Sağımız sağcı, solumuz liberal!
Liberallerin, sağcıların katıldığı “darbe karşıtı’’ mitingleri desteklerken solcuların ne kadar devletçi, statükocu ve çağdışı olduğunu ispat etmeye çalışmalarının anlamı ne?
Ergenekon operasyonu başladığından bu yana, ne hikmetse herkes başımıza “demokrasi aktivisti” kesildi. Her kesimden insanın ağzında bir darbe karşıtlığı, sivilleşme, çetelere karşı mücadele lafları; hayırdır yahu? 1979’da, Fatsa Belediye Başkanı seçilen Terzi Fikri için, “Fatsa’yı bir terzi parçası mı yönetecek?” diyen Nazlı Ilıcak, bu sözüyle ne anlatmak istiyordu sizce? Seçimle iş başına gelen bir belediye başkanı, nasıl Fatsa’yı yönetemez duruma getirilir, bir fikriniz var mı? Bu soruya verilecek cevapla, Nazlı Ilıcak’ın bugünlerde “darbe karşıtı’’ mitinglerde boy göstermesi, laflar etmesi arasındaki çelişki ne şekilde izah edilebilir? Ya şeriat istediğini açıkça söyleyen Abdurrahman Dilipak, o ne zaman demokrat oldu da bize darbe karşıtlığının nasıl yapılacağını öğretmeye başladı?
Eylül ayındayız. Şu an gündemde 28 yıl önce yapılmış, Türkiye’nin en ilerici, en demokrat insanlarının hayatına mal olan, ülkemizin ekonomik, kültürel, toplumsal alandaki kaderini, olabilecek en kötü şekilde etkilemiş 12 Eylül askeri faşist darbesi değil; ulusalcılar tarafından planlandığı ve Ergenekon operasyonuyla da önlendiği “iddia edilen’’ yeni darbe var. Peki ama henüz davası bile başlamayan, hakkında adam akıllı bilgi sahibi olunmayan bu hayali darbe, niye 17 yaşında asılan Erdal Eren’den daha çok konuşuluyor? Gözaltına alınan iki emekli paşaya, bir komutan aracılığıyla kurumsal ziyaret gerçekleştiren Genelkurmay’ı eleştirenler, niye anayasada 12 Eylül darbesini yapanların yargılanmasını engelleyen “geçici’’ 15. maddeyi kaldırma girişiminde bulunmayan RTE’ye iki çift laf etmiyor? Demokratlığın, özgürlükçülüğün tanımı değişti de biz mi bilmiyoruz?
Her yerde olduğu gibi Türkiye’de de sağ politika metafiziktir, gelişimi daireseldir; diyalektiğe meydan okur. Bunun sonucu olarak, bugün geldiğimiz yer Demokrat Parti dönemidir. Şu an politik ve toplumsal yaşama, her türlü özgürlüğü tek yanlı işleten, üstünüzde her anlamda baskı hissettiğiniz koşullar hakim. Ramazanda, gecenin bir yarısı davulcunun uykunuzu bölmesi sorun değil ama sokakta sigara içerseniz “Burası Ermenistan mı lan?’’ diyen bir Bedeviden dayak yiyebilirsiniz! Yani oruç tutmak özgürlüktür, tutmayanı dövmek de özgürlüktür! Adnan Menderes’in asılmasını eleştirmek demokratlıktır, Deniz Gezmiş’i savunmak anarşistliktir! Özetle, sağ pragmatiktir. Yukarıdaki soruların cevapları da bu tespitin içinde mevcuttur.
Deniz Feneri nasıl unutulur!
Bir de liberal solculara bakalım. 12 Eylül mitinglerinde, yani meydanlarda devrimciler, emekçiler, öğrenciler vardı. Bir kez daha darbecilerin yargılanması, derin devletin tümüyle tasfiye edilmesi, gerçekten sivil ve özgürlükçü bir anayasa talepleri dile getirildi.12 Eylül zindanlarında, işkencehanelerde, darağaçlarında can veren devrimciler anıldı. (Bu arada Ankara’daki mitingde, polisin alanda su sattırmamasına ne dersiniz?) Tüm bunlar olurken milliyetçiler ve liberal solcular da ekranlarda 12 Eylül’ü konuştular. Nasıl mı? Önce eski ülkücüler bir açılış yaptı, solcuları suçladı sonra sol liberaller de aynı rotada devam etti, onlar da sosyalistleri suçladı. Bir 12 Eylül daha böylece geride kaldı.
Sol liberaller, AB yolunda ilerleyen AKP iktidarı sayesinde demokratikleştiğimizi düşündükleri için, ülkemizde yaşanan birçok olumsuz şeyi münferit hadise olarak görüyorlar. İçki satan dükkanların hızla azalması, içki fiyatlarının sistematik biçimde artırılması, her yıl Ramazan ayındaki dayak olayları, işçi memur maaşlarına dalga geçercesine yapılan zamlar, üniversite harçları, belgelenen rüşvetler, Deniz Feneri davası; yani saymakla bitmeyecek, her alandaki bariz olumsuz gelişmeler de mi münferit? Bir yandan sağcıların katıldığı “darbe karşıtı’’ mitingleri desteklerken, bir yandan da çok haksız ve mantıksız biçimde, solcuların ne kadar devletçi, ne kadar statükocu, ne kadar çağdışı olduğunu ispat etmeye çalışmanın anlamı ne?
Velhasılıkelam, söylemek istediğim şudur: Türkiye’de milliyetçi, İslamcı, liberal kesimlerin yani sağcıların ahvali ortadayken; sosyalistlerle bu kadar uğraşmak niye? Bir yandan sağcıların katıldığı “darbe karşıtı’’ mitingleri desteklerken, bir yandan da çok haksız ve mantıksız biçimde, solcuların ne kadar devletçi, ne kadar statükocu, ne kadar çağdışı olduğunu ispat etmeye çalışmanın anlamı ne? Bu ülkenin bu kadar kötü durumda olmasına sebep olanlar sağ politikacılarken, sol liberaller neden en çok sosyalistleri eleştiriyorlar? Uzunca bir süreden beri devam eden bu durum, beni artık başka şeyler üstünde düşünmeye itiyor. Diyorum ki, bu öfkenin ardında ideolojik değil de başka türlü nedenler olmasın sakın?
ALPER ERDİK: Yeni mezun
129




