E-Nasıl.Com

İnternet Gündemi

'Ne Nasil / Neden' kategorisi icin arsiv

Ağıt nedir ?

Yazan: admin Tarih: Eki 20th, 2008 | Kategori:: Ne Nasil / Neden

İnsanoğlunun ölüm karşısında veya canlı-cansız bir varlığını kaybetme, korku, telaş ve heyecan anındaki üzüntülerini, feryatlarını, isyanlarını, tâlihsizliklerini düzenli düzensiz söz ve ezgilerle ifade eden türkülere Batı Türkçesi’nde umumiyetle “ağıt” adı verilir. Ağıt söyleyen kişi için “ağıtçı” sözü yaygınlaşmış ve “ağıt yaymak” deyimi türemiştir.

İslamiyet’ten önceki devirlerde “sagu” deyimi ile karşılanan ve hiç şüphesiz “sığıtmak: ağlamak” fiilinden türemiş ağıta bugün Azerbaycan’da “ağı”, Kerkük Türklerinde “sazlamağ” ve Türkmence’de “ağı” yanında “tavs”, “tavşa” adları verilmektedir.

En az Hun Türkleri’nden itibaren ölü gömme ve yug törenlerine bağlı olarak ananesi zamanımıza kadar gelen ağıtlar bir bakıma ölen için söylenmiş medhiye demektir. Ancak zamanla cihânın fâniliği, ömrün kısalığı, ihânet, sadâkatsizlik, gençliğin geçişi, feleğin sitemleri, ayrılık gibi hâl, durum ve tasavvurlar ağıtın mânâ ve mâhiyetini genişletmiş oldu. Bu bakımdan “ağıt”ı Fransızların “elegie” deyiminin hudutları içinde şekilden ziyade mûhteva olarak düşünmek lâzımdır.

Ağıtlar, bâzı muhitlerde belli âdet, anane şekil ve usuller içinde söylenmektedir. Meselâ Kazak Türklerinde baş sağlığına gelenlere evin sâhibesi kızı veya gelini “Köris” adı verilen ağıtı hususi bir makamla okurlar. Adana’da ağıtçı, “ölü dehşeti” adı verilen evvelce söylenmiş ağıtların hâfızasında kalan bazı parçalarını söylemekle ağıtına başlar. Bu sözler ölünün niteliklerini belirleyici duygu ve düşünceye girebilmek için bir bakıma prolog olarak kullanılmaktadır.

Binboğa Dağları’ndaki Türkmen aşiretlerinde ise ağıtçı, ölünün ortaya konulmuş çamaşırlarını birer birer eline almak suretiyle ağıtını terennüm eder ve çevresine toplanmış kadınların ağlamasını temin eder.

Umumiyetle “mâni” ve “koşma” tipi şekiller içinde uzun ve kırık hava adı verilen ezgilerle hece vezni ile söylenen ağıtlarda ölenin ailede ve cemiyette bıraktığı boşluk, birlikte geçen günlerin hatıraları dostluk, iyilik, fazilet, cesâret, düşmanlık, merhamet vb. Temler ifâde edilir. Saz şâirlerinin zaman zaman aruz vezni ile de söyledikleri ve bir kısmı bestesiz olan ağıtlarda türkülerde olduğu gibi müzik birinci planda yer almaktadır. Kadınlar tarafından ücretle veya ücretsiz, irticâlen söylenen ağıtlar, ölenin ruhuna hakaret etmemek, onu methetmek esâsına dayanan lirik eserlerdir.*

 

2.1.2.1. Ömer’in Ağıdı

Özlüce köyünden Durmuş Ağa adında biri oğlu Ömer’le Çukurova’ya çalışmaya giderler. Pamuk tarlasında çapa yapar, pamuk toplar ve evin istihkâkını temine çalışırlar.

Ömer nişanlı imiş. Çukurova’da sıtmaya yakalanıp ölür. Ağıt onun içindir.

Yoruldum yola oturdum

Felek vurdu ben götürdüm

Soyka pantol, soyka ceket

Hatçeye hediye getirdim

Geriye dönüşünde çocuğun elbiselerini de beraberinde getiriyor.

Bizim yayla toplak toplak

Kaş kara da gözler aplak

Ömer Beyimi aldı da

Gönendi mi kara toprak

 

Şıvara oldum şıvara

İçmezdim içtim sigara

Ömer oğlum can verirken

Kolunu vurmuş duvara

 

Er yürüyen göç evleri

Aştı tepeyi Kiraz’ı

Ne ben aldım ne de kendi

Elin aldığı murazı

 

Kuru çayın seli çöker

O da boz bulanık akar

Kalma orda Ömer oğlum

Gözlerine mucuk çöker

YILMAZ GÖKSAL

250


Gençler Neden uyuşturucu Kullanır?

