E-Nasıl.Com

İnternet Gündemi

Aralık 2008 iin arsiv

Ölüm Gerçeği

Yazan: admin Tarih: Ara 7th, 2008 | Kategori:: Makaleler

Giriş

Anadolu topraklarından önceki Türkçe’den gelen bir söz vardır: “Öceşki yok ölümle” yani ölümle mücadele edilmez, ona itiraz olmaz. Bu kesin bir gerçek. Ölümle başa çıkılamaz. Ölümün üstesinden gelinemez. O halde insanoğlu ne yapsın? Ölümü idrak etmeyi, ölümü algılama biçimini değiştirir.

Kendi iç ayarlarını değiştirir. Ölümün farklı yorumları, bu kesin gerçek karşısında duyulan çaresizliği, korkuyu, acıyı değiştirme isteğinden doğmuştur. Ölümü algılama ayarlarını değiştirmek için, insanlar çok çeşitli yollar denemiştir.

Ölmeden önce ölmek: Dünya zevklerine önem vermemek, yüreğini ilâhi aşk ile doldurmak, ölmeden önce ölmektir.

“Ölelim ölmez iken (ölmemişken) / Yine ölmemek için” (Yunus Emre)

Bu tasavvufi ve felsefi bir yoldur.

Başka bir yaklaşım, ölüm ile her şeyin biteceğini düşünerek, hayatı kâr saymak, ömrünü zevke adamaktır. Fakat bu gibi filozof veyâ şairleri okurken çok dikkatli olmak gerekir.

Çok defa zevkten kastedilen vicdan mutluluğudur. Bu gibi düşünürlerin çoğu, ahlâk yolunu terk etmemiş, her şeyi mübah saymamıştır. Onların söylemek istediği, yaşamayı kâr sayarak, yalnız kendi için değil diğer insanların mutluluğu için de uğraşmaktır. Yanlış anlaşılanların başında Ömer Hayyam gelir. Ömer Hayyam, sulu bir sarhoş değil, büyük ihtimalle ağzına içki koymayan bir saray bilginidir. Selçuklu sarayındaki adı “İmam Ömer”dir. Uzun yaşamış, matematik risaleleri yazmış bir şairdir.

“Şarap içelim demekten kasdı, yaşamanın kıymetini bilelim, coşkulu bir hayatı seçelim, dünyâda sultan olmanın şah olmanın geçici olduğunu, insan mutluluğunun daha önemli olduğunu derinden duyalım” gibi düşüncelerdir.

Bu ikinci yaklaşımda, insanları sevmek ve onları sevindirme yoluyla Allah’a yaklaşmak ön plandadır. Bir sûfî için bu iki yol yan yana ve iç içedir.

Ölmeden önce ölme yoluna mensup olan Yunus Emre ikinci yolda da karşımıza çıkar.

“Sevelim sevilelim Dünyâ kimseye kalmaz”

“İki Cihan bedbahtı kim gönül yıkar ise”

İkinci yol sadece kendi zevkini düşünmekten ibaret kalırsa bir bencillik ve agnostisizme götürür. İnsan sevgisiyle birlikte olan ve ahlak değerlerini hiçe saymayan ikinci yolun ise birincisinden farkı yoktur.

Gerek halk edebiyatında gerek daha işlenmiş edebiyat ürünlerinde ölüm gerçeği sık sık karşımıza çıkar. Rubai değerinde bir Azeri dörtlüğü vardır:

Dağlar başı tütündür / Kimin bağrı bütündür? / Eğil öpüm yüzünden / Dünya ölüm yitimdir…

Yani Dünya ölme ve birbirlerini kaybetme Dünyasıdır, deniyor.

Budizm öğretisine göre ölüm bir mesajdır. Bu mesajı okumak ve hayat dersi almak, yaşayanlara düşen bir görevdir. Bizim kitap ehli dediğimiz monoteist din mensupları, yani Musevi ve Hıristiyanlar da ölümün bir mesaj olduğunu, yaşayanlar için bir ders sayılacağını kabul ederler. Papa Jean Paul II’nin, 1994 yılında yayınlanan İlmihal Kitabında (Kateşizm) şöyle deniyor “Ölüm, insanın yeryüzünde yaptığı seferin sonudur. Bunun tekrarı yoktur. Tekrar bedenlenme yoktur. İnsan yeryüzünde Tanrı’nın lütfu ile, tanrısal plan ile bağlantı halinde ömür sürerek ebediyetteki kaderini kendi hazırlar. Buna da ölüm olayı son verir.” Kur’an-ı Kerim “her nefis ölümü tadacaktır sonra bize döndürüleceksiniz” buyuruyor. İşte büyük dinler ve ölüm gerçeği… Yunus Emre, bunun zamanının da belirsiz olduğunu, ölüm gerçeği ile gençlikte de karşılaşılabileceğini en iyi biçimde dile getirir.

