E-Nasıl.Com

İnternet Gündemi

'Genel Kültür' kategorisi icin arsiv

Mani ve Ninni nedir - Anlatmaya Bağlı Edebi metinler

Yazan: admin Tarih: Eki 20th, 2008 | Kategori:: Genel Kültür

Mâni

Anonim Halk Edebiyatı mahsullerinin en yaygın olanlarından biri de ‘Mâni’dir. Düğünlerde, kadın topluluklarında, iş yerlerinde, tarlalarda vb. söylenen mâni umumiyetle hece vezninin 7 veya 8’lisi ile meydana getirilen 4 mısralık manzumelerdir. 4 mısradan az veya çok mısralarla ve hecelerle söylenen mâniler de vardır. Bunlar karşılıklı mâni atışmalarında, “karşı-beri” adı verilen türkülerde, Kuzey Bulgaristan’la Romanya’da yaşayan Gagauz Türkleri’nin eserlerinde dikkati çekmektedir.

Mânilerde birinci, ikinci ve dördüncü mısralar kafiyelenir: (a a b a) Bâzı saz ve tekke şairlerinin eserlerinde, meselâ ilâhi, destan ve koşmaların ilk dörtlüklerinde görüldüğü gibi (a b c d), (a a a b) şeklinde kafiyelendirilen mânilere rastlanır. Bu mânilere ‘düz mâni’ adı verilir.

Her türlü hayat hâdiseleri arasında, aşk, gurbet, kıskançlık, hasret, kırgınlık, tabiat vb. temleri işleyen mânilerde ilk iki mısra bir bakıma duygu, düşünce ve hayâlin girişini teşkil eder. Dinleyenin veya okuyanın dikkat ve ilgisini çekmeye yarayan bu iki mısrâdan sonra üçüncü ve hususiyle dördüncü mısrâ asıl konuyu vermeye çalışır; nâdir olarak dört mısraın bütün bir duygu, fikir ve hayâlin işlediği görülür.

Mânilerin ikinci bir şekli ‘kesik mâni’ veya ‘cinaslı mâni’ adını almaktadır. Mısrâ sayısı ile kafiye düzeni az-çok değişiklik gösteren cinaslı mâniler, umumiyetle ses, tekerleme, mânâ ve cinas hususiyeti gösteren bir kelime grubu halindeki eksik mısra ile başlar; daha çok bu biçimdeki mânilere Azerbaycan Türkleri Bayati, Güney ve Doğu Anadolu bölgelerimizi de Irak Türkleri (Kerkük) ‘hoyrat’ adını vermektedir.

Kültür ve medeniyet tabakalarımızın maddi ve mânevî malzemesini aksettiren mâniler tabiî olarak bestesiz veya âşıklar tarafından hususî makamlarla söylenmektedirler.

Ferdî eser olarak da bilhassa Irak Türkleri arasında görülen ve konularına göre araştırıcılar tarafından muhtelif şekillerde tasnif edilen mânilerin ilk kaynağı hiç şüphesiz halkın hâfızasıdır. Cönkler, mecmûalar, sözlükler, divânlar, halk hikâyeleri, ramazan nâmeler, mektuplar, bekçi destanları vb. eserler mânilerin yazılı kaynağını teşkil ederler.*

Ateş yanar olur kor

ş görünce hayra yor

Sevda çekmek nasılmış

Sen onu çekene sor

 

 

 

(2) Çukurova uşağı

İpek bağlar kuşağı

Onu bunu dinlemez

Çeker vurur bıçağı

 

(3) Dere dere giderim

Mor koyun güderim

Sultan benim olursa

Yaylalara giderim

 

(4) İndim nane biçmeye

Eğildim su içmeye

Ben de senden öğrendim

Böyle dalga geçmeyi

 

(5) Karınca toplar darı

Bal yapar durmaz arı

Sen de bunlara bakıp

İbret alsana bari

 

(6) Karyolada yatıyor

Yorgan göbek atıyor

Çok yaklaşma sevgilim

Bıyıkların batıyor

 

(7) Kızın adı Melek’tir

Elbisesi yelektir

Yakası açık gezmek

Sevdalıyım demektir

 

 

 

(8) Maydanoz demet demet

Yarimin adı Memet

Memet benim olursa

Ne karışır hükümet

 

(9) Mektup yazdım karadan

Dağlar kalksın aradan

Şu benim sevdiğimi

Kavuştursun Yaradan

 

(10) Yayla gülü nedendir

Çiçeği kendindendir

Hep benim çektiklerim

Yârimin derdindendir

 

2.1.4. Ninni

Ninniler, annelerin süt emen çocuklarını uyutmak için ezgi ile söyledikleri manzum veya mensur sözlerdir. Batı Türkçe’sinde bu kelimeye bağlı olarak ‘Neni çalmak, ninni söylemek’ ve ‘uyku getirmek’ deyimleri doğmuştur. Ninniye Kâşgarlı Mahmud ‘balu-balu’, Azeri Türkleri ‘laylay’, Kerküklüler ‘leyley’, Türkmenler ‘hûdi: Allah de’, Özbekler ‘elle’, Kazanlılar ise ‘bişik cırı: beşik türküsü’ adını vermektedirler.

Umumiyetle ilk söyleyicilerini tespit edemediğimiz ninnileri, anneden sonra, büyük anne, hala, teyze, abla gibi ailenin diğer şahısları da zaruret hâsıl oldukça terennüm ederler.

Ninni, çocuk emzirilip kundaklandıktan sonra, salıncakta, beşikte veya kucakta sallanıp uyutulmaya çalışılırken tizden pese doğru söyleyen bir ezgidir; çocuğun ağlamasının durması veya uyuması ile nihayet bulur. Muhtelif türkü, mâni, ilâhi, destan ezgilerinin yardımı veya irticâlen meydana getirilen ölçücü, ölçüsüz söz ve tekerlemelerle çocuğu oyalayan ninniler, hece vezni ve sâde bir dille söylenirler. Umumiyetle dört mısralık bir bütün teşkil eden ninnilerin sonu bir bakıma nakarat gösteren ‘ninni yavrum ninni’, ‘uyusunda büyüsün ninni’, ‘e, e, e, ey’ vb. sözlerle biter.

