1882′de MaraÅŸ’ta Merkesi Kız Koleji, 1888’de Tarsus’da Aziz Pavlus Enstitüsü, 1890’da İstanbul’da İstanbul Kız Koleji ve 1903’de İzmir’de Uluslararası Kolej kurulmuÅŸtur.

Okulların ve misyonerlerin maddî kaynakları
Anadolu’daki misyoner faaliyetleri ve misyoner okulları açıldıktan belli bir süre sonraya kadar doÄŸrudan ABD merkezli ABCFM misyoner örgütü tarafından desteklenmiÅŸtir. Bilhassa okulların açılması sırasında ABD’nin çeÅŸitli eyaletlerinde yürütülen kampanyalarda çok yüksek miktarlarda bağışlar toplanmış ve bunlar Anadolu’daki çalışmalar için harcanmıştır. Bazen okulların kurulmarında özel kiÅŸi ve fonların da büyük desteÄŸi oluyordu. Buna en güzel örnek Robert Kolej’e adı verilen Christopher Rinlender Robert’tir. Öldüğünde okula bıraktığı 400.000 dolar maddî kaynak okula yeni binalar yapılmasını saÄŸlamıştır. Zamanla okullardaki sistemlerin ve matbaa sistemin oturması sonucu yerli halk da bu kaynakları belli oranda desteklemiÅŸlerdir. Bu destek okulların baÅŸarıları ile orantılı ÅŸekilde artmıştır. Bunlara ilave olarak bazı yan misyoner kuruluÅŸların da bu maddi kaynaklarda payları bulunmaktadır. WBM ve WBMI gibi kadın misyoner örgütleri de zamanla bazı okulları bilhassa kız kolejlerini desteklemiÅŸlerdir. Yerli Protestan cemaatlar da okullara maddî desteklerde bulunmuÅŸ, okullara kayıt olan öğrencilerden belli oranda harçlar alınmış, çeÅŸitli aktiviteler okullara gelir getirmiÅŸtir. ABCFM Osmanlı Devletinde 1819-1914 arasında yaptığı toplam harcama 13.345.785 dolar tutarındadır.

SONUÇ
1820 yılında baÅŸlayan ve KurtuluÅŸ Savaşı’na sonuna kadar süren zaman içerisinde Osmanlı Devleti’nde misyonerlik faaliyetleri çok hızlı bir ÅŸekilde geliÅŸmiÅŸtir. Öyleki daha tanınmanın başında iki Ortodoks Ermeni din adamı Protestan yapılmıştır. Misyonerlik faaliyetlerini bu denli baÅŸarılı olmasında şüphesiz Osmanlı Devleti’nin Islahat Fermanı ile verdiÄŸi ayrıcalılar, kapitülasyon anlaÅŸmaları ile verilen ayrıcalıklar ve Osmanlı Devleti’nin bölgelerine ilgi göstermemesi etkili olmuÅŸtur.

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Misyonerlerin Türkiye’deki EÄŸitim ve Öğretim Faaliyetleri
(dizi yazı -1-)



Kaynak : Dr. Ayten Sezer
Dr. H.Ü.Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü

1. Bölüm

1. GİRİŞ: Misyonerliğin Başlangıcı
Misyoner faaliyetlerinin tarihi oldukça eskiye gider. İlk misyonerlerin “havariler” olduÄŸunu söylemek mümkündür. Zira, Hıristiyanlık inanışına göre Hz.İsa etrafına topladığı havarilerine, “Gidiniz ve yeryüzündeki her yaratığa İncil’i anlatınız.” diyerek onları vaaz etmek üzere görevlendirmiÅŸtir. Bu cümleden olarak genelde Hıristiyanlığı yaymak için gayret gösteren kiÅŸilere “misyoner“, Hıristiyan olmayan ülkelerde bu dini yaymak için kurdukları teÅŸkilata da “misyon” denilmektedir [1].