“Hiç bilmeyiz kezek (sıra) kimin, aramızda gezer ölüm, / Halkı bostan edinmiştir dilediğin üzer (koparır) ölüm”

Biyoloji ve Ölüm

Son yıllarda sınırları ve özellikleri iyi belirlenen “apoptosis” kavramı, insanoğlunun ölümün biyolojik anlamıyla, karşılaşması demektir. Bilgilerimize göre yaşlanma bir fizyolojik süreçtir. Fakat ölüm söz konusu olunca, son zamanlara kadar marazi ölüm sebepleri akla gelirdi. Apoptosis ise programlanmış hücre ölümüdür. Hücre, bir mikrop etkisiyle veya soğuk-sıcak fiziksel olaylarla değil, yazılımında varolduğu için ölüyorsa, bu apoptosis olayıdır.

Yunus Emre, olağanüstü sezgisiyle, ilahi emir geri alınınca, insanın sadece bir kalıp olacağını çok güzel belirtmiştir.

“Sözün ıssı (sahibi) sözü alır, / Suretse toprakta kalır.”

Yani “ol” emri gönderilmezse, bağlantı kopar, söz geri alınır. Kalıp ise toprağa gömülür.

Kur’an-ı Kerim “Ruh Rabbin emridir” diyor. İşte bu emrin (sözün) geri alınması “Ölüm”dür.

Giriş bölümünde belirttiğimiz gibi, hayat bilimi demek olan Biyolojide, ölümün de özel bir yeri vardır. Çünkü bilim ilerledikçe daha önce felsefi konular sayılan “zıtların uyumu, her şeyin karşıtını da birlikte taşıdığı” gerçeği daha müşahhas (somut) duruma geçmektedir. Bazı hücre reseptörlerinin sitoplazma bölümünde (cytoplasmic portion) 80 aminoasidlik bir “ölüm bölgesi” (death domain) vardır. Bu bölümden apoptosis’e götüren sinyaller doğar. Apoptosis ise, önce de belirttiğimiz gibi, programlı hücre ölümü demektir.1

Eski Tıp ve Biyolojide ise ölüm, hayatın marazî bir sebeple sonu demekti. Yaşlılıkla güçsüz düşmek biyoloji konusuydu. Fakat yaşlanan organizmayı fizik veya biyolojik bir etken öldürüyordu. Apoptosis ise yeni bir kavramdır. Hücrede hayatla ölümün yan yana olduğunu ifade eder. Patolojik (marazî) sebeple ölümü Tanzimat devri ricâlinden Abdurrahman Sami Paşa şöyle ifade ediyor:

Her ten biter bir derd ile / Uğraşmaya her ferd ile / Değmez bu dünyâ-yi ahes / Allah bes baki heves.

“Her vûcud bir dert ile sona erer. Bazen bu dert sıcaktan bazen soğuktan gelir. Her birey ile uğraşmaya, bu değeri küçük dünyâ için değmez. Allah, yeterlidir. O’ndan başkası gelip hevesten ibarettir.”2

Biyoloji bilimi ile ölüm ilişkileri sâdece apoptosis ile kalmaz. Biyolojide ölüm, yeni canlılara yeni organizmalara hayat alanı tanımak yani yenilenmek için zorunludur. Biyolojinin kanunlarından birisi de ölüm oranının yüksek olduğu zamanlarda, doğum oranının da artmasıdır. Ekonomik yoksunluklarda, doğumların arttığı şeklinde gözlemler yapılmıştır. Toplumlarda gelir arttığı, ölüm oranının azaldığı dönemlerde doğum oranı da azalma eğilimi gösterir.3