Yazan: admin Tarih: Eki 20th, 2008 | Kategori:: Ne Nasil / Neden


Gençler Neden uyuşturucu Kullanır?

2005 yılında yapılan bir araştırmada 16 yaşındaki her 100 öğrenciden 6’sının uyuşturucu bağımlısı olduğu tesbit edilmiştir. Bir başka araştırma üç yılda eroin kullanımında %100, ecstasy kullanımında %300 artış olduğunu göstermiştir. 2008 yılındaki olası rakamlarla okullarda her 100 öğrenciden 15’i, her 50 kişilik sınıfta 8 kişi uyuşturucu bağımlısıdır.
Ülkemizde uyuşturucu çok büyük paraların döndüğü bir sektördür ve bu sektörden en fazla payı terör örgütü almakta, bu paralarla Mehmetçiğe kurşun sıkmaktadır. Uyuşturucu yüzünden binlerce genç hayatını mahvetmiş binlerce aile faciası yaşanmış toplumun temeline dinamit konmuştur.

1)-Arkadaş etkeni %51
Önemli yanılgılardan biriside uyuşturucunun sokak satıcılarıyla okul çıkışlarındaki şüpheli görünümlü insanlarca yapıldığıdır oysa uyuşturucuyu ilk teklif eden arkadaştır.Neden arkadaş böyle bir tutum içinde olur sorusunun basit bir cevabı vardır uyuşturucu kullanan kişi uyuşturucuya para yetiştirmekte zorlanır arkadaşının da uyuşturucuya başlaması ve onunda uyuşturucu alması kendi üstündeki maddi yükü azaltır (kimi zamanda arkadaşına uyuşturucuyu satmak için alıştırır) ayrıca yanlış bir şey yaptığının farkında olduğu için yanına yandaş birilerini bularak kendini rahatlatmak ister. Uyuşturucu kullanan kişi uyuşturucunun reklamını ben kullandım kafa yaparsın gibi sözlerle uyuşturucuyu arkadaşına uzatır en kritik noktalardan birisi arkadaşının zaaflarını bilmesidir zaafına göre hareket eder. Arkadaş kandırmasında ne gibi taktikler kullanılır.

*Yağcılık: Sen gidince buranın tadı tuzu kaçar
*Tehdit: Eğer gidersen bir daha yüzüne bakmam
*Yalvarma Acındırma: Ne olur,benim için,hatırım için bir kez,beni kırma
*Israr: Kesinlikle seni bırakmayız
*Ödül vaat etme: Bak bunu yaparsan seni o kızla tanıştırırım.
*Aşağılama: Hadi süt çocuğu sende
Birey güçsüz davranarak kendi kişiliğinden taviz vererek uyuşturucuyu kullanırsa kaybetmeler başlar.
2-)Merak %31

3-)Sorunlarım vardı
Uyuşturucu hiçbir soruna çözüm olmaz sorunları birkaç saat erteler bu ertelemenin sonunda artık uyuşturucu gibi çözümü çok zor bir soruna daha sahip olmuş olur. Gençlerin büyük bir çoğunluğu sorun olarak ailelerini görmektedir.Aileler çocuklarına davranışta daha bilinçli olmalıdırlar.
4-)Farklı olabilme
Üretimle kendini fark ettiremeyenler tüketimle kendilerini fark ettirirler .Üreten bir gençlik için herkes çaba sarfetmelidir. Vakitlerini UMGED gibi sosyal sorumluluk çalışmalarında geçirecek üreten bir gençlik uyuşturucudan uzak duracaktır.
5-)Bir gruba dahil olabilme

202


Flut nasil çalinir ?

Yazan: admin Tarih: Eki 20th, 2008 | Kategori:: Ne Nasil / Neden

FLÜT

Flüt, üç parçanın birleşiminden oluşan bir enstrümandır.