İlk misyonerlerden kabul edilen Aziz Paulus (St.Paul) Hıristiyanlığı yaymak amacıyla Anadolu, Makedonya ve Yunanistan’da pek çok kilise kurmuÅŸ ve bu kiliseleri teÅŸkilatlandırmıştır. Havariler ve yardımcıları sayesinde Hıristiyanlık zamanla bütün Roma dünyasına yayılır. Bu yoÄŸun faaliyetler sonucunda 9.yüzyılda Almanların, 10.yüzyılda ise İskandinavların Hıristiyanlığı benimsediÄŸi görülmektedir. Roma Katolik Kilisesinin Avrupa’ya hakim olmasıyla Hıristiyanlığın bütün dünyaya yayılması için harekete geçilir ve bu amaçla Papalık tarafından 1662′de Vatikan’da “Misyon Bakanlığı” kurulur.
Yine bu tür faaliyetler için Paris’te “Dış Misyonlar Papaz Okulu” açılır ve giderleri “Papalık Propaganda Dairesi” tarafından üstlenilir. MisyonerliÄŸin daha etkin olabilmesi için Almanya, Fransa ve Belçika gibi Avrupa ülkelerinde açılan çeÅŸitli enstitülerin yanısıra, misyonerlik çalışmalarını daha iyi yürütebilecek elemanların yetiÅŸtirilmesi için de yeni okulların kurulduÄŸu görülür[2]. Böylece, baÅŸlangıçta kiÅŸisel gayretlerle baÅŸlayan misyonerlik faaliyetleri zamanla güçlenmiÅŸ ve emperyalizmin öncülük görevini üstlenen bir teÅŸkilat halini almıştır.
Misyonerlik faaliyetlerini yürütmek gayesiyle kurulan en eski ve en güçlü misyon teÅŸkilatlarının İngilizlere ait olduÄŸu bilinmektedir. Bunlardan l646′da Londra’da kurulan “Hıristiyanlığı Yayma Cemiyeti” hızla yayılır ve pek çok ülkede binden fazla ÅŸubesi açılır. Bu sayı 19.yüzyıla gelindiÄŸinde 7 bine ulaÅŸmıştır[3]. Sloganları olan “dünyanın hıristiyanlaÅŸtırılması (the evangelization of the world in the generation…)[4] için yoÄŸun bir faaliyet içerisine giren misyonerler, kurdukları dernek ve teÅŸkilatlar sayesinde sistemli ve örgütlü bir ÅŸekilde hedeflerini gerçekleÅŸtirmeye çalışırlar. Åžimdi misyonerlerin amaçlarını ve kullandıkları metotları daha ayrıntılı olarak ele alalım.
2. MİSYONER FAALİYETLERİNİN AMAÇLARI VE KULLANDIKLARI METOTLAR
Misyoner faaliyetlerinin görünen amacı dinidir. Yani, kendi ifadeleriyle “dinsiz” dünyayı HıristiyanlaÅŸtırmaktır. Bu amaçla bilmeyenlere İncil’i öğretmek, Hıristiyan olmayanları bu dine davet etmek veya kendi mezheplerine insan kazandırmak için çalışan misyonerlerin nihai hedefi ise yeryüzünde güçlü bir Hıristiyan topluluÄŸu oluÅŸturmaktır. Görünen bu dini gayelerinin yanında, misyonerliÄŸin zamanla siyasi, ekonomik ,sosyal ve idari pek çok amacı da bünyesinde taşıdığı görülmektedir. Özellikle sömürgecilik çağı ile beraber baÄŸlı bulundukları ülkelerin emperyalist politikalarına hizmette bulunmaları gözardı edilemeyecek bir gerçektir. Kendilerini kiliseye adayan ve İncil’in hizmetkarı olarak gören misyonerler, amaçlarına ulaÅŸabilmek için her yolu ve metodu denemekten kaçınmamışlardır. Onlardan istenen ÅŸey gidecekleri ülkenin dilini, dinini ve kültürlerini öğrenip inceleyerek eksiklikleri belirlemek ve ona göre hareket etmektir[5] . Bu yüzden misyoner bazan bir doktor, bazan bir öğretmen, bazan da bir Barış Gönüllüsü veya din adamı olarak faaliyetini sürdüren bir insandır. Çünkü onlar için amaca götüren her yol ve her meslek araç olarak kullanılabilir[6]. Dolayısıyla, kendi din,dil ve kültürlerini yayabilmek için okul, matbaa