Doğum hızının artışı, nüfus büyümesiyle sonuçlanır. Doğum hızı artışı, genç nüfus oranını da arttırır. Pakistan’da nüfusun yarısı, 15 yaş veya daha altında olanlardır.4 Hayat uzunluğu türlere (canlı nev’ileri) göre büyük değişiklikler gösterir. Balinalar 300-400, kaplumbağalar 300-350, filler 70-90, atlar 40-45, sığırlar 20-25, köpekler ve kediler 12-15, tavşanlar 5-7, sıçanlar üç yıl yaşadıkları halde eklembacaklıların (arthropodlar) ömrü günlerle ölçülür.5

Yaşlanma olayı, doğumda hatta doğumdan önce başlar. Yetmiş beş yaşında bir erkek, otuz yaşında sahip olduğu tat alma tomurcuklarının % 30′unu omurilikteki aksonların % 64′ünü, böbrekteki glomerüllerin % 44′ünü kaybetmiştir. Beyine giden kan % 10 azalmıştır. Akciğerlerin vital kapasitesi % 45 civarında azalmıştır. Yaşlı vücutların ölümü bir seçilmedir (seleksiyon). İşe yaramayan vücut ölümle ortadan kalkacak, daha sonra gelecek döllere yaşama mekânı ve beslenme olanakları bırakılmış olacaktır. Ölüm, hücrelerin tek yönlü ve geri dönüşü olmayan değişimidir.6

Dinlerde Ölüm

Eski çağdan bu yana İsrail kavmi, insanın topraktan yaratıldığına ve bu yaratılışı, toprağa Tanrı’nın nefesinin üflendiğine inanıyordu. Tevrat’ta bu nefese “nefeh” adı verilmişti. Nefesin geri alınması ile, beden tekrar toprağa dönüyor, nefeh ise bedenden uzaklaşıyordu.

Ölüm ilahi bir karar değildi. İnsanoğlu günah işlediği için Cennetten çıkarılmıştı. Dünyâya gönderilmekle de “ölümlü” olmuştu.

Hıristiyan dini, bu inanışa bir farklı boyut ekledi. İsa Mesih’e inanmayan insan, kurtuluşu reddediyor ve gerçek ölüme müstahak oluyordu.

İslâm dininde ölüm haktır (gerçektir). İnsanoğlunun günahının sonucu değildir. Gerçi insanoğlu Cennetten çıkarıldığı için ölümlü olmuştur, fakat bu bir ceza değil, bir dönemdir.

Asli günah anlayışı İslam dininde yoktur. Bütün çocuklar günahsız doğarlar. Vaftiz edilmeleri gerekmez. Ölüm, Dünyâ imtihanının sonu olduğundan, ibret almak için ölümü düşünmek kâfidir. “İbret alınacak ölüm elbet. İş sona ermeden de bilirsiniz kabirlerin darlığını, mihnetin çetinliğini, varılacak yerin korkusunu, düşülecek çukurun derinliğini, kemiklerin ayrılışını, çukurun gamını, taşın kapanıp örtüşünü.”7

Edebiyatta Ölüm

Anadolu topraklarında gelişen Türk Edebiyatının ilk büyük şairi Yunus Emre, ölüm konusunu ibret nazarıyla en fazla işleyenlerdendir.

“Sana ibret gerek ise / Gel göresin bu sinleri / Ger taş isen eriyesin / Bakıp görücek bunları”

Mevlânâ ölüm karşısında daha soğukkanlı ve ölümle nazlanır gibidir.

Oğlu Sultan Veled’e hitabeden söylediği son gazelinde

“Yürü başını yastığa koy, beni rahat bırak, sabahlayan, harap, müptelâ beni terk et. Biz sevda dalgasıyız, geceden sabaha yalnızız, ister bize gel, lütfedersin, ister bırak bizi cefâ et bize. Benden uzak ol sende belâya düşmiyesin yoksa. Selâmet yolunu seç, belâ yolunu terk et. Taş yürekli bir zorba bizi sürüklüyor, kimsenin ona kan pahasını hazırla dediği yok. Güzel yüzlülerin şâhına vefalı olmak gerekmez. Ey sarı yüzlü âşık sen sabırlı ol, vefa göster. Ölüm öyle bir dert ki onun devası yok. Ben bu derde çâre bulmanı nasıl isteyebilirim?