* Baş (ya da ağızlık)
* Gövde
* Kuyruk

Bu çalgının geçmişi, çok eski yıllara dek iner. Önceleri nar, abanoz vb. gibi, çeşitli dayanıklı ağaçlardan yapılan Büyük Flütün, Orkestra görevlerine 1720 yıllarında başladığı görülmektedir. Ancak esaslı gelişmesini 1840 yılında Alman Flütçüsü Theobald Boehm’ ün (dizge oluşumundaki değişiklik)bugünkü görünüşüyle gerçekleştirmesi sonucu sağlanmıştır. Eksiksiz bir oluş iyeliği olan bu çalgı, çifte dil vuruşlu notalar, tiril ve tirillemeler, diatonik, kromatik, bağlı veya dilli bütün çabuk ezgileri kolaylıkla çalabilir. Yapılışı bakımından gür bir ses iyeliği olmayan Büyük Flüt, Armoni Muzikalarında kullanılırken, ona eşlik yapacak çalgılar özenle seçilmelidir. Kalın bölümündeki sesleri katlayarak kullanmak daha yerinde olur. Büyük Flütün, ses dizesindeki sesleri; kalın bölümünde kendine özgü bir nitelik, orta bölümünde tatlı, ince bölümünde oldukça yeğin bir renk taşır. Kullanılmaya en elverişli bölümü orta bölümdür, ince bölümündeki son üç veya iki ses, P., veya PP., deyisine uygun olmadığından, gerekli olmadıkça F., veya FF., deyisi kullanılmalıdır. Sesinin gür olmayışından dolayı solo olarak kullanılmayıp, eşlik görevleri ile büyük yararlar sağlamaktadır (özellikle açık yerlerde). Büyük Flüt, solo ve eşlik olarak, bütün dizi ve dizimlerde çalabilecek yetenekte ise de, bu çalgıya verilecek solo dizimler, üç - dört bemol veya diyezli başlığı taşıyanları aşmamalıdır. Armoni Muzikalarında dört Büyük Flüt bulunabilir. Ancak, bu sayının bütünlüğü pek sağlanamamıştır. Genellikle, iki tane oldukları görülür. Tatlı, koşuk bir ses iyeliği olan Büyük Flütün ses özelliği bakımından, Obua, Klarnet ve Senfoni Orkestrasından Armoni muzikalarına uyarımlanmış bestelerde Büğlü sololarına eşlik etmesi, çok duygulu bir etki yaratır. Bununla beraber, Korangle, Basson, Tenor Saksofon ve Si b Bariton eşliklerinde de, düşünülemeyen çekicilikte etkiler elde edilir.

Özellikle besteciler, Büyük Flütü; çobanlama, kır ve köy yaşamını anlatımda kullanmışlardır. Çünkü bu görevi, onun gibi başarı ile yapacak hiç bir soluklu çalgı yoktur. Köylerde, dağ başlarında kişisel bir müzik çalgısı olarak, ilkel yaşamına son vererek, on-sekizinci yüzyılda toplumlara seslenen dinletilerde yer alan Büyük Flütün ses renginin, çekiciliğinin ve gücünün ölçüsünü daha iyi anlayabilmek için, günümüze değin gelen yüzyıllar içinde yaşamış, tüm büyük bestecilerin, onun için de ayırmış oldukları emekleri düşünmek bile yeterli bir deyiş olur. O, dağ başlarında çobanların, köylerde ulusların duygularını, ulusal ezgilerini, içten, tatlı, büyülü sesiyle dile getirmişliğini şimdi, Orkestralarda, Armoni Muzikalarında beğeni ve tatla dinlenen deyisiyle, coşkun bir anlatımla, öz duyguların tek ileticisi olarak sürdürmektedir. Ona özgü seçkin besteler, dinleyenler için onun değer kanısını en gerçek en yeterli biçimde tanımlayacak niteliktedir.

Bu müzik aleti halen çoğu okulda müzik derslerinde eğitimi verilmektedir çalgının satın alınırken verilen bir de temizleme aleti bulunur bu aletin başına pamuk konularak flütün içi temizlenir Çalgının baş bölümünde bir üfleme deliği vardır. Bu nedenle bu bölüme “ağızlık” da denir. Üfleme deliği çalıcının alt dudağına dayalıdır. Sağ omuz yönünde, yere koşut olarak tutulur. Sol el ağızlık tarafında, sağ el ise kuyruk tarafında tutulur. İki elin baş parmağı alttan flütü destekler. Flütün borusu silindir şeklindedir. Çapı 1,9 cm’dir. Flüt ağızlıktan başlayarak kapalı uca dek 67,2 cm’dir.