ve hastahane gibi kurumları açarak, maksatlarına ulaÅŸmak için bu kurumları araç olarak kullandıkları dikkati çeker[7]. Bu kurumlar arasında en etkili olanları okullardır. Zira, eÄŸitim yoluyla öğrencileri HıristiyanlaÅŸtırmak esas gayedir. Henry Jessup isimli bir misyonere göre okullar misyonerliÄŸin baÅŸarısı için temel ÅŸart olarak görülmüş ve “Hıristiyan misyonerleri okulunda eÄŸitim, yalnız gaye içinde bir vasıtadır. Bu gayede, insanları İsa’ya götürmek, fertler ve milletler Hıristiyan oluncaya kadar onları eÄŸitmek…[8] olarak ifade edilmiÅŸtir. Bu yüzdendir ki misyonerler gittikleri her ülkede dini kurumlarının yanında okullarını da kurmuÅŸlardır.
Misyonerlerin amaçlarına ulaÅŸmak için kullandıkları metotlardan biri de, mahalli kültürü yok edecek çalışmalarda bulunmaktır[9]. Bu maksatla, kitap, gazete, dergi ve broşür gibi yayınlarla etkili olma, İncil’i tanıtıcı kurslar açma, radyo televizyon gibi yayın araçlarında programlar düzenleme, seminer, konferans vb toplantılar tertip etme; izci teÅŸkilatları oluÅŸturma ve çeÅŸitli sportif faaliyetlerle etkili olma yollarını denemiÅŸlerdir. Kısacası, okul, kolej, yabancı dil kursları, hastahane, dispanser, yayınevleri, kızılhaç vb kurumlar amaca ulaÅŸmak için kullanılan araçlar arasında yer almaktadırlar.
3. OSMANLI DÖNEMİNDE MİSYONER FAALİYETLERİ
Dini ve mezhebi gayelerle Osmanlı topraklarına gelen misyonerler, zamanla ait oldukları ülkelerin Osmanlı Devleti’nde yeni nüfuz alanları oluÅŸturma çabalarında araç olarak kullanıldılar. Zira, çok dinli ve çok etnik yapılı olan Osmanlı Devleti misyoner faaliyetleri için uygun bir zemine sahipti. Azınlıklara tanınan geniÅŸ haklar ile yabancılara verilen kapitülasyonlar da bu tür faaliyetler için uygun fırsatlar olarak deÄŸerlendirilmiÅŸtir. Dolayısıyla Osmanlı’daki misyoner faaliyetlerini incelerken, olayın dini yönü kadar siyasi, kültürel, ticari ve ekonomik boyutunu da göz önünde bulundurmak gerekmektedir.
19.yüzyılın ikinci yarısından itibaren hız kazanan misyoner faaliyetlerinin tarihi oldukça eskiye dayanır. İstanbul, İzmir ve özellikle Kudüs gibi kutsal yerleri bulmaya yönelik olarak baÅŸlayan çalışmalar, sömürgeciliÄŸin geliÅŸmesiyle birlikte ticari ve siyasi bir mahiyet kazanır ve bu yönü ile “Åžark Meselesi“ni halletmek için azınlıklar kanalıyla misyonerlerden yararlanılır. Politik bir kavram olarak 19.yüzyılın baÅŸlarında kullanılan “Åžark Meselesi’ni Türklerin Anadolu’ya geldikleri tarihe kadar(1071) götürmek mümkündür. 17.yüzyıla kadar Hıristiyan Avrupalılar Türklerin Anadolu’ya gelmelerine ve Balkanlardan Avrupa’ya geçmelerine engel olmaya çalıştılar, ancak bu dönemde baÅŸarısız oldular. Ne var ki, bu yüzyıldan sonra Türkler, sürekli Batı karşısında toprak kaybetmeye ve gerilemeye baÅŸladıklarından dolayı savunma durumuna geçtiler. O günden bugüne kadar çeÅŸitli politikalarla süren “Åžark Meselesi“nin bu aÅŸamasında Batılılar bir yandan Osmanlıyı yarı sömürge haline getirirlerken, diÄŸer yandan da ülkedeki azınlık milliyetçiliÄŸini destekleyerek onları Osmanlıdan koparmaya çalıştılar[10]. Bu politikalarını gerçekleÅŸtirmek için kullandıkları metotlardan biri de misyonerlik çalışmalarıdır .