Ninnilerin konusunu çocuk teşkil eder. Sağlıklı doğmadan gelen sevinç, fizik güzellik, soy-sop, iyi huy, sünnet, öğrenim, nişan, gelin olma, evlenme gibi geleceğe ait dilekler; yalnızlık, gurbette kalan baba, koruyucu melekler, velîler, Hızır vb. madde, tem, motif ve merâsimler ninnilerin muhtevâsında belli başlı unsurlardır.

Köy ve şehir hayatımızda canlı olarak yaşayan -arada bir erkeklerin de söylediği- ninniler maddî ve mânevî kültür mirasımızı sinesinde muhâfaza eden lirik mahsullerdir.*

Evlerinin önü arpa

Kırat gelir dırpa dırpa

Benim yavrum hastalanmış

Kuru yerde yata yata

 

Yavrum ninni, gülüm ninni

Yavrum ninni, gülüm ninni

 

Evlerine varayım mı

Kimi gördüm sorayım mı

Benim yavrum hastalanmış

Nereden hekim bulayım

Gülüm ninni, yavrum ninni

Gülüm ninni, yavrum ninni

HATİCE KÜÇÜK

730


17.Yüzyılda Osmanlı Devletinde Çıkan İç Karışıklıklar nelerdir?

Yazan: admin Tarih: Eki 20th, 2008 | Kategori:: Genel Kültür

 

1.İÇ ÇALKANTILAR VE İSYANLAR

 

Osmanlı Devleti,kuruluşundan itibaren çetin mücadeleler içinde yaşamak mecburiyetinde kalmıştır.Bir taraftan Bizans ve Balkanlardaki devletlerle mücadele ederken,diğer taraftan çeşitli Türk beylikleri ile uğraşmıştır.Doğudan ve batıdan rahatsız edilmiştir.Türk ve İslam dünyasını Hristiyan ittifaklarına karşı korurken,kardeş devletlerle de uğraşmak zorunda kalmıştır.

Bütün bunlara rağmen,Osmanlılar,İslam dünyasının lideri olan büyük bir”cihan devleti”ni ortaya çıkarmıştır.İçte ve dışta huzuru sağlamış,bir huzur ve güven ortamı meydana getirmiştir.Askeri başarılarının yanı sıra siyasi,ekonomik ve kültürel gelişmeler sağlamıştır.Türk-İslam kültürünün zirvesi olan bir Osmanlı Medeniyeti meydana getirmiştir.

Yüzyıllarca süren üstün başarılarına rağmen,yüklendiği çetin görevin ve aleyhinde oluşan ittifakların yükü,devlete ağır gelmeye başlamıştır.Askeri harcamalar çok yükselmiştir.Ticari yolların değişmesi Osmanlı Devleti maliyesini olumsuz yönde etkiledi.Siyasi ve askeri meselelerle uğraşan devlet,dünyada meydana gelen ilmi ve teknolojik gelişmeleri görememiş,gördüklerini de uygulayamamıştır.

Osmanlı Devleti kurulduğu tarihten 17. yüzyıla kadar sürekli ilerleme ve gelişme içinde olmuştur.Çok geniş sınırlara ulaşan devlet 16. yüzyılın ikinci yarısında bir takım iç meselelerle karşı karşıya gelmiştir.Batıda Avusturya,doğuda İran ile yapılan savaşlar,Osmanlı Devleti’ni bunalımlı bir döneme sokmuştur.

İsyanların Sebepleri ve Özellikleri

Bu dönemde çıkan isyanlar,yönetimin,ordunun ve maliyenin bozulmasıyla ilgilidir.

Yönetimde merkezi otoritesinin zayıflaması üzerine eyaletlerde ve taşra teşkilatında kendi başına hareket eden kişiler ortaya çıktı.unlar,halk üzerinde baskı kurmaya ve merkezin emirlerini dinlememeye başladılar.Diğer yandan,uzun süren savaşlar sebebiyle askerden kaçanlar eşkıya olarak dağlara çıkıyor ve iç güvenliği tehdit ediyorlardı.Savaş ortamında doğan ekonomik kriz de huzursuzlukların kaynağı oldu.Maliyenin zayıflaması ile paranın ayarı düşürüldü.Paranın alım gücünün azalması ve yeni vergiler,üretimin düşmesine neden oldu.Buna rağmen çiftçi,esnaf ve tüccar üzerinde vergi yükü daha da arttı.Devlete olan güven sarsıldı.Bu fırsattan istifade eden kişilerinde teşvikiyle de iç karışıklıklar çıktı.Bu karışıklıkları çıkaranlar,gerçekleşen olumsuz gelişmelerden dolayı,yer yer halk tarafında desteklenmiştir.

Ayrıca,iç isyanların sebepleri şöyle sıralanabilir:

-Bu dönem padişahların yetersiz kişiler olmaları.

-Devlet memurlarının seçimlerde yeterliliğine bakılmayarak,rüşvet ve iltimasın rol oynaması.

-Tımar sisteminin bozulması ve buna bağlı olarak tarım ve hayvancılığın gerilemesi.

-Uzun süren savaşların,güvenliğin bozulmasına ve bunun,çiftçinin toprağını terk etmesine sebep olmasına.

-Halkın her türlü propagandaya kolayca inanması.

-Devşirmelerin her türlü imkana sahip olmalarına karşılık,Türklerin maddi imkansızlıklar içinde olmaları.

Yukarıda belirtilen sebepler insanları isyan etmeye yöneltmiştir.

İstanbul İsyanları

İstanbul’daki isyanlar çoğu defa yeniçeriler ve sipahiler tarafından çıkarılmıştır.Bunlar,genellikle maaşların yetersizliği ve zamanında ödenmemesi bahane ediyorlardı.Ayrıca,yeniçeriler bazı devlet adamlarının kendi çıkarları için kışkırtılıyordu.Bu durum,devlet içerisinde huzursuzluk yaratıyor,anarşinin ortaya sıkmasına sebep oluyordu.Kanlı olan bu isyanlar devlet ileri gelenlerinin hayatına mal olduğu gibi padişahların tahttan indirilmesine hatta öldürülmesine kadar gidebiliyordu.

 

İstanbul isyanları arasında en tehlikeli olanları III.Murat,Genç Osman,IV.Murat,IV.Mehmet dönemlerinde meydana gelenlerdir.