Günümüzde nikel, gümüş, altın gibi madenlerden yapılmaktadır. Fakat XX. yy.’lın başlarına kadar abanoz, nar gibi sert ağaçlardan yapılırdı. Metal olduğu halde tahta nefesli çalgılar grubu üyesidir. Bunun nedeni ses renginin tahta tınısı vermesi ve diğer tahta nefesliler ile iyi kaynaşması ve ses elde ediliş yönteminin tahta enstrümanlar gibi olmasındandır. Tahta flütün en önemli özelliği tatlı, yuvarlak ve olgun olmasıydı. Metal alaşımlardan yapılmaya başlamasıyla bu özelliklerini büyük ölçüde yitiren flüt daha çevik, ses niteliği yönünden ise parlaklık kazanmıştır. Özellikle ince sesler metalden yapılan flütlerde daha kolay ve güvenlidir.


Boehm Sistemi


Günümüzde halen kullanılmakta olan boehm sistemli flüt

XIX.yy. ortalarına dek, flütte bu günkü perde sistemi yoktu. Çalgının gövdesindeki delikler parmak uçları ile kapatılarak sesler elde ediliyordu. Fakat daha iyi seslerin elde edilebilmesi ve tam bir entonasyon için bu deliklerin arasındaki uzaklığın daha geniş olması gerekiyordu. Theobald Boehm adlı alman flütçü bu gün ufak geliştirimler dışında halen kullanılmakta olan sistemi buldu. Kendi adıyla “Boehm Sistemi” olarak adlandırılan bu sistem, güzel ses niteliği ve tam bir entonasyon için, deliklerin sesbilim “Akustik” yönünden doğru yerlere ve istenilen genişlikte açılmasını sağlamıştır. Delikler üzerine, doğal olarak açık duran kapaklar yerleştirilmiştir. Çalıcı, tüm delikleri kapaklar, miller, yaylar ve perdeler sayesinde kontrol etme olanağı bulmaktadır.


Ses genişliği


a. Kalın bölüm b. Orta bölüm c. İnce bölüm

Notalar flüt için sol anahtarı ile yazılır. Üç oktavlık bir genişliği vardır ve bu sınırlar içinde her türlü kromatik ve diyatonik sesler elde edilir. En incedeki birkaç ses çok sert ve kulakları rahatsız edici olduğundan pek kullanılmaz ya da orkestranın hep birlikte çaldığı kısımlarda kullanılır…

Tınlama bölgeleri

Tüm çalgıların ve özellikle de tahta nefesli çalgıların ses genişliği içinde kendine özgü bir ses rengi olmakla birlikte kalın, orta ve ince sesleri arasında tını ayrılıkları görülür. bu tını ayrılıkları ancak dinleme yoluyla en iyi biçimde anlaşılabilir ve birbirinden ayırt edilebilir. Bununla birlikte, değişik tınlayan ses bölgeleri için, aşağıdan yukarıya bir izlenim edinilmesini sağlayıcı birkaç söz söylenebilir.

Kalın ses bölgesi

En kalın sesler ılık, pürüzlü, kadifemsi ve havalı biçimde tınlayabilir. Tek olarak duyulduğunda çok etkili ve dokunaklıdır. Yalnız, bu sesler başka çalgılar tarafından kolayca örtülebileceğinden, orkestralamanın buna göre olması gerekir.

Orta ses bölgesi

Birinci ve ikinci oktav içerisindeki la sesleri arasında kalan oktavdır. Bu sesler oldukça yumuşak ve tatlı duyulur. En güzel ezgiler, doğayı ya da kırları yansıtan flüt soloları bu ses genişliği içerisinde yazılabilir.

İnce ses bölgesi

İkinci oktav içerisindeki la notasından sonraki ince seslerdir. Sesler yukarı doğru çıktıkça sesler parlaklaşır. Bu ses bölgesinde çalınan ezgiler, huzurlu ve sakin bir hava yaratır. En ince sesler ise çok gür ve parlaktır. Kısık seslerle çalınması güçtür ve genelde orkestranın hep birlikte çaldığı kısımlarda bu sesler kullanılır. Besteciler bu sesleri kullanmak istediklerinde çoğunlukla pikolo flüt kullanmışlardır.

Orkestradaki Görevleri

Flüte orkestrada solo olarak, geniş, cantabile (şarkı söylenir gibi çalınan) melodilerden en hızlı pasajlara dek her türlü görev verilebilir. Tatlı, duygusal, pastoral (doğayı yansıtan) ezgiler daha çok orta ses bölgesinde verilir, kuş cıvıltıları, neşeli melodiler ve çocuksu pasajlar daha çok ince oktavlarına yazılır. Diğer tahta nefesli çalgılar ile çok uyumludur, iyi kaynaşır. Arka planda gerek armoniyi uzun seslerle ve çeşitli eşlik figürleri biçiminde sağlamakta çok kullanışlıdır. Tutti çalınan kısımlarda ana melodinin kemanlarda olduğu durumlarda ya kemanlarla birlikte ya da bir oktav tizlerde aynı melodiyi çalarak zenginlik sağlar.