Rüyamda dün gece, ilinin pîrini gördüm. Eliyle bana işaret ederek, bizim tarafa gel artık dedi. Eğer yolda ejderha varsa, aşk bir zümrüttür. O zümrütün ışığıyla ejderhayı def edebilirsin.

Artık yeter ben kendimde değilim, Sen ilmini arttırmak istiyorsan, Ebu Ali Sina’nın tarihinden bahset, Ebulalâ Maarri’nin uyarılarına uy”

Bu gazelinde Mevlânâ, ölüm’ün insanları sürükleyen bir zorba olduğunu fakat kimsenin ona karışamadığını ve ona çâre olmadığını söylerken, oğluna da “sen âşık ve müptelâ babanı bırak, akılcı filozofları yani İbni Sinâ ve Maarri’yi oku” derken bir türlü nazlanma içindedir.

Yine son günlerinde söylediği bir kıta da Mevlânâ’nın ölüm hakkında fikirlerinin bir özetidir.

“Be rûz-i merg çu tâbut-i men revân bâşed / Güman meber ki merâ derd-i cihan bâşed / Cenâzeem çu bebini megu firak firak / Mera visâl ü mülakat an zeman bâşed / Kodam dâne füru reft ber zemin ki nerest? / Çerâ bedâne-i insânet in gümân bâşed?”

“Ölüm günümde tabutunu yürür görünce, beni bu dünyadan ayrılışa üzülüyor sanma. Cenâzemi görünce ayrılık diyerek üzüntünü dile getirme. Benim için asıl kavuşma ve görüşme zamanı o zamandır. Hangi tohum toprağa girdi de tekrar bitmedi? İnsan tohumu için neden bu doğru olmasın”

Mevlânâ’nın burada söyledikleri basit bir reenkarnasyon (tekrar bedenlenme) benzetmesi değildir. Burada, tekrar dirilme, insan ruhunun ölümsüzlüğüne inanmaktır.

Mevlânâ’nın çağdaşı olan Yunus Emre ise, Ölüm konusunu daha çok korkunç yönüyle ele alır. Bunu yaparken kendisinin ölümden korkmadığını, bu yaklaşımı diğer insanlara öğüt vermek için seçilmiş bir davranış olduğunu anlamak mümkündür.

Yunus Emre ölüm karşısında Türk şiir geleneğini devam ettirmektedir. İslâm dininden önceki Türklerde de ölümden ibret alınması için ölümün korkunçluğu vurgulanır. Mani dinine bağlı Uygur Türklerinin bir ölüm ilahisini Talat Tekin’in günümüz Türkçesine uyarlaması ile buraya alıyorum. (8-9. yüzyıl)

Sonunda yine şu ölmesi var

Karanlık tamuya düşmesi var

Binlerce şeytan gelir derler

Dumanlı şeytanlar hükmeder derler

Karanlık gece gibi çöker derler

Sıkıntı yüreğe düşer derler

Ardıç gibi bedenini bırakır derler

Malı mülkü cümle kalır derler

Aksi, kıllı kart şeytan gelir derler8

Türkler, İslâm Dinini kabul ettikten sonra, ağıtlara ve ölüm şiirlerine aynı anlayış hâkim olmuştur. Bu dünya geçicidir, sonunda her şey bırakılır.

Alp Er Tonga öldü mü

Kötü dünyâ kaldı mı

Felek öcünü aldı mı

Şimdi yürekler paralanıyor

Felek fırsat gözetti, bir tuzak kurdu

Beyler beyini yanılttı

Kaçsa bile bu tuzaktan nasıl kurtulurdu?9

Bu yazının giriş bölümünde belirttiğimiz gibi ölümün algılanmasında diğer bir yaklaşım, Ömer Hayyam yaklaşımıdır. Bu yaklaşıma göre Dünyâ madem ki geçicidir, bundan sâdece ibret almak ve dünyâya önem vermemek dersi çıkmaz. Bu gerçeği görerek hayattan zevk almak, hayatın tadını çıkarmak da mümkündür. Fakat bu ikinci yaklaşımda egoizme kapılarak, ahlâk ilkelerinden ve insan sevgisinden, yardımlaşmaktan uzaklaşma tehlikesi vardır. Ömer Hayyam ahlâk ilkelerinden uzaklaşmak istemez. Samimiyeti arar, insanların ortak mutluluğunu arar. Ömer Hayyam, nihilist veyâ anarşist olmaktan çok uzak bir kişiliktir. İslâm dinine bağlı bir matematik bilginidir.