III.Murat zamanındaki isyanın en önemli sebebi,akçenin değerinin düşürülerek yeniçerilere ulufe ödenmesiydi. İsyancılar,saraya yürüyerek bu işlerden sorumlu gördükleri defterdarların katlini istemişlerdir.Çaresiz kalan yönetim,askerlerin istediğini yerine getirdi.Bu durum askerleri daha da cesaretlendirmiş ve arkası gelmeyen yeni isyanlara sevk etmiştir.

Genç Osman,Hotin seferlerinde yetersizliğini gördüğü Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılarak yerine yeni bir ordu kurulmasını planlıyordu.Padişahın bu planını öğrenen yeniçeriler ayaklandılar.Bir çok devlet adamını ve padişahı öldürdüler(1622).II.Osman,isyancılar tarafından öldürülen ilk padişahtır.Yeniçeriler bu olaylardan sonra devlet içinde ki güçlerini arttırmışlardır.

Yeniçeriler ve sipahiler IV.Murat’ın tahta geçtiği ilk yıllardan itibaren mesele çıkarmaya başladılar.Yeniçerilerin ayaklanması sonucu sadrazam öldürüldü.Bu olaydan etkilenen IV.Murat,devlet otoritesini kurtarmak için çalıştı.Sert tedbirler alarak düzeni ve güvenliği yeniden sağladı.

 

İstanbul’daki diğer bir isyan da IV.Mehmet zamanında patlak vermiştir.Harem ağalarının devlet işlerine karıştığını ve ulufelerin zamanın da ödenmediğini ileri sürerek yeniçeriler ayaklandı.Sorumlu gördükleri birçok devlet adamını idam ettirdiler.Öldürülen bu kişiler,Sultan Ahmet Meydanı’ndaki bir çınar ağacına asıldı.Bundan dolayı bu olaya Vak’a-i Vakvakiye denilmektedir(1656).

Taşra İsyanları

I.Celali İsyanı

Ülkedeki ekonomik sistemin bozulmaya başlaması,taşra isyanlarının temel sebebidir.Devlet yönetiminde meydana gelen otorite boşluğu da genişlemesine sebep teşkil etmiştir.Ayrıca,Avusturya ve İran ile yapılan savaşlar isyanların yayılmasına etken olmuştur.XVII.yüzyıl boyunca devam eden bu dönem isyanlarına Celali İsyanları adının verilmesi;Yavuz Sultan Selim döneminde Bozok (Yozgat) bölgesinde Celal isimli birisinin ilk defa isyan etmesinden kaynaklanmaktadır.Anadolu’da patlak veren Celali isyanlarından bazıları Karayazıcı,Canpulatoğlu, Kalenderoğlu,Katırcıoğlu,Gürcü,Nebi gibi kişilerin çıkardığı isyanlardır.

Bunlardan,Karayazıcı,Haçova Savaşı’ndan kaçmış ve ocaktan kaydı silinmişti.Urfa taraflarında isyan eden Karayazıcı,etrafına,hükümete kırgın olan devlet adamlarını ve asker kaçaklarını topladı.Kuvvetlerin mevcudu kısa zamanda otuz bin kişiye ulaştı.Sokulluzade Hasan Paşa’ya yenilen Karayazıcı,Samsun’a kaçtı ve Canik dağlarında girdiği çatışmada öldü.Kardeşi Deli Hasan,isyana devam etti.Devleti uzun süre uğraştıran Deli Hasan affedildi.Daha sonra Bosna valiliğine getirildi.Burada da rahat durmayan Deli Hasan sonunda idam edildi.

I.Ahmet zamanında,Celali İsyanları iyice yaygınlaşıp tehlikeli olmaya başladı.İsyancılar,Anadolu’nun büyük bir kısmını ele geçirdiler.1606 da Avusturya savaşının sona ermesi üzerine,Sadrazam Kuyucu Mehmet Paşa ve Kanije kahramanı Tiryaki Hasan Paşa isyancıların üzerine gönderildiler.Önce Canpolatoğlu,daha sonra da Kalenderoğlu isyanları bastırıldı.Bunlardan Kalenderoğlu,adamları ile birlikte İran’a sığındı.Anadolu da çok sayıda Celali’nin öldürülmesi üzerine devlet otoritesi yeniden sağlandı.

I.Mustafa zamanında,Erzurum beylerbeyi olan Abaza Mehmet Paşa,II.Osman’ın yeniçeriler tarafından öldürülmesini bahane ederek isyan etti.Abaza Mehmet Paşa,eline geçirdiği yeniçerileri öldürttü.Sonunda Hüsrev Paşa’ya yenilerek,onunla birlikte İstanbul’a geldi.İsyan nedenini ve macerasını IV.Murat’a anlattı.Padişah tarafından affedildi ve Bosna valiliğine tahin oldu.

 

II.Diğer İsyanlar (Eyalet İsyanları)

XVII.yüzyılda merkezi yönetimin zayıflaması sonucu Eflak,Boğdan ve Erdel’de çıkan isyanlar güçlükle bastırılabildi.Bu isyanların bastırılması,Osmanlı Devletini zaman zaman Avrupa devletleriyle karşı karşıya getirdi.Osmanlı Devletinin uzak eyaletlerinden biri olan Yemen,isyanların en çok görüldüğü yerlerden biriydi.İstanbul’dan tayin olan yöneticilerin bölgede kontrolü sağlayamamaları sebebiyle Yemen,1598-1635yılları arasında mahalli idarecilerin elinde kaldı.Bağdat’ta Subaşı Bekir’in çıkardığı isyan,IV.Murat döneminde Bağdat seferi ile son buldu.Bağdat beylerbeyi Hüseyin Paşa tarafından bastırıldı(1655).

XVII.yüzyılda diğer bir önemli isyan da Kırım’da çıktı.1608’de Kırım Hanı Gazi Giray’ın ölümü üzerine oğlu Toktamış,İstanbul’dan gelecek fermanı beklemeden kendini han ilan ettirdi.Bu durum İstanbul’da iyi karşılanmadı.Kırım Hanlığı’na Selamet Giray tayin edildi.Bu olay Kırım’da karışıklıklara sebep oldu.Kırım’daki karışıklıklar,Canbey Giray’ın Kırım hanı olmasına kadar devam etti.