19.yüzyıla gelindiğinde Anadolu, Boğazlar, Ortadoğu, Petrol Bölgesi, Akdeniz çevresi ve Makedonya gibi dünyanın jeopolitik ve jeostratejik bakımdan önemli bölgelerine sahip olan Osmanlı Devleti, misyonerler açısından ilgi çekiciydi. Bölge üzerinde daha çok İngiltere, Fransa, Rusya ve Avusturya arasında görülen mücadeleler yeni problemleri ortaya çıkarır ve her ülke Osmanlı üzerindeki nüfuzlarını arttırmak için misyonerlerini kullanırlar.
Osmanlı topraklarına gelen ilk misyonerler Katoliklerdir. Fransız olan bu misyonerler İstanbul’daki yabancıların ve azınlıkların eÄŸitimi ile ilgilenmek üzere 16.yüzyılın sonlarına doÄŸru bölgeye gelirler ve dini kurumlarının yanında okullarını da kurdular. Cizvitlerle baÅŸlayan bu faaliyetler KatolikliÄŸin diÄŸer tarikatları olan Dominiken, Kapuçin ve Frerler rahip ve rahibelerinin de gelmesiyle devam eder ve çoÄŸunlukla kendi isimleriyle anılan St. Joseph, St.Michel, St. Louis ve Notre Dame de Sion gibi okullarını açarlar[11]. 1914′e gelindiÄŸinde 59.414 öğrencinin öğrenim gördüğü bu okulların sayısının 500′e ulaÅŸtığı görülür[12].


Katoliklerin yanısıra Osmanlı topraklarında faaliyet gösteren diÄŸer misyonerler Protestanlardır. Bunların çalışmaları 19.yüzyılın ortalarından itibaren yoÄŸunlaşır. Bunda Osmanlı’nın içinde bulunduÄŸu olumsuz durum ve emperyalist devletlerin bölgedeki menfaat çatışmalarının rolü büyük olmuÅŸtur. BilindiÄŸi üzere Katoliklerin hamisi Avusturya ile Fransa, Ortodokslarınki ise Rusya idi. Bunlara İngiltere de katılır ve bir Protestan topluluÄŸu oluÅŸturmak için çalışmalara giriÅŸir. Osmanlı topraklarına gelen ilk Protestan misyonerin 1815′te Mısır’a gönderilen İngiliz Church of Missionary Society’e baÄŸlı bir papaz olduÄŸu kaydedilir[13]. Ayrıca yine bu amaçla 1842′de Kudüs’te bir Protestan Kilisesi açılır ve İngiltere, Almanya ve Amerika’dan Protestan misyonerleri gönderilir. Bu misyonerler 1856 tarihli Islahat Fermanı’nın getirdiÄŸi vicdan hürriyeti ile mezhep deÄŸiÅŸtirme serbestliÄŸinden de yararlanarak çalışmalarına hız verirler. Anadolu’ya gelen ilk Protestan misyonerler ise Amerikalılardır.19. yüzyılın baÅŸlarında gelmeye baÅŸlayan bu misyonerler, kurdukları “misyon“ların yanısıra çeÅŸitli seviyelerde okullarını da açarlar. Bu okulların büyük kısmı 1810′da Boston’da kurulan ve kısaca American Board olarak anılan American Board of Commissioners for Foreign Missions (ABCFM) isimli teÅŸkilat tarafından açılmıştır[14]. Önceleri İzmir ve İstanbul gibi kıyı ÅŸehirlerine gelen Amerikalı misyonerler daha sonra gittikçe iç bölgelere doÄŸru yayılırlar. Bölgeye gönderilen Amerikalı misyonerlerden istenen ÅŸey, öncelikle gittikleri