Ölüm gerçeği karşısında sinmek yerine daha mücadeleci olma yaklaşımı yalnız Hayyam yaklaşımı olmayıp, bir amaç uğruna savaşanların da yaklaşımıdır.

“Altı da bir üstü de birdir yerin,

Mevt ise son rütbesidir askerin

Arş yiğitler vatan imdâdına”

Namık Kemâl’e aittir. Şehidlik mertebesi için, zirve şiirlerinden birini de Mehmet Âkif yazmıştır. “Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber / Sana âğuşunu açmış duruyor Peygamber”

Felsefe’de Ölüm

Eski Mısır felsefesinde ve dininde, insan kişiliği ölümsüzdü. Ölen bedendi. Yunanlılar da genellikle bu inanışta idiler. Aristo’ya göre bedenin dağılmasından sonra da ruh, varlığını sürdürecektir. Ruh, bedensel olmayan bir varlıktır. Birçok filozof bu inanışı paylaşır. Wittgenstein bu görüşte olmayanlardandır. Ona göre “insan bedeni, ruhun en iyi sûreti, resmidir”10 Bedensel olmayan bir varlık, yani bedenin dışında ruh düşünülemez.

1. Lackie J. M. JAT DOW, The Dictionary of cell and Molecular Biology, Academic Press, 1999.

2. Abdurrahman Sami Paşa’nın Fuat Paşa için yazdığı mersiye (ağıt).

3. Helena Curtis, Biology, Worth Publishers, 1983.

4. Age.

5. Ali Demirsoy, Yaşamın Temel Kuralları, cilt 1, Kısım 1, Hacettepe Üniversitesi Yayınları, 1985, cilt 1, s. 342.

6. Age., s. 342.

7. Hazret-i Ali, Nehcü’l Belaga, Çeviren-Hazırlayan Abdülbaki Gölpınarlı, Ansariyan Publication, Qum 1981.

8. Talat Tekin, İslâm Öncesi Türk Şiiri, Türk Dili, cilt 51, yıl 36, sayı 409, Ocak 1986.

9. Agm.

10. Antomy Flew, A Dictionary of Philosophy, Pan Books, London 1979.

223


The Bourne Identity / Geçmişi Olmayan Adam (2002)

Yazan: admin Tarih: Ara 7th, 2008 | Kategori:: Yerli/Yabanci/Turkce Dublajli Filmler

Resim

Filmin Künyesi:
Tür : Macera / Aksiyon
Gösterim Tarihi : 20 Eylül 2002
Yönetmen : Doug Liman
Senaryo : Tony Gilroy , W. Blake Herron , Robert Ludlum (Kitap)
Görüntü Yönetmeni : Oliver Wood
Müzik : John Powell
Yapım : 2002, Çek Cumhuriyeti / ABD , 118 dk.

Oyuncular:
Matt Damon (Jason Bourne) , Franka Potente (Marie Kreutz) , Clive Owen (Profesör) , Chris Cooper (Ted Conklin) , Julia Stiles (Nicolette)

Resim

Konusu:

Bir İtalyan balıkçı teknesi, ölmek üzere bir adamı bularak kurtarır. Genç adam iyileştiğinde, ciddi bir hafıza kaybı geçirdiği farkedilir. Kim olduğunu ve o hale nasıl düştüğünü hatırlamamaktadır.

Kim olduğunu araştırırken, bazı özel yetenekleri olduğunu farkeder. Yakın dövüş ve yabancı dillere inanılmaz yatkınlığı vardır. Marie adlı güzel kadının da yardımıyla kendisini öldürmeye çalışan suikastçilerden kaçarak kimliğini bulmaya çalışır…

Başarılı bir casus hikayesi olarak beğeni toplayan Geçmişi Olmayan Adam, bu beğeninin getirisi olarak devam filmlerine de yol verdi. Doug Liman yönetimindeki bu ilk film, aksiyon sevenlerin de kaçırmaması gereken bir çalışma.