İsyanların Sonuçları

Yeniçerilerin isyankar tavırları Fatih Sultan Mehmet zamanında başlar.Ulufe konusuna dayanan yeniçeri hareketleri,zaman zaman siyasi mahiyet kazanmıştır.İstanbul isyanlarında devletin otoritesi ağır bir sarsıntı geçirmiştir.İsyanlar sebebiyle devletin üst dereceli memurlarında psikolojik çöküntü doğmuştur. Yüksek dereceli memurların eli silahlı ve güçlü çapulcu ordusuna karşı yapabilecekleri bir şey yoktur.Bu gelişmeler sonucunda Osmanlı Devletinin merkezi otoritesi çöktü;inanırlığı ve güvenirliğini kaybetti.

Celali İsyanları’nın kaynağı büyük ölçüde,vergi yükünden yılıp köyünü,çiftini çubuğunu terk eden(çift bozan) insanlar oluşturuyordu.Kadıların,taşradaki yöneticilerinin usulsüz,kanuna aykırı iş yapmaları,fazla para(veya mal) toplamaları,hatta rüşvet almaları,bu isyanların psikolojik temelini meydana getirmiştir.Celali ve Eyalet isyanları bastırıldı.Fakat,ne çift bozan ne kanunsuzluk ve nede rüşvet eksildi.Bunun yanında,kuyucu Murat Paşa’nın isyanları bastırmak için,suçlu suçsuz önüne gelen insanı,çoluk çocuk demeden öldürtmesi derin yaraların açılmasına sebep oldu.

Ticaret sanayi,ziraat kısacası üretim,huzur ve güven ortamını sever.İsyanlar sebebiyle ne İstanbul’da ne de Anadolu’da huzur kaldı.Tarım arazileri isyanlar ve bastırma çabaları sonunda tahrip oldu.Halk daha da yoksullaştı.Dolayısıyla devletin gelirleri de azaldı.Halkının refahını,güvenliğini ve huzurunu sağlayamayan devlete güven kalmadı.

1259


Cinselliğin Evreleri - Karşı Cinsel Evre

Yazan: admin Tarih: Eki 20th, 2008 | Kategori:: Genel Kültür

Önergen kız, ortalama olarak 13-14 yaşlarında erinliğe ulaşır. Cinsiyet bezleri etkinliklerini fazlalaştırır. Organizma, dişiliğin tüm özelliklerini adım adım kazanmaya başlar. Beden gelişir, adet gerçekleşir. Bu fiziksel ve fizyolojik gelişmeler, psişik yapıya da yansır. Artık bir genç kız olunur. Eşcinsel evreden sıyrılarak karşı cinsel evreye geçilir. Ön ergenlik çağının çekingenliğinden birdenbire değil, yavaş yavaş, ancak giderek artan bir oranda kurtulunur.

Karşı cinse duyulan ilk hoşlantılar, romantik ve platonik düzeydedir. Bedensel ve cinsel bir erek taşımaz… Bu daha çok aşık olmak için duyulan bir ilgi ve sevgidir. Genç kızlar, karşı cinsel evrenin ilk aşamasında pek sık ve kolayca aşık olurlar. Bu seviler üstüne düşler kurar, hayallere dalarlar. Bununla birlikte kolayca unutabilirler de. Bu unutma kolay Ilgında en önemli etken, sevgi odaklarının kolaylıkla değişebilmesidir.

Daha dün, bir T.V. dizisinin yakışıklı erkek oyuncusunun posteri yatağının baş kısmında yer alırken, bugün onun yerini bir şarkıcının alıverdiğini fark edersiniz. Birkaç gün sonra bir de bakarsınız ki genç bir sporcu baş köşeye geçip yerleşivermiş. Genç kız durup durduğu yerde, karşı blokta oturan gence tutulu verir. Gözü ondan başkasını görmez. Sanırsınız ki karasevda! Oysa birkaç ay sonra siliniverir bu sevgi. Sabahları okul yolunda, karşı kaldırımda yürüyen kumral delikanlı konuk olmaya başlar hayallerine.

Yaşanılan bu romantik ve uçarı sevme çağı, genç kızda 18 yaşlarında yerini daha ciddi, cinsel ve sağlam ilişkilere bırakır.

Artık bedensel açıdan olduğu kadar, cinsel ve psişik açıdan da gelişmiş ve olgunlaşmıştır. Bedeni bir erkeği ararken, çocuk doğurabilecek olgunluğu da kazanmıştır. Psişik açıdansa; bir erkeğin eşi, bir çocuğun annesi, evinin kadını olabilecek düzeydedir. Genç kız, bütün bunları bio-psikososyal bir yönelişle ister ve isteklerini kendisinde gerçekleştirebileceği eşini arar.

Görüldüğü gibi libidonun yöneldiği haz aracı, bebeklikten yetişkinliğe yaşanan bir dönemde bir başka varlık üzerinde yoğunlaşır. Cinsel etkinlik; neticede insan türünün sürekliliğini sağlayacak fizyolojik bir gereksinmeyi karşılayacak ve toplumun temel unsuru olan aileyi oluşturacak şekilde yön kazanır.

Freud, cinsel evrelere ilişkin kuramında, bir evreden diğerine ulaştıktan sonra da, libidonun bir önceki eğilimini bir ölçüde devam ettirebileceğini söyler. Bu görüş ışığında, gelişimin bitiş aşaması olan karşı cinsel evreye geçilmiş dahi olsa, kişide bir önceki aşamaların eğilimleri, eşcinsel ilgi kendi kendini tatmin etme, özseverlik gibi yönelişler de görülebilir. Ancak normal olarak bunlar giderek birer cinsel amaç olmaktan sıyrılır ve körelip kaybolur. Bununla birlikte bazen, daha önce yaşanmış cinsel hazza yöneliş biçimleri, karşı cinsel evrede de temel bir doyum aracı olarak görülebilirler. Bu takdirde, bir cinsel sapıştan söz bahsedilir.

Cinsel sapışlarda; kalıtımın, fizyolojik yapının, hormonların, çevresel etmelerin rolü kadar, cinsel eğitim noksanlığının payını da ortaya koymak gerekir. Bazı örneklerle gördük ki kızlar, dişiliğe geçiş evresi olan karşı cinsel evreye çoğu kez yalan yanlış, çarpık, eksik ve saptırılmış bilgilerle girmektedir. Herhangi bir alanda bilgisizliği ve tecrübesizliği yaşamış her birey, bilinmeyenin oluşturduğu güvensizliğin sarsıcı etkisini kendi nefsinden bilir. Cinsel yaşamın bilinmezliği, genç kız için zaten yeteri kadar korkutucudur. Edinilen bu tür bilgiler, duyulan korkuyu dehşete dönüştürebilir.