yerlerde halkın arasına karışarak bilgi sahibi olmalarıydı. Özellikle halkın dini durumunu tespit etmek, din adamları hakkında (sayıları, bilgi düzeyleri, eÄŸitim durumları vs.) bilgi edinmek, ülkedeki eÄŸitim ve öğretim durumunu tespit etmek ve halkın moral durumunu öğrendikten sonra, ne tür bir çalışmada bulunulacağını belirlemekti. Onlardan istenen bir baÅŸka görev ise “Bu mukaddes ve vaadedilmiÅŸ toprakların silahsız bir haçlı seferiyle geri alınmasını saÄŸlamak” için gerekli çalışmaların yapılmasıydı[15] . Daha çok yahudi ve müslüman olmayan azınlıkların yaÅŸadıkları bölgelerde faaliyetlerini yoÄŸunlaÅŸtıran bu misyonerler Osmanlı topraklarını Avrupa, DoÄŸu, Batı ve Merkezi Türkiye olmak üzere dört misyon bölgesine ayırırlar[16]: Bunlardan Avrupa Türkiyesi Misyonu, Filibe, Selanik ve Manastır’ı içine alıyordu ve bölgedeki Bulgarların bilinçlendirilmesi için çalışıyordu . Batı Türkiye Misyonu, İstanbul, İzmit, Bursa, Merzifon, Kayseri ve Trabzon yörelerini; Merkezi (Orta) Türkiye Misyonu, Torosların güneyinden Fırat nehri vadisine kadar olan bölgeyi (özellikle MaraÅŸ ve Antep illerine ağırlık veriliyordu), DoÄŸu Türkiye Misyonu ise; Harput, Erzurum, Van, Mardin ve Bitlis’ten baÅŸlıca Rus ve İran sınırına kadar olan bütün DoÄŸu Anadolu topraklarını içine alıyordu. Bu son üç misyonun Ermeniler üzerinde çalıştıkları dikkati çeker[17]. Yirminci yüzyılın başında DoÄŸu, Batı ve Merkezi Türkiye Misyonlarına ait yaklaşık 20 bin öğrencinin öğrenim gördüğü 337 okul vardı ve bu okulların %42’si Batı’da, %30′u Merkezi Türkiye’de, %20’si ise DoÄŸu Türkiye Misyonu’nda idi[18].
Bu amaçla iÅŸe koyulan misyonerler kurdukları “misyon” ların yanısıra ilk, orta ve yüksek seviyelerde açtıkları okulları ile matbaa, hastane ve yardım kuruluÅŸlarıyla çok yönlü bir protestanlaÅŸtırma faaliyetine giriÅŸtiler. Bu derece örgütlü ve planlı bir faaliyet sonucunda hem mezheplerini yayıyorlar hem de azınlıkları etkileyerek onların Osmanlı’dan kopmalarına yardımcı oluyorlardı. Bu alanda en önemli Protestan kolejleri İstanbul ve Beyrut gibi merkezlerde açıldı. Bunlar arasında 1863′te İstanbul’da Cyrus Hamlin isimli bir misyonerin açtığı Robert Kolej anılmaya deÄŸerdir. Kurucuları, yöneticileri ve çoÄŸu öğretim elemanı misyonerlerden oluÅŸan bu Kolej’in 1863-1903 tarihleri arasındaki mezunlarının çoÄŸunu Bulgar öğrenciler oluÅŸturuyordu. Yine, Kolej’in ilk Bulgar mezunlarından beÅŸinin Bulgaristan’da baÅŸbakanlık görevinde bulunduÄŸu ve Birinci Dünya Savaşı öncesi Bulgar kabinelerinden her birinde en az bir Robert Kolej mezununun yer aldığı görülür[19]. Yüklü bir program uygulanan Kolej’de Almanca, İngilizce ve