http://rapidshare.com/files/163311549/The.Bourne.Identity.2002.DVDRip.XviD-DcN.part01.rar
http://rapidshare.com/files/163315064/The.Bourne.Identity.2002.DVDRip.XviD-DcN.part02.rar
http://rapidshare.com/files/163318850/The.Bourne.Identity.2002.DVDRip.XviD-DcN.part03.rar
http://rapidshare.com/files/163322637/The.Bourne.Identity.2002.DVDRip.XviD-DcN.part04.rar
http://rapidshare.com/files/163330502/The.Bourne.Identity.2002.DVDRip.XviD-DcN.part05.rar
http://rapidshare.com/files/163334468/The.Bourne.Identity.2002.DVDRip.XviD-DcN.part06.rar
http://rapidshare.com/files/163338742/The.Bourne.Identity.2002.DVDRip.XviD-DcN.part07.rar
http://rapidshare.com/files/163342757/The.Bourne.Identity.2002.DVDRip.XviD-DcN.part08.rar
http://rapidshare.com/files/163346689/The.Bourne.Identity.2002.DVDRip.XviD-DcN.part09.rar
http://rapidshare.com/files/163350813/The.Bourne.Identity.2002.DVDRip.XviD-DcN.part10.rar
http://rapidshare.com/files/163355415/The.Bourne.Identity.2002.DVDRip.XviD-DcN.part11.rar
http://rapidshare.com/files/163360405/The.Bourne.Identity.2002.DVDRip.XviD-DcN.part12.rar
http://rapidshare.com/files/163365445/The.Bourne.Identity.2002.DVDRip.XviD-DcN.part13.rar
http://rapidshare.com/files/163370684/The.Bourne.Identity.2002.DVDRip.XviD-DcN.part14.rar

Pass : www.e-nasil.com

240


The Incredibles / İnanılmaz Aile (2004)

Yazan: admin Tarih: Ara 7th, 2008 | Kategori:: Yerli/Yabanci/Turkce Dublajli Filmler

Resim

Filmin Künyesi:
Yapım : 2004, ABD
Tür : Animasyon / Fantastik / Komedi / Macera
Yönetmen : Brad Bird
Oyuncular : Jason Lee (Syndrome)
Samuel L. Jackson (Frozone )
Holly Hunter (Elastigirl)
Craig T. Nelson (Mr. Incredible )
Senaryo : Brad Bird
Görüntü yönetmeni : Patrick Lin, Andrew Jimenez
Müzik : Michael Giacchino
Yapımcı firma : Walt Disney Pictures
Süre : 1 saat, 55 dakika

Filmin Konusu:

Her biri bir süper kahraman!

Alışılmış kalıpları alt üst ederek izleyici rekorları kıran “Sevimli Canavarlar” ve “Kayıp Balık Nemo” gibi animasyonlara imza atan Pixar Stüdyoları’nın gerçekleştirdiği “İnanılmaz Aile”, üyelerinin her biri süper kahraman olan bir ailenin hikayesini perdeye taşıyor.

Karısı Elastigirl, kızı Violet ve oğlu Dash ile beraber yaşayan Bob Parr, kentteki insanları türlü tehlikelerden kurtarmak gerektiğinde “Bay Incredible” kimliğiyle duruma müdahale ederek çevrede güvenliği sağlamaya, ortalığı toparlamaya ve her şeyi eski sakin haline getirmeye yükümlü hisseder kendini. Ne var ki bu süper kahramanlar ailesi, dünyayı kurtaracağız derken çevreye ve insanlara çok fazla zarar verdiklerinden ötürü kent halkını çılgına çevirmektedirler. Sonuçta da süper kahramanlıktan men edilirler.

Artık kendi köşelerinde heyecansız, sessiz, sakin ve sıkıcı bir banliyö yaşamı sürdürmek zorundadırlar. Ama zaman zaman eski alışkanlıkları boy göstermektedir. Küçük afacan Dash okulda hediye paketini insanüstü bir hızla getirdiği için cezalandırılır. İstediği anda görünmez olabilen Violet, bu yeteneğini erkek arkadaşının hareketlerini izleyebilmek için kullanır. Helen adını alan Elastigirl, ikisi de zaptedilmez olan çocuklarının sorunlarını çözmeye çalışan fedakar bir anne olup çıkar. Kasabada “Bob” olarak tanınan Bay Incredible ise, işyerinde masa başı bir işte ömür tüketmektedir. Saçları seyrekleşir, tembelin biri olup çıkar. Sürekli olarak eski parlak günlerini hatırlayıp avunmaya çalışan eski bir futbol yıldızından farksız hale gelmiştir…

Ve 15 yıl aradan sonra günün birinde özel bir görev alır. Ama işler umulduğu gibi gitmeyince şehir büyük tehdit altına girer.