İstanbul’da, lise son sınıfta okuyan bir genç kıza, yakın arkadaş olduğu bir kız hızla gelir. Tam bir panik hali içindedir: ” -Biliyor musun? der dehşet içinde, -Dün Filiz’e uğradım. Kocası evlendikleri günden beri odalarına girdikten sonra onu yatağa çekiyor ve üstüne saldırıyormuş. Üstelik ilk günler canı fena halde acımış. ‘Doğrusu evlilik çekilecek şey değil.’ diyor.” Yeni evlenen, evliliğe hazır bulunmadığı için mutsuz olan arkadaşlarının bu samimi sözleri iki samimi arkadaşı çok etkiler. O gün karar verirler. Pek sevdikleri Filiz’in durumunu tartışırlar. Sonunda da onun durumuna düşmemek için evlenmemeye karar verirler.

Buna benzeyen örnekler pek fazla. Süsse Madel’in anılarından alınan aşağıdaki bölüm, 13-14 yaşlarında kazanılan bir gözlemin yorumlanışına bağlı psişik bir şoku çok iyi belgelemektedir.

“Birkaç hafta, yoksul bir ailenin kızı olan Ella ile arkadaşlığım oldu. Ella, bir gece yatağın çıkardığı seslere uyanmış. Aynı odada kalan annesiyle babasının sevişmelerini tümüyle seyretmiş. Ertesi sabah koşarak bana geldi. Geceleyin babasının annesinin üzerine çıktığını, zavallı kadının avaz avaz haykırdığını, babasınınsa ona, ‘Koş git yıkan da kötü bir şey olmasın!’ dediğini anlattı. Kadıncağızın bağırmasına bakılırsa, canı herhalde çok yanmış olmalıydı. Ona bütün kalbimle acıyordum. Babanın davranışlarına ise akıl erdirebilmem zordu. Yolda tesadüfen o adama denk gelirsem hemen yolumu değiştiriyordum.

Bir başka kız arkadaşımla erkeklik organının boyu hakkında konuştuk. Bir zamanlar bunun 12 ile 15 santim arasında olduğunu işitmiştim. Dikiş derslerinde metreyi alıyor ve eteğin altından, bacaklarımızın arasından başlayarak karında ulaşabileceği yeri ölçmeye çalışıyorduk. Aşağı yukarı göbeğe kadar geliyordu. Evlendiğimiz zaman tam anlamıyla kazığa oturtulacağımızı düşünüyor ve ürküyorduk.”

Kızlar erkeği, pek çok kere sinemada film seyrederken, kalabalık bir otobüste yol alırken veya bunlara benzer bir başka ortamda uygun zamanı bulup bedenine bencil ve duygusuz bir haz amacıyla yönelişiyle tanır. Bu yöneliş, o güne kadar edinilen diğer olumsuz gözlem ve bilgilerle hızla birleştirilir.

Böylece, iyi ve güzel duygular uyandırmayan, kaçınılması, uzaklaşılması gereken bir tip çıkar ortaya. Tüm erkekler onunla birleştirilip erkek cinsinden iğrenilir ve uzaklaşılır.Buna karşın pek çok kız, olumsuz tüm etkilere karşın dişiliğini istekle benimser. Erkeklerin ilgisini çekmekten ve gerçek bir dişi olmaktan mutlu olur.

Köyde yaşayan, doğayla ve hayvanlarla içli dışlı olan kızlar, kentli kızlara oranla dişiyle erkek arasındaki cinsel ilişkiye ve doğum olayına daha yakındırlar. Ağıllarında yaşayan koyun, keçi; mandıralarında bulunan sığır türü hayvanlarının, atlarının, köpeklerinin çiftleşmesi, yavrulaması; alışageldikleri, küçük yaşlardan beri görüp izledikleri olaylardır. Bu konu öylesine doğaldır ki, sofra basında, aile toplantılarında dahi çekinilmeksizin konuşulur.

Bu sebeple köyde yetişen kızlar, genellikle cinsellik tasasına düşmez, bu konunun üzerinde durup düşünmeye gerek dahi duymazlar. Kaldı ki Anadolu’muzun çoğu köyünde, tüm aile; dedesiyle, ninesiyle, ana-babasıyla, çoluk çocuklarıyla, tek bir oda içinde yatıp kalkar. Bu sebeple ana-baba ilişkisine, gecenin karanlığı içinde dahi olsa pek çok kez tanık olma imkanı bulunur. Bir bütünlük içinde bütün bu gözlemler, çocuk gözünde dişi erkek yakınlaşmasını daha olağan ve kabul edilebilir kılar. Genel olarak dişiliğini ve onun gereklerini daha rahat anlar.

Buna karşın cinsel birleşmeyi ve doğumu başkalarının ağzından duyup öğrenenler, mübalağalı tanımlamalar karşısında dehşete kapılırlar. Daha önce birkaç örneğini gördüğümüz cinsel ilişki öykülerinin çok daha korkutucu olanları doğum konusunda türetilir. Bunun malzemesini de çoğunlukla yetişkinler verir. Kadınların kendi aralarında yaptıkları konuşmalarda, kılı kırk yararcasına ve tüm ayrıntılarıyla anlatılan, abartılan, göreli unsurlar katılan zor doğum öykülerine kulak kabartan kızlar, bunları kendi hayal güçleriyle daha da zenginleştirirler. İnsanı çığlık çığlık bağırtan sancıları, bedenden akıp giden kanları, suları, ters doğumların güçlüklerini, forsepsleri, sezaryenleri dinleyen kız, küçük bir dişi olarak varlığının büyük bir tehdit altında olduğunu hisseder. Korkar ve paniğe kapılır. Dişiliği, eşliği ve anneliği benimsemekte zorluğa düşer.

Örneklerle belgelenen sonuçları incelediğimizde, cinselliği gizlilik örtüşü altına sokmakla, onu çocuk gözünden saklayamadığımızı, tersine bir karabasan görünüşü kazandırdığımızı kabul etmek zorunda kalıyoruz. Çocuk, doğuştan sahip olduğu cinsel enerjiyle, hayatının hemen her evresinde değişik biçimler gösteren cinselliğini yaşar. Bu aşamanın herhangi bir evresinde, herhangi bir sebeple geçirilen psişik bir baskı, bir şok, bir yanılgı, ergin çağa erişen kızda, cinsel korkulara, gerilimlere, tedirginliklere ve cinsel sapışlara sebep olabilir. Cinsellik konusunda doğru, gerçek, açık bilgilere sahip olma, kızı bu ve benzeri pek çok istenmeyen duruma düşmekten saklayabilir.