Fransızca gibi Batı dillerinin yanında baÅŸta Bulgarca ve Ermenice olmak üzere on beÅŸe yakın deÄŸiÅŸik dilin öğretilmesi, Kolej’in çok yönlü amaçlarını ortaya koyması açısından önemli bir husustur. Bulgarlar için çalışan Avrupa Türkiyesi Misyonu’nda ise 1899′da on misyoner, on iki Amerikalı misyoner yardımcısı ve 81 yerli yardımcı görevli hizmet veriyordu. Bölgedeki Protestan kiliselerinin sayısı ise on beÅŸi bulmuÅŸtu. 1870-80′li yıllarda, İstanbul’da misyonerlerin kurduÄŸu matbaada yayınlanan eserlerin yarıya yakınının Bulgarca olması bu konu üzerindeki çalışmaların ciddiyetini ortaya koymaktadır. “American Board“dan baÅŸka Bulgarları protestanlaÅŸtırmak için çalışan bir diÄŸer Amerikan misyoner örgütü olan “Methodist Episcopol Mission” nun da 1858′de Bulgaristan’da birer misyon merkezi kurduÄŸu görülür[20]. Amerikan misyonerlerinin İstanbul’da kurduÄŸu Robert Kolej’in Bulgarlar için üstlendiÄŸi görevi, Beyrut’ta açılan Protestan Koleji de Arapları bilinçlendirerek Osmanlı’dan koparmak için üstlenmiÅŸtir [21].
Bu iki Kolej’den baÅŸka Anadolu’nun çeÅŸitli bölgelerinde açılan pek çok Kolej, aynı ÅŸekilde daha çok Ermenilere yönelik olarak çalışmıştır. Anadolu’da ilk Amerikan misyoner merkezi 1852′de Harput’ta kurulur. Aynı yerde 1878′de açılan Osmanlıların Fırat Kolej’i dedikleri Ermenistan Koleji (Armenian College) Protestan papazı yetiÅŸtirmek ve Ermenilere dilleri, tarihleri ve edebiyatları ile milliyetleri hakkında bilgiler vermek için hazırlanan programları takip eder. Aynı dönemde Merzifon’da Anadolu Kolej (Anatolia College), İzmir’de Uluslararası Kolej (International College) ile kızlar için açılan Amerikan Koleji, Antep ve MaraÅŸ’ta kızlar ve erkekler için açılan Merkezi Türkiye Kolej’leri; Tarsus’taki St. Paul Enstitüsü gibi kolejler öncelikle Hıristiyan azınlıkların çocuklarını eÄŸitmiÅŸler ve ardından onların Osmanlı’ya karşı ayaklanmalarını saÄŸlamışlardır. İçeride azınlıkları bu ÅŸekilde yetiÅŸtirerek kışkırtan misyonerler dışarıda da Avrupa ve Amerikan kamuoyunu Türkiye aleyhine çevirmek için kendi tahrikleriyle çıkan ayaklanmaların bastırılmasını “Türkler Hıristiyan ahaliyi kesiyor!” propagandalarıyla etkileyerek, Batı dünyasını Osmanlı Devleti aleyhine tavır almak üzere harekete geçirmeye çalışmışlardır. İyi yetiÅŸtirilmiÅŸ Ermeniler ABD’ye götürülüyorlar ve çoÄŸu Amerikan vatandaÅŸlığına geçtikten sonra Osmanlı topraklarına geri dönüyorlardı. Böylece dokunulmazlık zırhına büründükten sonra Ermeniler için özgürlük propagandası yaparak onlar lehine reformlar istiyorlardı[22] . 1914 yılına kadar 60 bini aÅŸkın sayıda Ermeni’nin ABD’ne göç ettiÄŸi tahmin edilmektedir[23] .