Baskı altındaki süper kahramanlar
Kariyerine 90′larda yapımına katkıda bulunduğu “The Simpsons”taki çalışmasıyla başlayan Walt Disney eğitimli çizgi film sanatçısı Brad Bird, yazıp yönettiği “İnanılmaz Aile”nin çıkış noktasının kendi yaşadığı ikilemler olduğunu şöyle ifade etmekte:

“Kendi filmlerimi çekebilmeyi her zaman istemişimdir. Ancak bugüne kadar bir animasyon filmini en baştan, sıfırdan alıp sonuna kadar götürme şansım olmamıştı. Kendi filmlerimi yapmayı tutku derecesinde istiyordum. Bir yandan da giderek büyüyen bir ailem vardı. Henüz bebeklik çağında olan ikinci oğlum ilgi ve şefkat istiyordu. Ben ise aynı anda hem iyi bir yönetmen, hem iyi bir baba, hem de iyi bir koca olmak istiyordum. Bunlardan birisine daha fazla zaman ayırırsanız diğerini ihmal edersiniz ve onunla daha az ilgilenmek zorunda kalırsınız. İçine düştüğüm bu ikilemin faydası, “The Incredibles” projesini ateşlemesi oldu. Yaşadığı evde -ailesinde birçok gelişme meydana gelirken aklı başka yerlerde olan süper kahraman fikri bu şekilde filizlendi ve doğdu.”

Seslendirme kadrosunda Holly Hunter, Samuel L. Jackson, Jason Lee, Dominique Louis, Teddy Newton, Sarah Vowell ve Maeve Andrews gibi isimlerin bulunduğu “The Incredibles”ın özünde bir melankoli olduğunu belirten Brad Bird, “Burada sözü edilen melankoli, sanatta ve hayatta kaçırılmış fırsatların melankolisidir” diyor ve sözlerine şöyle devam ediyor: “Bir süper kahraman bu filmde sözü edilen mucizelerin hepsini yapabilir. Ancak hiç kimse bunları yapmasını istemez. Bence filmin ana fikri burada. Süper kahramanlar çok büyük şeyler yapabilecek güçtedir ama çoğu zaman bunları yapmalarına izin verilmez.”

http://rapidshare.com/files/163301336/The_Incredibles.DVD.Rip.Xvid.part01.rar
http://rapidshare.com/files/163304724/The_Incredibles.DVD.Rip.Xvid.part02.rar
http://rapidshare.com/files/163308003/The_Incredibles.DVD.Rip.Xvid.part03.rar
http://rapidshare.com/files/163065059/The_Incredibles.DVD.Rip.Xvid.part04.rar
http://rapidshare.com/files/163069609/The_Incredibles.DVD.Rip.Xvid.part05.rar
http://rapidshare.com/files/163074419/The_Incredibles.DVD.Rip.Xvid.part06.rar
http://rapidshare.com/files/163079229/The_Incredibles.DVD.Rip.Xvid.part07.rar
http://rapidshare.com/files/163083816/The_Incredibles.DVD.Rip.Xvid.part08.rar
http://rapidshare.com/files/163088489/The_Incredibles.DVD.Rip.Xvid.part09.rar
http://rapidshare.com/files/163093268/The_Incredibles.DVD.Rip.Xvid.part10.rar
http://rapidshare.com/files/163288965/The_Incredibles.DVD.Rip.Xvid.part11.rar
http://rapidshare.com/files/163291850/The_Incredibles.DVD.Rip.Xvid.part12.rar
http://rapidshare.com/files/163294678/The_Incredibles.DVD.Rip.Xvid.part13.rar
http://rapidshare.com/files/163297869/The_Incredibles.DVD.Rip.Xvid.part14.rar
http://rapidshare.com/files/163297954/The_Incredibles.DVD.Rip.Xvid.part15.rar

Pass: www.e-nasil.com

243