Teknik Özellikler

Flüt tüm üflemeli çalgılar içinde en çevik ve en hünerli çalgıdır, çalamayacağı çok az şey vardır. Kromatik ve diatonik ezgiler, arpejler, uçarı ve gösterişli pasajlar, bağlı ve dilli olarak çok hızlı tempolarda çalınabilir. Ayrıca, yakın ve uzak atlamalı aralıkların tekrar tekrar gelişleri, stakato (staccato İt.), tril, tremolo, grupetto ve benzeri teknikler flütte çok kolay çalınabilir. Tek dil, çift dil, üç dil ve kurbağa dili tekniği rahatlıkla yapılır.

Flütün crescendo (kreşendo okunur) ve decrescendo (dekreşendo okunur) olanakları, diğer çalgılara göre büyük ölçüde kısıtlıdır. Bazı tril ve tremololar ise olanaksızdır. Özellikle ince seslerdeki gür pasajların çalımında çok nefes harcanması gerekir..

İnternetteki Kaynaklardan Yararlanılarak Derlenmiştir.

2997


Konsantre eksikligi nasil giderilir ?

Yazan: admin Tarih: Eki 13th, 2008 | Kategori:: Ne Nasil / Neden

Konsantrasyon calısmalarının en temel metotlarından bırı secılen her hangi bır obje uzerınde bellı bır sure dıkkatın odaklanmasıdır.Bu calışma icin herhangı bır obje seçin ve odanıza cekılerek sakin ve sessız bır sekılde o cısım karsısına gecıp oturun.sececegınız objenın bır muum alevı ,kalem bardak gıbı kucuk objeler olması daha ıyıdır

hiç bır sey dusunmeden sectgınız objeye konsantre olun kısa bır sure sonra o eşya hakkında cesıtlı fıkırler şuurunuza üşüşüverır.Oesyanın ısmı yada etıketı gordugu iş,guzelllıgı yada cırkınlıgı onunla ılgılı daha onceden edınmıs oldugunuz bır cok dusunce zıhnınıze gelmeye baslaycaktır.bunlar gecmıs tecrubelerden kaynaklanan onceden algılanmıs fıkırlerdır.Şimdi ise bunlar o ankı tecrubelerınıze engel olan seylerdır bu fıkırlerı farkettıgınız anda bırakın uzaklasıp gıtsınler.

Siz karsınızdakı objeye dıkkatınızı yoneltın ve saece onu dusunun bır baska dusuncenın zıhnınızı bolmesıne ızın vermeyın.İlk baslarda dıkkatınızı sadece o obje uzerınde tutmakta oldukca zorlanabılırsınız .Sabredın ve bu calısmayı hergun en az 4 5 kez tekrarlayın.İlk alıstırmalarınızın suresı 1 dakıka cıvarında olmalıdır

Bu calısmalaraı okulda ıste herhangı bı yerdede yapabılırsınıziçinizdekı konsantrasyon ıstegı sızı basarıya yaklastıracak en onemlı etkendır.

ALINTIDIR(ruhsal guclerı gelıstırme teknıklerı)

776


Güneş Sistemi nasıl oluştu?