Ermeni ve Bulgarlara yönelik olarak sürdürülen çalışmalar, aynı zamanda Rum, Hıristiyan Arap, Nasturi, Süryani ve Yahudiler üzerinde de yürütülüyordu. Hatta, DoÄŸu’daki bazı Kürt aÅŸiretlerinin ayaklanmalarında bölgeye 17.yüzyıldan itibaren gelmeye baÅŸlayan Fransız ve İtalyan Katolik misyonerleri ile bunlara 19.yüzyıldan itibaren katılan İngiliz, Alman ve Amerikalı misyonerlerin faaliyetlerinin oldukça önemli rol oynadığı bilinmektedir. Bir araÅŸtırmada bunlardan yalnızca “American Board“un 1900′de Avrupa Türkiyesi ve Anadolu’da 162 misyonerinin ve 21 misyoner merkezinin olduÄŸu, 36 kurum ve yüksek okulda 2700 erkek ve kız öğrenci ile 398 ilkokulda 15 bin öğrencinin öğrenim gördüğü ifade edilmektedir[24]. Bir baÅŸka araÅŸtırmada ise 1914′e gelindiÄŸinde ABD’nin Osmanlı topraklarında 9 hastahanesi, 426 okulu ve 25 bine yakın öğrencisi vardı[25]. Protestan misyonerleri açtıkları okul ve kolejlerle olduÄŸu kadar kurdukları hastahaneler yoluyla da bölge insanlarını etkilemeye çalışmışlardır. İlk hastahaneler Antep, Talas (Kayseri), Mardin ve Van’da kurulmuÅŸ olup, bunları İstanbul, Merzifon, Sivas, Harput ve Diyarbakır” da açılanlar izlemiÅŸtir[26].
Gerek eÄŸitim ve öğretim faaliyetlerini desteklemek gerekse dini propaganda malzemesi hazırlamak için İzmir ve İstanbul gibi merkezlerde matbaalar kurulmuÅŸ ve buralarda çoÄŸu dini muht*******ı milyonlarca sayfa tutarında kitap ve broşür basılmıştır. 1820′lerden 1900′lere kadar basılan ve dağıtılan Kitab-ı Mukaddes ve Hıristiyanlığa dair diÄŸer kitaplarla kolejlerde okutulan ders kitaplarının sayısının 7 milyon sayfayı bulduÄŸu ifade edilmektedir[27]. Özetle, American Board ve diÄŸer misyoner teÅŸkilatlarının bu derece etkin ve yoÄŸun çalışmalarının, 1880′lerden itibaren ABD’ye Orta DoÄŸu ve Anadolu’da ekonomik, sosyal ve kültürel bir hayat sahası oluÅŸturmada aracı rol oynadığı gözden kaçmayacak bir gerçektir..
Osmanlı Devleti’nde protestanlaÅŸtırma faaliyetlerini sürdüren bir diÄŸer ülke ise İngiltere idi. OrtadoÄŸu ve Anadolu’ya yönelik olarak çalışan İngiliz misyonerleri 19.yüzyıldan itibaren Mezopotamya ve Ege yöresinde yoÄŸun olarak İstanbul, Antalya, Harput, Ankara, İzmir, Erzurum, Bursa, Antep gibi ÅŸehirlerde okul açmışlardır[28]. World Missions’un 1914 yılına ait istatistiklerine göre İngiliz Misyoner Cemiyetlerinin (British Missionary Societies) Osmanlı Devleti’nde 178 okulu ve 12 800 öğrencisi vardı[29]. 1919 tarihli bir rapora göre ise Milli Mücadele öncesi Anadolu topraklarındaki İngiliz misyoner sayısı 23 olup, bunların 7 ilkokulu ve 5 tane de ortaokulu vardı. Bu okullarda 86’sı çocuk yuvasında, 740′ı ilkokullarda, 134′ü ise ortaokullarda olmak üzere toplam 2190 öğrenci öğrenim görüyordu[30].