Ancak önergen kızı bu konularda bilgilendirirken onun yaşı, psişik gelişimi, sosyal yeri, cinsel konulara olan ilgisi ve bilgi seviyesi dikkate alınmalıdır. Aksi halde, kaş yapayım derken göz çıkarmak; olası sakıncaları önlemek isterken daha büyük sakıncalara sebep olmak mümkündür.

-ALINTI-

237


Alkol - Alkolizm

Yazan: admin Tarih: Eki 20th, 2008 | Kategori:: Genel Kültür

ALKOL

«     En çok suiistimal edilen madde alkoldür

«     En önemli sağlık sorunlarından biridir

«     Alkolizm, toplumun her kesiminde görülebilmektedir (işadamları, diğer meslek mensupları, ev kadınları; fakir, zengin,tahsilli, cahil vs.)

«     Alkol, güçlü MSS depresanıdır ve tolerans oluşturur

«     Trafik kazalarının % 50 den fazlasında, cinayetlerin % 67 sinde, intiharların %33 ünde alkolün önemli etkisi olduğu saptanmıştır

«     Gebelikte kullanımı bebekte zeka geriliğine neden olmaktadır

«     SİNİR SİSTEMİNE YAPTIĞI ETKİLER SONUCUNDA ORTAYA ÇIKAN BELİRTİLER:

Ø      “Yaptıklarının farkında olma” özelliği azalır

Ø      Olaylara karşı tepki gösterme süresi azalır

Ø      Refleksler yavaşlar

Ø      Kafa travması, zehirlenme, diyabetik acillerle karıştırılmasına neden olan belirtiler görülür

 

DAİMA AKLINIZDA BULUNSUN !

ALKOL ALMIŞ BİR KİŞİDE,
ACİL BAKIM GEREKTİREN BAŞKA BİR
FİZİKSEL SORUN
YA DA
KRONİK / AKUT BİR HASTALIK OLABİLİR
O NEDENLE BAŞTAN AYAĞA İYİ BİR DEĞERLENDİRME YAPILMALIDIR

 

SARHOŞ tabir edilen

«     kişi saldırgan olabilir ya da uygunsuz davranışlar sergileyebilir

«     kişi sürekli düşebilir ve kolayca yaralanabilir

«     kişi karşısındaki kişilerle ve sizinle tartışabilir

«     kişi farkında olmadan kendisini yaralayabilir ve ağrı hissetmeyebilir

«     alkolün MSS ne olan depresan etkisi nedeniyle kişide, solunumla ilgili ciddi sorunlar ortaya çıkabilir

 

FAZLA MİKTARDA ALKOL ALINDIĞINDA ACİL BAKIM:

«     Soluk yolunun açık olması ve açık kalması sağlanır

«     Solunumun sayısında (bradipne) ve/veya derinliğinde azalma varsa, solunum otomatik ventilatörle (yoksa bag valve mask ile) desteklenir

«     Yüksek yoğunlukta oksijen verilir

«     Damar yolu açılır, % 5 Dekstroz ya da %0.9 NaCl başlanır

«    100 mg thiamine İV verilir

«     Monitor bağlanarak EKG izlenir

«     Hipoglisemi varsa, % 50 dekstroz 50 ml (ya da % 30 luktan 75 ml) verilir

«     Hastaneye nakil

 

ALKOL KULLANIMINA BAĞLI ORTAYA ÇIKABİLECEK SORUNLAR:

Fazla miktarda alınan alkol:

«     Mideyi tahriş ederek gastrite neden olabilir

«     Gastrit ilerlediğinde şiddetli kusma ve kanama (hematemez) oluşabilir

«     Tekrarlayan kusmalar nedeniyle yemek borusunda(özefagusta) yırtılmalar oluşabilir

«     Siroz nedeniyle oluşmuş özefagus varisleri, yine aynı nedenden yırtılarak şiddetli kanamaya(hematemeze) neden olabilir.


ALKOLİZM

ALKOL KULLANIMINA(ALKOLİZME) BAĞLI OLARAK ALKOLİK KİŞİDE ORTAYA ÇIKABİLECEK SORUNLAR:

Uzun süreli alınan alkol:

«     Kasların dengesiz hareket etmesine

«     Hafız kaybına

«     Apatiye (duygusuzluk, ilgisizlik, cansızlık)

«     Kronik serebral hasarlara

neden olabilmektedir

 

ALKOL YOKSUNLUĞU:

Alkol bağımlısının, alkol almayı kesmesi halinde birkaç gün sonra ortaya çıkan belirti ve bulgulardır.

 Alkol yoksunluğuyla ilgili iki önemli sorun vardır:

«     Alkolik halüsinasyonlar

«     Delirium Tremens (DT)

 

ALKOLİK HALÜSİNASYONLAR :

«     Kişi aslında mevcut olmayan hayali şekillerin (bunlar genellikle böcekler, fareler vb) duvarlarda yürüdüğünü ve kendisine saldırdığını sanırlar (halüsinasyon). Korkutucu olan bu hayaller genellikle geçicidir.

«     Halüsinasyonlar, bir şeyi görme ve/veya duyma şeklinde olabilir

«     Hasta sürekli ajitedir

«     Hastane tedavisine gereksinimi vardır

«     Halüsinasyon : sanrı, varsanı, birsam, olmayan bir şeyi gördüğünü veya duyduğunu sanmak

 

DELİRYUM TREMENS (DT):

Alkolü kestikten 1-7 gün sonra ortaya çıkar

BULGULARI:

Ø      Huzursuzluk, konfüzyon, oryantasyon bozukluğu, halüsinasyonlar

Ø      Ateş

Ø      Terleme

Ø      Nöbet geçirme

Ø      DT de ölüm oranı oldukça yüksektir

 

DT ‘de OLASI TEHLİKELER:

Ø      Hasta kendine zarar verebilir (yaralanabilir)

Ø      Nöbet geçirirken aspire edebilir

Ø      Dehidratasyon nedeniyle hipovolemik şoka girebilir

ACİL BAKIM:

Ø      Yaralanmalardan koruyun

Ø      Soluk yolunun açık olmasını ve açık kalmasını sağlayın

Ø      Nöbet geçirdiğinde merkeze danışarak Diazepam (valium) verilebilir

Ø      Hastaneye nakledin

127


200 Fobi ve Anlamları

Yazan: admin Tarih: Eki 20th, 2008 | Kategori:: Genel Kültür

Korkular
* ablütofobi: yıkanmaktan korkma
* agirofobi: caddelerden ya da caddelerde karşıdan karşıya geçmekten korkma
* agorafobi: açık yer ya da kalabalık korkusu
* ailurofobi: kedilerden korkma
* akluofobi: karanlıktan korkma
* akrofobi: yüksek yerlerden korkma
* akustikofobi: belirli seslerden kokrma
* algofobi: acı çekmekten korkma
* amatofobi: toz korkusu
* amnezifobi: hafızasını kaybetmekten korkma
* amofobi:Sivri cisim korkusu
* androfobi: adamlardan korkma
* anemofobi: fırtına korkusu
* antlofobi: sel korkusu
* antropofobi: insanlardan korkma
* apifobi: arılardan korkma
* arakibutirofobi: yerfıstığı ezmesinin, yerken, damağa yapışmasından duyulan korku
* araknofobi: örümceklerden korkma
* aritmofobi: sayılardan korkma
* asimetrifobi: simetrik olmayan şeylerden korkma
* astenofobi: güçsüz olmaktan korkma
* astrafobi: şimşek korkusu
* ataksofobi: düzensizlikten korkma
* atelofobi: mükemmel ol(a)mamaktan korkma
* aviofobi: uçuş korkusu 

 

B

* ballistofobi: silahtan ya da mermilerden korkma
* batofobi: derinlik korkusu, yüksek binaların yanından geçmekten korkma
* batrakofobi: kurbağa, semender gibi çiftyaşayışlı (amfibyen) hayvanlardan korkma
* belonefobi: iğnelerden korkma
* bibliyofobi: kitaplardan korkma
* bromidrosifobi: vücut kokusundan korkma
* brontofobi: gökgürültüsünden korkma 

 

D

* datafobi: veriden korkma
* dentofobi: dişçiden korkma
* dermatopatofobi: deri hastalıklarından korkma 

 

E

* eisoptrofobi: aynalardan korkma
* elektrofobi: elektrikten korkma
* emetofobi: kusmaktan korkma
* entomofobi: böceklerden korkma
* endofobi: Giyecek korkusu
* epistaksiyofobi: burun kanamasından korkma
* eritrofobi: yüz kızarmasından duyulan korku
* erotofobi: cinsellik korkusu 

 

F

* farmakofobi: ilaçlardan korkma
* fazmofobi: hayaletlerden korkma
* febrifobi: yüksek ateşten korkma
* filemafobi: öpmekten ya da öpüşmekten korkma
* filofobi: sevmekten, aşık olmaktan korkma
* fobofobi: korkmaktan korkma
* fotofobi: ışıktan korkma 

 

G

* gametofobi: evlenmekten korkma
* gefirofobi: köprülerden geçmekten korkma
* gerontofobi: yaşlı insanlardan ya da yaşlanmaktan korkma
* glossofobi: topluluk önünde konuşmaktan korkma 

 

H

* haptofobi: dokunulmaktan korkma
* harpaksofobi: hırsızlardan ya da bir suçun kurbanı olmaktan korkma
* helyofobi: güneş’ten korkma
* hematofobi: kan korkusu
* herpetofobi: sürüngenlerden korkma
* hidrofobi: sudan, yüzmekten ya da boğulmaktan korkma
* higrofobi: nemden ya da yağmurdan korkma
* hipegiyafobi: sorumluluktan korkma
* hipnofobi: uyumaktan korkma
* hipofobi: atlardan korkma
* homiklofobi: sisten korkma
* homofobi: eşcinsellerden korkma 

 

İ

* ihtiyofobi: balıklardan korkma
* islamofobi: İslamdan ve müslümandan korkma 

 

J

* jinefobi: kadınlardan korkma 

 

K

* kainatetofobi:Yenilik korkusu
* kakofobi: çirkinlikten, çirkin seylerden korkma
* kakorafiyafobi: başarısız olma korkusu
* kanserofobi: kanser olmaktan korkma
* kardiyofobi: kalp hastalığından korkma
* karnofobi: etten korkma
* katagelofobi: dalga geçilmekten korkma
* kemofobi: kimyasal maddelerden korkma
* kenofobi:Karanlık korkusu
* keymafobi: kıştan ve soğuktan korkma
* kimofobi: dalgalardan korkma
* kinofobi: köpeklerden korkma
* klimakofobi: merdivenden düşmekten ya da merdivenlerden korkma
* klostrofobi: kapalı yer korkusu Kapalı ve basık yerlerde duyulan korkudur. Asansör, basık tavanlı odalar, koridorlar, kapıları kapalı ve kalabalık otobüs, yeraltı çarşıları, metro, alt geçitler ve kilitli odalar onlar için korku verici yerlerdir. Hastanın temel korkusu bu sayılan yerlerde sıkışıp kalmak, nefes alamamak ve boğulmaktır.
* koprofobi: dışkı korkusu
* koulrofobi: palyaçolardan korkma
* kremnofobi: yüksek yamaçlardan ya da uçurumlardan korkma
* kriyofobi:buzdan ya da donmaktan korkma
* kronomentrofobi: saatlerden korkma
* ksantofobi: sarı renkten korkma
* ksenofobi: yabancılardan korkma
* ksilofobi: tahta şeylerden ya da ormanlardan korkma 

 

L

* limnofobi: göllerden korkma
* litikafobi: davalardan ve mahkemelerden korkma
* logofobi: belirli kelimelerden korkma
* lökofobi: beyaz renkten korkma 

 

M

* manyofobi: delirmekten korkma
* mastigofobi: cezalandırılmaktan korkma
* mekanofobi: makinelerden korkma
* melanofobi: siyah renkten korkma
* mikrobiyofobi: mikroplardan korkma
* mizofobi: kirlilikten korkma
* monofobi: yalnızlıktan korkma
* musofobi: farelerden korkma 

 

N

* nekrofobi: cesetten korkma
* nelofobi: camdan korkma
* niktofobi: geceden korkma
* nozokomefobi: hastanelerden korkma
* nüdofobi: çıplaklıktan korkma 