Yazan: admin Tarih: Eki 13th, 2008 | Kategori:: Ne Nasil / Neden

Güneş Sistemi’nin bir bulutsudan oluştuğu düşüncesini, aynı zamanda bir fizikçi de olan Prusyalı filozof, Immanuel Kant ortaya attı.Kant, ilkel Evren ’in ince bir gazla dolu olduğunu canlandırdı düşüncesinde. Başlangıçta homojen dağılmış bu gazda,doğal olarak zamanla bir takım kararsızlıklar ortaya çıkmalıydı. Bu kütleçekimsel kararsızlıklar, kütlelerin birbirini çekmesine, dolayısıyla da gazın belli bölgelerde topaklaşmaya başlamasına yol açacaktı. Peki,bu topaklar neden disk biçimini alıyordu? Kant, bunu da çözdü. Başlangıçta çok yavaş dönmekte olan gaz topakları, sıkıştıkça hızlanıyordu. Bu, çok temel bir fizik ilkesine, momentumun korunumu ilkesine dayanır. Bu ilke, genellikle bir buz patencisi örneğiyle açıklanır: Kolları açık, kendi çevresinde dönen buz patencisi, kollarını kapadığında hızlanır. Benzer olarak, kütleçekiminin etkisiyle sıkışmaya başlayan gazlar da giderek hızlanır. Dönmenin etkisi gaz topağının incelerek bir disk biçimini almasını sağlar. İşte, bu disklerden birisi Güneş Sistemi’mizi oluşturmuştur.
Kant’ın bu düşüncesi, daha sonra birçok gökbilimci tarafından kabul gördü; ancak, herhangi bir yıldızın çevresinde böyle bir oluşum gözlenemediği için, 1980’lere değin bu düşünce, bir varsayım olarak kaldı, kanıtlanamadı.Sonra,gökbilimciler, T Boğa türü yıldızların yaklaşık üçte birinin normalin çok üzerinde kızılötesi ışınım yaydığını keşfettiler. Yıldızın etrafındaki toz bulutu,yıldızın yaydığı kısa dalgaboylu ışınımı soğuruyor; sonra daha uzun dalga boyunda, yani kızılötesi ve radyo dalga boylarında ışınım yayıyordu. Birkaç yıl sonra, gökbilimciler bazı yıldız oluşum bölgelerine radyo teleskoplarla baktıklarında yıldızların etrafındaki karanlık, toz içeren diskleri doğrudan görebildiler. Hubble Uzay Teleskopu’nun keskin gözleriyle yapılan gözlemlerde, 1600 ışık yılı uzaklıktaki Orion Bulutsusu’ndaki yıldız oluşum bölgeleri incelendi. Böylece, genç yıldızların etrafındaki gaz ve toz diskleri ilk kez görünür dalgaboyunda görüntülenmiş oldu.

256


Film hileleri nasıl yapılıyor?

Yazan: admin Tarih: Eki 13th, 2008 | Kategori:: Ne Nasil / Neden

Filmlerde izlediğimiz birçok sahne bizi şaşırtır. Sözgelimi binalar havaya uçar, yangınlar çıkar;uzay gemileri uzayın derinliklerinde dolaşır, yabancı uygarlıklarla karşılaşırlar; onlara lazer silahlarıyla saldırırlar.Gemileri öylesine gelişmiş, öylesine etkileyicidir ki bunun nasıl yapıldığına hayret ederiz. Gerçekte bütün bunlar filmin inandırıcılığını artırmak için kullanılan özel efektler yardımıyla sağlanır.

Özel efektler sinema sanatı geliştikçe gelişmiş, neredeyse sinema alanında kendi başına bir dal olmuştur. Efektler her zaman teknolojiyle iç içedir. Gelişen bilim ve teknolojiden filmler de payını alır ve özel efektler yardımıyla inandırıcılıklarını ve görsel malzemenin zenginliğini artırırlar. Yağmur için su borularıyla ya da hortumlarla su püskürtmek artık klasik- leşmiş bir tekniktir.Hortumlarla yağmur yağdırmanın yanı sıra daha büyük alanlara yağmur yağıyormuş izlenimi için su fıskiyeleri de kullanılır.

En sık kullanılan efektlerden biri de rüzgâr sağlamak için kullanılan vantilatörlerdir. Esen rüzgârın hızına göre bu vantilatörlerin büyüklüğü de değişir.Ha- fif bir esinti için fazla büyük olma yan vantilatörler yeterli olurken kuvvetli rüzgârlar için daha büyüklerine gereksinim duyulur. Hatta şiddetli fırtına ya da kasırga izlenimi yaratmak için güçlü rüzgâr makineleri ve bunları çalıştıran uçak mo- torları kullanılır.

Aynı efektler Süpermen filmlerinde de kullanılmaktadır. Önce açık bir fon üzerinde Süpermen rolünü oynayan aktörün uçuşu görüntülenir. Bu görüntüden yüksek kont- rastlı bir kopya çıkarılır. Bu kopya üzerinden Süpermen’in görüntüsü deku- pe (optik olarak kesilerek)edilerek çıkarılır. Arka plan önce tek başına sonra her kare üzerinde dekupe edilen görüntünün yeri boş bırakılarak çekilir. Filmlerin üst üste bindirilmesiyle uçan adam görüntüsü ortaya çıkar. Bu görüntüleri daha inandırıcı hale sokmak için vantilatörler yardımıyla Süpermen’in pelerininin uçuşması sağlanır.

102