İngiliz, Fransız ve Amerikan misyonerlik faaliyetleri kadar yaygın olmamakla beraber Alman misyonerleri de Osmanlı ülkesine geldiler. Bunlar daha çok Kudüs, Beyrut, İzmir ve İstanbul gibi merkezlerde açtıkları okullar sayesinde çalışmalarını sürdürdüler. Sözkonusu okulların dini propagandadan ziyade Almanya’nın ekonomik ve kültürel nüfuzunun bölgede yayılmasını saÄŸlamaya yönelik faaliyette bulundukları bilinmektedir[31]. Birinci Dünya Savaşı sonlarında Türkiye’de faaliyette bulunan Alman misyonerlerinin sayısı 79 eÄŸitim elemanı ve 791 rahip olmak üzere 890′dır. Ayrıca 7 çocuk yuvası, 17 ilkokul ve bir ortaokul ile iki hastahane ve bir dispanserleri vardı[32].
İtalyanlara ait misyonerlik faaliyetleri de çoÄŸunluÄŸu İstanbul’da olmak üzere Hatay, Beyrut,Selanik, Bingazi, Derne, Humus ve Trablusgarp gibi yerlerde yoÄŸunlaÅŸmış olup, diÄŸer misyonerler gibi bunlar da eÄŸitim ve öğretim faaliyetlerine ağırlık vermiÅŸlerdir[33]. İtalyan soyundan gelen Ivrea rahip ve rahibeleri ile İtalyan Cizvitleri tarafından açılan -büyük kısmı ilkokul seviyesinde- okulların esas gayelerinden biri KatolikliÄŸi yaymanın yanısıra İtalyan dili ve kültürünü öğretmekti.
Ana hatlarıyla verilen bu bilgilerden de anlaşılacağı üzere, çalışma alanları, amaçları ve metotları gözönüne alınırsa, Osmanlı Devleti 19.yüzyılda en yoğun ve çok yönlü bir misyoner faaliyetine sahne olmuştur. Ülke adeta bir baştan bir başa misyonerler tarafından açılan okullarla donatılmıştır. Devletin bazı bölgelerindeki eğitim ve öğretim kurumlarının yeterli olmaması misyoner okullarına olan ilgiyi arttırıyordu. Bu okullarda din propagandasının yapıldığı, kendi dil ve kültürlerinin öğretildiği, özellikle Fransız İhtilali sonrasında gelişen milliyetçilik akımının azınlıklar arasında yaygınlaştırılmaya çalışıldığı düşünülürse ne derece etkili oldukları açıkca kendini gösterir.
Bu durumu gözleyen Osmanlı yöneticileri, anılan okulları denetim altına almak ve zararlı faaliyetlerini engellemek olmak için çeşitli düzenlemelere gittilerse de, gerek kapitülasyonlar gerekse büyük batılı devletlerin müdahaleleri yüzünden istedikleri sonucu alamadılar. gibi denetleyemediler. Dolayısıyla bu okullarda Türklük ve Müslümanlık aleyhtarlığı işlenirken Türkçe vb derslerin de yetersiz verildiği kaynaklarda yeralmaktadır.
1900′de sadece Amerika’ya ait 400′ü aÅŸkın okulda 20 bine yakın öğrenci öğrenim görürken, aynı yıllarda faaliyet gösteren idadi ve sultani sayısı 69 idi. Ve bunların sadece 7 bin civarında öğrencisi vardı. Aynı dönemde Osmanlı topraklarındaki toplam yabancı okul sayısı 2 bin civarında idi. Bunlara azınlıkların kendi okulları da ilave edilirse bu sayı toplam olarak 10 bine yaklaÅŸmaktadır. Bundan dolayıdır ki, Devletin zayıfladığı dönemlerde, azınlıkların ayaklanmalarında ve Batılı devletlerin de yardımlarıyla birer bağımsız devlet haline gelmelerinde misyonerlerin eÄŸitim faaliyetlerinin etkisi gözardı edilemez. Nitekim, 1829′da Yunanistan’ın, 1908′de Bulgaristan’ın ve Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra da Arapların Osmanlı’dan kopmasında misyoner faaliyetlerinin küçümsenemeyecek katkıları olmuÅŸtur.

259



Yorum Yapin