 

O* obesofobi: şişmanlamaktan korkma
* ofidiyofobi: yılanlardan korkma
* okofobi: taşıt araçlarından korkma
* orofobi:Yamaçtan iniş korkusu
* osmofobi: belirli kokulardan korkma

 


P

* pantofobi: her şeyden korkma
* papirofobi: kağıttan korkma
* paraskavedekatriafobi: ayın onüçü ve cuma olan günden korkma
* patofobi: hasta olmaktan korkma
* pedofobi: çocuklardan korkma
* peladofobi: kel insanlardan ya da kelleşmekten korkma
* penyafobi: fakirlikten korkma
* pirofobi: ateşten korkma
* plakofobi: mezar taşlarından korkma
* pogonofobi: sakaldan ya da sakallı kişilerden korkma
* politikofobi: politikacılardan korkma
* porfirofobi: mor renkten korkma
* potamofobi: ırmaklardan ya da su akıntılarından korkma
* potofobi: alkollü içeceklerden korkma
* pteronofobi: kuş tüyünden korkma
* pupafobi: kuklalardan korkma 

R

* radyofobi: radyasyondan, x ışınlarından korkma.
* ranidafobi: kurbağalardan korkma 

 

S

* selenofobi: ay’dan korkma
* siderofobi: yıldızlardan korkma
* simetrofobi: simetriden korkma
* skiofobi: gölgelerden korkma
* sosyofobi: toplumdan, genel olarak insanlardan korkma
* soteriofobi: başkalarına muhtaç olmaktan korkma 

 

T

* tafefobi: diri diri gömülmekten korkma
* takofobi: yüksek hızdan korkma
* talassofobi: deniz ya da okyanus korkusu
* tanatofobi: ölümden korkma
* teknofobi: teknolojiden korkma
* teratofobi: gebe kadının, şekilsiz, çirkin bir çocuk doğurmaktan korkması
* termofobi: ısıdan korkma
* testofobi: testlerden ya da sınavlardan korkma
* tokofobi: gebe kalmaktan ya da çocuk doğurmaktan korkma
* otomofobi: ameliyat olmaktan korkma
* toksifobi: zehir korkusu
* topofobi: belirli yerlerden korkma
* travmatofobi: yaralanmaktan korkma
* trikinofobi: gıda zehirlenmesinden korkma
* triskaidekafobi: 13 sayısından korkma
* tripanofobi: aşı ya da iğne olmaktan korkma
* trikopatofobi: saç hastalıklarından korkma 

 

Ü

* ürofobi: sidikten korkma 

 

X

* xenofobi: yabancılardan korkma 

 

V

* venereofobi: zührevi hastalıklardan korkma
* venüstrafobi: güzel kadınlardan korkma
* vermifobi: solucanlardan korkma 

 

Z

* zelofobi: kıskançlıktan korkma
* zoofobi: hayvanlardan korkma

118


Altin Portakal ödülü Hopkins’in ‘Pazar’ina

Yazan: admin Tarih: Eki 20th, 2008 | Kategori:: Genel Kültür
Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde ödüller sahiplerini buldu. Bu yıl festivale Eşref Kolçak’ın “beyin özürlü” lafı damgasını vurdu. “En İyi Film” ödülünü Ben Hopkins’in “Pazar-Bir Ticaret Masalı” adlı filmi aldı..
45. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Film ödülünü Ben Hopkins’in “Pazar Bir Ticaret Masalı” aldı. Tuncel Kurtiz başkanlığındaki jüri en iyi yönetmen ödülünü Nokta filmini yöneten Derviş Zaim’e verirken, Erden Kıral’ın “Vicdan” filmi 5 ödül aldı. Pazar - Bir Ticaret Masalı’ndaki performansıyla Tayanç Ayaydın beklenildiği gibi en iyi erkek oyuncu ödülünün sahibi oldu. Vicdan filmindeki performansıyla da Nurgül Yeşilçay en iyi kadın oyuncu seçildi. 16 filmin yarıştığı 45. Antalya Altın Portakal Film Festivali, Konyaaltı Açıkhava Tiyatrosu’nda düzenlenen ödül töreniyle sona erdi. Sanatçılar, kırmızı halıdan geçerken en büyük ilgiyi festivalin yabancı konukları gördü. Hollywood’un ünlü isimleri Kevin Spacey, Bo Derek, Marisa Tomei, Matthew Modine, Mickey Rourke’un da aralarında bulunduğu aktör ve aktrisler Antalyalılarla tokalaştı. Törende “Nürnberg Mahkemeleri” ve “Bloom Kardeşler” filmlerinin oyuncusu Maximilian Schell’e onur ödülünü Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin verdi. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay da “Sinema ve Sanata Katkı Ödülü”nü Marisa Tomei’ye sundu. Törende, “Evita”, “Zor Ölüm” gibi filmlerin danışmanlığını yapan yapımcı Michael J. Warner ve ünlü oyuncu Mickey Rourke da Onur Ödülü’ne değer görüldü.

SİYAD ÖDÜLÜ “ÜÇ MAYMUN”A
Audovisuel Vakfı’nın (TÜRSAK) Onur Ödülü Oskar’lı aktör Kevin Spacey’e gitti. Türk sinemasının çınarları Muhterem Nur, Eşref Kolçak ve Yücel Çakmaklı’ya da onur ödülleri verildi. Eşref Kolçak konuşmasında, “Bu yıl sinemamız bir kanuna kavuştu. Sayın Bakan rica ediyorum. Bu beyin özürlülerin bizlere yakıştırdıkları kanunu değiştirin” deyince Bakan Günay yasanın 2002′de çıktığını, eksiklikleri tamamlamaya çalıştıklarını söyledi. 4. Uluslararası Avrasya Film Festivali’nin “En İyi Yönetmen” ödülü “Bitmeyen Yürüyüş” adlı filmle Hirokazu Koreeda’ya verildi. “En İyi Film” ödülünün sahibi ise Karim Dridi’nin yönetmenliğini yaptığı “Khamsa” oldu. Sinema Yazarları Derneği ödülü “Üç Maymun” a giderken, NETPAC ödülünü, Özcan Alper’in “Sonbahar”ı aldı. Alper, filmini cezaevinde işkenceyle ölen Engin Çeber’in annesine ithaf etti.

127